KONUK KÖŞE YAZARI HÜSEYİ ERGÜL; İMSULATİF İNSAN VE SANATI

Yazar Hakkında Son YazılarıAbout korfezŞAİRHANE; ORHON MURAT ARIBURNU – 3 Nisan 2017CINGILLIPINAR YİNE YENİ YENİDEN – 28 Mart 2017KÖRFEZ EMEKLİLER DERNEĞİNDEN ANLAMLI ETKİNLİK – 24 Mart 2017ONLAR BUNU HEP YAPIYOR! – 23 Mart 2017ONLAR BUNU SÜREKLİ YAPIYOR! – 2 Şubat 2017CHP’Lİ VEKİLLERDEN EDREMİT ÇIKARTMASI – 30 Ocak 2017 DOKUNAN YANIYOR – 30 Ocak 2017ŞİİR VE FOTOĞRAFI […]

KONUK KÖŞE YAZARI HÜSEYİ ERGÜL; İMSULATİF İNSAN VE SANATI

SU; Yaşamın kaynağı. Sudan geldik insan olarak. Büyük öğreti öyle söyler. Aslımız bir damla su. Sudan şimdiki vücudumuzu bulduk. Her insanın vücudu, farklı olsa da, aslı sudur. Maddi bedenimizin maddi temeli, suda şekillenerek, hücresel yapıya bürünür. Çok daha öteleri, yine maddesel değerlerle anlatılır. Enerjiye kadar gider yolumuz. Enerji ve öteleri, dönüşümleridir.  Kendimize madde gözüyle baktığımızda ve bunu kendisiyle sınırladığımızda, maddeci, materyalist gözle bakmış oluruz.  Ama bu yetmez ki, insan evladı için, maddi ve manevi değerlere bir bütün olarak bakmak zorunluluğu doğar.

İşte bu ayrımsız bakış, İMSULATİF bakıştır. Bu ayrımsız insan, İMSULATİF insandır. O sonsuzdan gelir, kendi sonsuzluğuna açılır.

 

İMSULATİF sanat anlayışı, içinde bulunduğu her türlü doğallığa sanat gözüyle bakar. İMSULATİF insanın, İMSULATİF sanat anlayışı yaratma kavramında düğümlenir. Buradaki yaratma, yoktan var etmek değildir. Var olandan hareketle varları kullanarak olmayan bir şeyi vücuda getirmektir. Bu kaçınılmazlıktır.

Yaratılmış hiçbir varlık, yoktan var etmek gücüne sahip değildir. Yoktan var etme, ancak Allah’a mahsustur. Sanatçı ilhamını Tanrı’dan alarak eserlerini üretir. Tanrı ilhamı sanatçıya verir.

 

Soyutun içinde bir arayış duygusu, içinde yeni bulunarak, yeni bilinecek varlıklara işaret eder. Bedenli bedensiz ilişkisi, bu ilişkide ipuçları bulma yolunda, İMSULATİF kavramın bulunması gibi yüksek bir adım atmış oldu SEKURALTI FELSEFE.

İMSULATİF kavramının doğumu gibi, yeni doğumlar olacaktır. İlk İMSULATİF resmi kendi üretmeliydi. Yetmiş çarpı yüz ölçülerinde bir eser bu yolda yol almıştı bile. Onu okumanın, tercüme etmenin zamanıydı. Çünkü sanat bir dildi.

Önce kendiliğinden oluşan, imlere, desenlere, işaretlere, lekelere ve çevrelerindeki oluşumlara dokunmadan, yenilerini arama yolunu seçti ve çevirisine başladı. Ellerini göğe açmış bir adam. Sol kolu üzerinde bir havlu. Parmaklarının üzerinde ayna varmış gibi bakışlarını oraya doğru çevirmiş. Sol el parmakları yok gibi, belirsiz. Omuz düzeyinde iki figür, sanki çarşaf giyinmişler gibi. Birinin yüzü açık, ayrıntısız. Öteki figür sırtı dönük ve kapalı. Şu yeşil adam bir yüzü yarı gölgelenmiş öteki yüzü açık ayrıntılı. Kendiliğinden oluşum. Kaybetmek istemediği değer. Koşulları, nedenleri, neden öyleleri ve saire cevap bekleyen uyarılar.

 

Somut ve soyut varlıklar arasında bir sınır, geçiş köprüsü olabilecek bir varlık ya da, yeni bir şey düşünmesi, iyi bir fonksiyon oldu. Bu fonksiyonun birinci adımı, madde öncesi aleme, ikinci adımı, madde sonrası aleme oldu.  Bu alemlerde daha önce alt yapı oluşturacak  SEKURALTI felsefe yapıları vardı. Bilgi hazineleri vardı. Oradan dilediği kadar faydalanabilirdi. İki elips arasında bir adet olmak üzere iki adet kelebek yapmıştı. Bilerek ve isteyerek, planlı, programlı.

Resim tamamlandıkça onlar deforme olarak kanatlar içinde yeni oluşumlar doğdu.  Müzikteki titreşimler, frekanslar misali, titreşimlerden (imler) doğuyordu.

Bu imler bilinçaltı denilen kendi iç aleminden gelmiyordu. Bu kesindi. Zaten şuuraltı kavramına başka bir gözle bakıyordu. Altıda bir üstüde birdir yerin . Söylemi misali. Kendiliğinden gelen imleri kaybedemezdi. İşte o imler gerçek sanat eserinin ilhamlarının hediyesiydi kendi adına.

 

Daha derinlerde bir şeyler aranırsa ilginçlikler olur.  Sen, onları öyle gördüm ve yaptım diyebilirsin. O zaman bende,  Peki gördüğünü ortaya çıkarıp, maddi gözüne uyarı gönderen kim. İlginç bir soru. Aradığı alanlardan bir doğumun müjdesi gibi.  Pelikanın üzerindeki koyu mavi böyle (ben buradayım )diyor. Bana uyarı gönderinceye kadar karga olduğunu bilmiyordun.  Nasıl olurda bu kargayı ben yaptım diyebilirsin. Denmez elbette. Ama derinlik devam eder. Sağdaki elipsin üzerindeki iki yeşil figür yaşlı çınar ağacının gövdesinden alınmış iki şekil. Ciddi anlamda herhangi bir yaratığa benzemiyor. Fakat, bir denge, bir uyum ve anlatımı var. Resim yapma eylemi devam ettikçe memeli doğumunu andıran görüntüler ortaya çıkıyor. Daha çok insan bedeni, Ama doğum sonrası oluşumda ne? O sonraki haller için yorumlanabilir bir durum.

 

Küçük (im) de okunacak çok şey var. Figürlere bakıp bir şeylere benzetmek kolay ama onun ötesinde bir şeyler var. Fala bakar gibi değil, Uyarı, uyarı ile ilişki, ya da verilen tepkiler ve aralarındaki bağ veya bağlar.

Sandalyeye oturmuş genç insan nereye bakıyor? Niçin bakıyor? Onun baktığı yere yöne bizde bakarak, aynı perspektif ile gördüğümüzü nasıl söyleyebiliriz.

O bizim yaptığımız resim. Nasıl onu bizmiş gibi kabul ederiz?  İlginç ama bakıyor. Koltuğa (ya da bir tür sandalye) oturmuş bakıyor kendi yönüne. Dilini çıkarmış, hayretle bakan bir geyik. Hayretle bakışını bir tane gözünden anlıyoruz. Çünkü ikincisini göremiyoruz. Bir hayret bakışı var. Bakan geyik biliyor. Bakan göz ve görme olayını yorumlayan beyinde biliyor.  Bizim hayretimiz kime yansıyor? Bu soru bolluğu hangi noktada duracak ve cevap bulacak? Gün batımı kızıllığındaki bölgede adam, altın sarısı ufka bakarak havayı soluyor. Kokluyor. Figür huzur yansıtıyor. Doğumdan sonra kopmayan göbek bağına rağmen sırt çevirme görüntüleri niçin böyle görülüyor?

 

Hele hele, içindeki öteki figür sanki merak etmek için orada duruyor. Yeşil adamın yakınlarında, uzun yüzlü, gözleri kapalı biri var. Düşündüğü belli ve açık. Yeşil adamla sohbet eder gibi. Fısıldaşıyorlar. Ve bu iki adamı dinleyen bir kulak. Oda onları dinliyor gibi. Bütün bunların hemen hemen, hiçbiri baştan kurgulanmış değil. İşte, yaratma kavramı bu söylenen alanlarda harekete geçer. Soyut ve somut varlık arasında bir oluşum arayışı başlar. Bir kavram veya oluşum bulabilmek aklın bir fonksiyonu olan düşünce gücü ile ve buna kuvvet veren manevi gücün etkileriyle olur ancak. Bu şuna benzer. Mikroskop altındaki alemlerin görüntüsü, büyütülerek, birer sanat harikası oluşturulabilir. Ama biz o alemi çıplak gözle göremeyiz.  Aynı tür düşünüşle şu öngörüyü söyleyebiliriz. Geleceğin İMSULATİF SANATI, atom alemine kuantum alemine, enerji alemine ve benzeri alemlere dalarak, İMSULATİF sanatın her türlü sanat eserlerini ayyuka çıkaracaktır.

Yaratma gücü içinde yaratma fonksiyonları olan düşünceler, akıl gücünün sonuçları olarak ortaya çıkar. İMSULATİF sanatın, (Dünya zamanı )na göre hem geçmişi sonsuzdan gelir, hem geleceği sonsuza açılır. Ve, sonsuz bir yelpaze çeşitliliği içerir.

 

Bu nedenle İMSULATİF SANAT, sanatın her tür çeşidini en geniş olarak kapsayan tümleridir. Akıl sonsuzluk nimetidir. Bilebildiğimiz kadarı ile en çokta biz insanlara verilmiştir. Biz insanları insan yapan, öteki varlıklardan ayıranda odur.  Bu nedenle SEKURALTI FELSEFE, şöyle der; “Aklın sanata dönüşür olması, hem sanatın, hem aklın anlaşılır olmasının kapılarını açar. Bu kapıları açacak anahtarları bulan İMSULATİF İNSANLAR olacaktır.”

HÜSEYİN ERGÜL

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.