“YURTTA TERÖR, CİHANDA SAVAŞ”

Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün tam tersi olan günlere getirildik AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından. Peki neden ve niçin bu hale getirildik. “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, önderi, istiklal harbi kahramanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Nisan 1931’de seçim dolayısıyla seçim beyannamesinde dile […]

“YURTTA TERÖR, CİHANDA SAVAŞ”

İbrahim KızılerYüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünün tam tersi olan günlere getirildik AKP iktidarı ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından. Peki neden ve niçin bu hale getirildik.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” sözü ilk defa Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, önderi, istiklal harbi kahramanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından 20 Nisan 1931’de seçim dolayısıyla seçim beyannamesinde dile getirilmiştir. Yüce önderimiz bunu şöyle söylemiştir. “Cumhuriyet Halk Fırkasının müstakar ( sabit, hiç değişmeyen) umumî siyasetini şu kısa cümle açıkça ifadeye kâfidir zannederim: Yurtta sulh, cihanda sulh için, çalışıyoruz”

Bu ilke 1961 ve 1982 Anayasalarında da yer alan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politika düsturudur. Devlet yönetiminde ve her türlü devlet faaliyetlerinde yönlendirici bir nitelik taşıyan, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh,, ilkesi, sadece bir parola değil, aynı zamanda bir üstün hukuk kuralıdır. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi bir taraftan yurt içinde huzur ve sükûnu, güven içinde yaşamayı, diğer taraftan da milletlerarası barış ve güvenliği hedef tutar, ilke, hem iç politikanın, hem de dış politikanın temel dayanağıdır. Dünyada olabilecek herhangi bir rahatsızlığın herkese zarar verebileceğini, bu yüzden de milletlerin diğer milletlerin sorunlarına kayıtsız kalamayacağını ifade eden Atatürkçülüğün bütünleştirici ilkelerindendir. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” en geniş ve yaygın anlamı ile, teknik bir deyim olan kollektif güvenliği, milletlerarası barışın korunmasını ve devamlılığını da ifade eder.

Türkiye cumhuriyeti devleti varlığını muhafaza edebilmek için Yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün belirlediği ilkelere sadık bir iç ve dış politika uygulamak zorundadır. Çünkü bulunduğumuz coğrafya hem stratejik açıdan, hem de yer altı ve üstü kaynaklar bakımından her zaman emperyalist ülkelerin çıkarları açısından elde edilmesi gereken bir konumdadır. Emperyalist ülkeler devletimizin gelişmesini ve güçlenmesini ve ekonomik açıdan kendisine yeterli bir konuma gelmesini asla istemezler. Her yönden gelişmiş bir Türkiye, İç barışı sağlamış, Laikliği, insan hak ve özgürlüklerini geliştirmiş bir Türkiye Emperyalizmin hayallerinin sonu olacaktır. İşte bu sebeplerle Atatürk’ün ölümünde hemen sonra içte ele geçirdikleri bazı iş birlikçiler ile hemen karşı devrim atağına geçmişlerdir.

İlk önce Anadolu da birlik ve beraberliğin sağlanmaması için etnik temelli oluşumları ardından da dinsel ve mezhepsel ayrılıkları kaşımaya başladılar. Laikliği sonlandırıp, biatçı bir toplum yaratmak için dini kullanmaya başlamışlardır. Ülkemiz coğrafyası içerisinde 29 etnik köken yaratmışlar ve güya “Halklara özgürlük” söylemi ile bu etnik ayrıştırmayı körüklemeye başlamışlardır. Bu ayrıştırmanın ilk aşaması Nasturi ayaklanmasıdır: (7 Ağustos-26 Eylül 1924) Güneydoğu Anadolu’da Süryanilerin bağımsızlık için başlattığı isyan hareketidir. Nasturiler, I. Dünya Savaşı’na girildiğinde Osmanlı’ya karşı cephe almışlardı. İçlerinden büyük kısmı Rusya İmparatorluğu’na sığınmış ve İran’ın Hoy, Urmiye bölgesine yerleştirilmişlerdi. Ekim Devrimi sonucu Çarlık ordusu bölgeden çekilince zaman zaman Türkiye kuvvetleriyle çarpışmışlardı. Böylece Türkiye idaresinden çıkmaya yönelen Nasturiler, Musul sorunu’nun İngiltere ile bir savaş olasılığını da içeren derin bir anlaşmazlığa dönüştüğü sırada İngiltere desteğini arkalarına alarak ayaklandılar. İsyan 26 Eylül’de kesin olarak bastırıldı. Sınırı geçerek kaçmak zorunda kalan Nasturiler de İngiltere mandasındaki Irak’a sığındılar.

