DİL VE KÜLTÜR

Dil insanlar arasındaki iletişimi sağlayan yazılı, sözlü ve vücut dili gibi anlatımlardır. Duyguların, düşüncelerin ve isteklerin aktarılması için oluşturulmuş harfler aracılığıyla insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir dil. Dil, kuşaklar arasındaki bağı güçlendirir ve kültürün yeni kuşaklara aktarılmasını sağlar. Onun içindir ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkiler. Bu da doğal bir süreklilik gerektirir. Toplumun […]

DİL VE KÜLTÜR

Dil insanlar arasındaki iletişimi sağlayan yazılı, sözlü ve vücut dili gibi anlatımlardır.

Duyguların, düşüncelerin ve isteklerin aktarılması için oluşturulmuş harfler aracılığıyla insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir dil.

Dil, kuşaklar arasındaki bağı güçlendirir ve kültürün yeni kuşaklara aktarılmasını sağlar. Onun içindir ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkiler. Bu da doğal bir süreklilik gerektirir. Toplumun benimsemesi olmadan bir dile dışarıdan etki etmek zordur.

Günümüzde, özellikle azgelişmiş ülke ulusları üzerinde yoğun bir küresel baskı vardır ve bu baskı doğal olarak ulusal dil ve kültürü etkisi altına almıştır.

Dil ile ulus devlet arasındaki ilişkinin niteliğini ve etki alanını saptamak, saptamalardan bugüne yönelik sonuçlar çıkarmak ve bu sonuçlara uygun davranmak; ulusal varlığın korunmasıyla ilgili bir sorundur. Bu sorunun çözümü, ulus–devlet üzerine yoğunlaşan küresel kuşatmanın aşılmasını ve bu amaçla oluşturulacak uygulanabilir politikaların belirlenmesini sağlayacaktır.

Toplum biçimlerinin tümünü kapsayan ve her zaman etkili, her zaman yaşamsal bir olgu olan dil; uygarlık tarihinde, toplulukların varlıklarını sürdürmelerinin koşulu ve göstergesidir. Ekonomik ve askeri çatışmayla kurulan egemenliğin kalıcılığı, dil ve kültür üzerine uygulanan baskı ile sağlanır. Ekonomik sömürüyle ilgili bir sorun olan dil bozulması, sonu özümleme (asimilasyon) ye dek gidecek ulusal çöküşün başlangıcıdır. Egemenler, dilde bozulma sağlayarak, yalnızca o dili kullanan insanlar arasındaki iletişim ve bilgi aktarımını engellemekle kalmazlar, aynı zamanda toplumun ortak duygu ve düşüncelerini, bağlı olarak en etkili örgütlenme ve öz savunma aracını da ellerinden almış olurlar.

Dil ve dilin toplumsal iletişim ve ulusal bilince ilişkin önemini özetlemeye çalıştım. Atatürk’te kurtuluş savaşı sonrası ulusal bilincin güçlenmesi için dil’e büyük önem vermiştir. Dilin gelişmesi ve yaygınlaşmasında basının da önemi çok büyüktür.

Osmanlı zamanında okuması yazması olmayan bir Rum vatandaş akşam evine giderken bir ekmek ve birde Rumca basılan bir gazete alırmış. Bunu gören ve kendisini aydın sananlardan biri bir gün ona; “okuman yazman yok niye gazete alıyorsun” diye alaylı bir soru sormuş. Onun yanıtı ise; “bu gazete benim dilime hizmet ediyor, Bende gazeteyi alarak dolaylı da olsa dilime hizmet etmiş oluyorum” demiş.

Buradan hareketle gazetecilikten ekmek yiyen dostlarıma sesleniyorum. Gazetenizde köşe yazısı ve haber yaparken TÜRKÇE’nize özen gösteriniz.  Örneğin “yarışma START aldı” yerine “yarışma başladı” demek çok mu zor. Belki siz bir şey kaybetmiyorsunuz ama DİL’imiz, ulusal bilincimiz çok şey kaybediyor.

Birde kendini Atatürkçü ve Aydın gösterenler var. Gösteren diyorum çünkü gerçekte öyle değiller. Kendilerini Kültürlü göstermek için halkın anlamayacağı yabancı sözcük kullanmayı pek seviyorlar. Hem halktan uzaklaşıyorlar, hem Atatürkçülüğe zarar veriyorlar.

İşin özeti; eğer gazeteciysen, Atatürkçüysen, Aydınsan, diline “Türkçe”ne özen göstereceksin.

 

 

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle