ENKAZ

İnsanların en büyük derdi geçim sıkıntısı. Evine çoluğunun çocuğunu rızkı için alın teri ile hak edilmiş ana sütü gibi helal ekmek parası kazanabilmek. Şöyle bir etrafımıza baktığımızda bu amaç için emeği ile çalışan çeşit çeşit insan görüsünüz. Bazılarının düzenli geliri olan, yeterli ya da ucu ucuna yetebilen bir maaşla özel ya da devlette çalışan memurlar […]

ENKAZ

İnsanların en büyük derdi geçim sıkıntısı. Evine çoluğunun çocuğunu rızkı için alın teri ile hak edilmiş ana sütü gibi helal ekmek parası kazanabilmek.

Şöyle bir etrafımıza baktığımızda bu amaç için emeği ile çalışan çeşit çeşit insan görüsünüz.

Bazılarının düzenli geliri olan, yeterli ya da ucu ucuna yetebilen bir maaşla özel ya da devlette çalışan memurlar işçiler.

Köyünde kasabasında toprağını işleyen, hayvancılık yapan üreten çiftçiler.

Simitçiler, işportacılar, pazarcılar, esnaf, sanatkâr. Çöplerden hurda kağıt, plastik vs toplayanlar, ayakkabı boyacıları.

Her biri alın teri ile çalışan kimseye muhtaç olmamaya çalışarak geçimini sürdürme çabasındaki insanlar.

Bu insanlar hiçbir çıkar ilişkisi düşünmeden, devletine rejimine kin tutmayan ama ülkesinin Büyük önderi Atatürk’ün izinde çağdaş bir ülkede yaşamak isteyen çoğunluk.

Biraz sermayesi olup, küçük ya da büyük işler yapan iş adamlarımız var. Bunlarında çoğunluğu yukarıda bahsettiğimiz düşüncede olup devletine karşı yükümlülüğünü düzenli yerine getirenler.

Birde vazgeçilmezimiz siyaset adamlarımız var. Bunların içinde de dürüst çalışkan, vatanına milletine bağlı saygılı siyasilerimiz. Devletini tek kuruşunu bile düşünen siyasilerimiz de var.

 

Siyaset, ticaret ve bir de din tacirliği işin içine girdimi çürük yumurtalar hemen belli oluyor.

Daha çok kazanma hırsı, her şeyin önüne geçince işler çığırından çıkıyor.

İhale kapmalar, ihale dağıtmalar, rüşvetler, tehditler, belden aşağı vurmalar, şantajlar tehditler. Toplumsal değerlerimiz, milli ve dini değerlerimiz ne varsa para kazanma amacıyla ayaklar altına alınıyor.

 

Girişte anlattığımız sade vatandaş, değerlerine sahip çıkarak her türlü zor şartlara rağmen hayatını idame ettirmeye çalışırken, çürük yumurtalarımız ülkeyi parsel parsel satıp soyup soğana çevirmeye çalışıyorlar.

 

En acısı da Halkın oyları ile halka hizmet etmek sözleri ile bir yerlere gelmiş, Milletin kürsüsünden anayasaya ve Atarürk’ün ilke ve devrimlerine sadık kalacağına yemin etmiş siyasilerimizin ihanetleri.

 

Televizyonlarda izlemişsinizdir; İçişleri bakanı Sayın Efkan Ala’nın Anayasa konuşmasını ve Sayın Emine Erdoğan’nın 90 yıllık Enkaz açıklamasını.

Enkaz deyince bende şu çağrışımı yaptı. Bir bina düşünün yıkılmış, tahtalar, demirler, metaller. Kırılmamış tuğlalar kiremitler. Enkazın olmazsa olmazları yani. Bu işe yarayan para eden cinsten ne varsa ayıklanır, hurdacılara satılır. Molozlar kalır ve onlarda en sonunda bir yere dolgu malzemesi olarak kullanılır.

 

Gelelim ülke enkazına. Evet Türkiye cumhuriyeti kurulduğunda ekonomisi, sermayesi yoktu veya çok azdı.  Birde dünyada ekonomik burhan yaşandı. Savaştan yeni çıkılmış ayakta durmaya çalışan cumhuriyet her alanda yükselmenin çabasına girdi. Bir taraftan Osmanlıdan Kalma borçlar ödenmeye çalışırken bir taraftan da yatırlımlar yapılmaya çalışılıyordu.  Bu güne kadar sata sata bitirilemeyen sekalar, telekomlar, bankalar, şeker fabrikaları, dokuma fabrikaları vs. o cumhuriyetin değerleriydi.

 

Yani bugün enkaz edebiyatı yapanlar o enkazın ekonomik değerlerini sattıkları halde ülkenin dış burcunu da kat be kat arttırdılar. Ülkenin ekonomik değerleri yandaşlara  dağıtılarak yeni yeni zenginler yaratıldı.

 

Sade vatandaş olarak ben bu durumdan çok rahatsızım. Benim gibi milyonlarca vatandaşımızın da rahatsız olduğunu düşünmekteyim.

 

Hüseyin EROĞLU

Yorumlar

yorum