Bu isyanla isteklerine ulaşamayan Emperyalistler bu defa da Şeyh sait isyanını peydahladılar 13 Şubat 1925 ; İslami kesim bu isyanı ve isyan önderi Şeyh Sait’i din adına harekete geçtiğini iddia etseler de gerçek asla böyle değildi. Şeyh Sait isyan başlangıcında yaptığı konuşmalarda şunu söylüyordu: “Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Milli Eğitim’e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim. Bu söylem gerçeğin üzerini örtmek için kullanılıyordu aslı tabi ki böyle değildi.
I. Dünya Savaşı’nın sonucu Osmanlı İmparatorluğunun dağılması ile, Kürtler de bağımsızlık peşine düştüler. Bu amaçla kurulan, Kürt Teali Cemiyeti, İngiltere’nin mandası altında bağımsız bir Kürt Devleti kurmayı öngörüyordu. Bu cemiyet, Cumhuriyet’in ilanından sonra resmen dağıldı ise de, Kürt İstiklal Komitesi adı altında faaliyetine devam ediyordu. İsyan başladıktan sonra, Seyyit Abdülkadir, İstanbul’daki Kürtleri, silahlı bir irtica hareketine sevke teşebbüs etmiş, bu yolda planlar hazırlamıştır.
Şeyh Sait olayının ayrıca İngilizlerle de ilgisi vardı. Lozan’da halledilmeyen Musul sorununun 1924 yılında İstanbul’da toplanan İngiliz Konferansının sonuç vermemesi üzerine, Milletler Cemiyeti’ne götürülmesi gerekliydi. İngiltere bir taraftan Musul halkının Türkiye ile birleşmek isteğini önlerken, diğer taraftan da Türkiye dahilinde, isyan ve kargaşalık çıkararak Türkiye’nin siyasal istikrarını sarsmaya çalışıyordu.

Bu ve bitmek tükenmek bilmeyen isyanlar, etnik ve dinsel kışkırtmalar arasında bugüne kadar geldik. 2002 yılında iktidarı dinsel söylemlerle ele geçiren AKP, iktidara geldiği günden bugüne kadar ülkemizde Üretime yönelik, emeğe yönelik, iş ve işçi hakları konularında, sendika ve diğer emek örgütlenmeleri hakkında, Fikir ve düşünce özgürlüğü hakkında, Eğitim ve laiklik konularında iyileştirici tek bir adım atmadığı gibi. Cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana elde edilen tüm hakları yok etmiştir.
Zamanın Başbakanı ve günümüzün Cuhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu planı (BOP) Eşbaşkanı olduğunu açıklıyor, gelen tepkiler üzerine bu söylediğini reddetmek zorunda kalıyor. Bununla da bitmiyor tabi söyledikleri, Basından ve görsel medyadan izlediklerimizden birkaç tanesi Bugün Türkiye’nin başına örülen çorabın habercisidir. Çeşitli tarihlerde şunları söylüyordu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan;
-Türkiye, kendisine din olarak Kemalizmi almış, başka hiçbir dine hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir. Oysa en üst belirleyici İslam’ın ilkeleridir. Her şey ona göre belirlenir. (Kaynak wikiquote.org.)
-Elhamdülillah Müslümanım diyenlerin, şeriatçıyım demesi de gerekir. . (Kaynak wikiquote.org.)
-Elhamdülillah şeriatçıyım. . (Kaynak wikiquote.org.)
-Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok. . (Kaynak wikiquote.org.)
-Bu mücadeleyi iktidara getirme noktasında eğer benim emir komuta merkezim bana “papaz elbisesi giymen gerekiyor” diyorsa yaparım dedim. Papaz elbisesi dahi giyerim. Bu var mı usulün içinde? Var tabii ki. . (Kaynak wikiquote.org.)
İşte Türkiye’nin üzerine kara bulutların yığılmasının “Yurtta sulhi cihanda sulh” prensibinden “Yurtta terör, cihanda savaş” konumuna gelmemizin sebebi olan düşünceler.

Yorumlar

yorum