BİZE YABANCI OLMAYAN BİR SİMA

Onun çevresine hükmetmesini sağlayan unsur şahsiyetinin çıplak gücüdür. Hiçbir zaman egemen bir iktidar değil, bir tür “egemen benliğe sahiptir. Çelişkili bir karakter, sağlıklı bir hastalık hastası, kolaylıkla gözyaşlarına boğulabilen zalim bir despot. Çatışmayı daima uzlaşmaya tercih eder. Hiçbir zaman eylemlerinin tam sorumluluğunu üstlenmemiştir. Şahsi konularda hatalarının sorumluluğunu alacak cesareti yoktur Giderek daha fazla ve daha […]

BİZE YABANCI OLMAYAN BİR SİMA

Tamer KAYIKÇI

Onun çevresine hükmetmesini sağlayan unsur şahsiyetinin çıplak gücüdür. Hiçbir zaman egemen bir iktidar değil, bir tür “egemen benliğe sahiptir.

Çelişkili bir karakter, sağlıklı bir hastalık hastası, kolaylıkla gözyaşlarına boğulabilen zalim bir despot.

Çatışmayı daima uzlaşmaya tercih eder.

Hiçbir zaman eylemlerinin tam sorumluluğunu üstlenmemiştir. Şahsi konularda hatalarının sorumluluğunu alacak cesareti yoktur

Giderek daha fazla ve daha açık bir şekilde siyasetin iyi veya kötüyle, değer ve ahlak eksikliğiyle değil, güç ve çıkarlarla alakalı olduğunu öne sürmekteydi.

Gömlek değiştirir gibi değişik rollere bürünen hünerli bir düzenbazdır. Ama yine de doğruyu söyleyebileceği, şu veya bu kimseyi nasıl aptal yerine koyduğunu anlatabileceği başka bir dinleyici grubuna ihtiyaç duymaktaydı.

İşine geldiğinde demokrasiyi kullandı. Otoritesine karşı koyabilecek solcular ile müzakerelere girdi.

Güç adaletten önce gelir ilkesini geliştirmekle suçlandı.

Milletvekilleriyle ilgili görüşünü açıklarken “vekiller genel olarak aptal değil. Tek tek bakarsan bu insanlar kısmen zeki, çoğunluğu iyi eğitimli, standart üniversite kültürüne sahip kişiler… fakat bir araya gelir gelmez, tek tek zeki olan bu kişiler aptallaşıyor.

Dünyadaki ahlaki güçler hakkında en ufak bir fikri yok.

Diplomatik diyalektik ve insani zekayla herkesi kazanabileceğine ve yem atmakla liderlik edebileceğine inanıyor. Muhafazakarlarla muhafazakarca, libarellerle libarelce konuşuyor ve bunu yaparken çevresi için öyle üstten bir küçümseme veya öyle inanılmaz yanılsamalar açığa vuruyor ki, ürpermekten kendimi alamıyorum. Ne pahasına olsun, şimdi ve gelecekte makamında kalmak istiyor, çünkü elini çeker çekmez kurmaya başladığı yapının çökeceğine ve alay konusu haline geleceğine inanıyor.

Yetkilerini devredememekte, muhalefetten nefret etmekte, diğerlerinden daha zeki olduğunu düşünmekte, her aşamada şahsi veya maddi engellerle karşılaşmakta. Onu kimse anlamıyor,arzularını doğru olarak yerine getiren kimseyi bulamıyor ve kimseye güvenmiyor. Herkese ve her şeye karşı neredeyse sürekli olarak hiddet duymakta.

Kabalığı, zalimliği, öfke patlamaları tabiatının gereğinden başka bir şey olmadığı sürece, tavırları önemsenmeyebilir… Fakat insanı çıldırtma yöntemleri ve şerefini zedeleyerek aşağılaması söz konusu olduğunda işin rengi değişiyor. “Aşağıla ve mahvet” yöntemlerini kullanmayı, kurbanını uzaktan ayarlanan zehirli yayınlarla halkın gözünde aşağılamayı ve nihayet öldürücü yumruğu indirmeyi ondan daha iyi bilen kimse yoktur.

Korku kampanyası başlatarak, vatan sevgisinden mahrumiyetle suçlayacağı … partiden kurtulabileceği, aklında bir şimşek gibi çaktı.

“kullan ve at” istihdam sistemi astlarına muamelesinin değişmez bir özelliğidir.

Yerine gelecek olan kişinin yapacakları dışında zulmettiği, yalan söylediği ve kandırdığı herkesin serbest kalacak öfkesinden korktuğu için yerinden ayrılamıyor… kötü karakterli bir insandır; dostlarını ve kendisine en çok yardımı dokunan insanları inkar ekmekte tereddüt göstermemiştir. Resmi makamını muazzam ölçülerde zenginleşmek için kullanmış ve kimsenin liyakatine inanmadığı çocuklarını aklı almaz bir kural tanımazlıkla yüksek makamlara getirmiştir.

İktidar şehveti bu adamın üzerinde şeytani bir hakimiyet kurmuştu.

Partili meslektaşlarını kullanmakta ve istismar etmekte. Onun için bu kişiler kendisini bir sonraki menzile götürecek posta atlarından ibarettir.

Yukarıda okuduklarınızdan sonra kafanızda kim canlandı?

Birçoğunuzun aklından geçeni tahmin edebiliyorum ama o tahmininizde yanılacaksınız gibi! Zira tahmin ettiğinizin aksine yukarıda bahsedilen kişinin kendisinin ya da kendisi hakkında tanıdıklarının aktardıklarından kısa notlar şeklinde size tanıtmak istediğim kişi yaklaşık 150 yıl öncesinde Almanya’nın birliğini sağlayan Bismark’tan başkası değil. Altını çizip size aktardığım bu sözler Jonathan Steinberg’in Bismark adlı eserinden alınma.

Kendisi her ne kadar 19. yüzyılın en önemli şahsiyeti olsa da sahip olduğu kişiliğiyle diktatör damgasını yemekten kurtulamamıştır. Uzun yıllar iktidarı elinde tutmasıyla alman halkına aşıladığı değerler sayesinde ileriki yıllarda Alman halkının trajediler yaşamasına neden olmuştur. Almanya 1. ve 2. Dünya savaşlarına Bismark’ın geride bıraktığı değer yargıları ile girmiştir. Hitler’in ustası Bismark’tır.

Çeyrek yüzyıldan fazla iktidarda kalmış, devleti olağanüstü şartlarda ve olağanüstü yetkilerle yönetmiş, azledildiğinde görevi teslim alan yeni başbakan Caprivi; Bismark idareye büyük zarar vermiş, kamu hizmetini kulluğa dönüştürmüş demekteydi. Öncelikle halka bilincini geri kazandırmalı, halk sıradan insanlarla da iş görebilmeli diye eklemekteydi. Bismark’ın geride bıraktığı rejimi ancak kendisi gibi anormal birisi yönetebilirdi.

Diktatörlük her zaman onu tatbik edenleri ve ona tabi olanları alçaltır. Bismark görevi bıraktığında Alman halkının kulluk duygusu perçinlenmiş, uzun zaman itaat kültüründen vazgeçemeyecek hale gelmişti. Alman halkına en büyük kötülüğü bu olmuştur ve Hitler’in hangi şartlarda iktidara geldiğinin de ipuçlarını burada bulabilirsiniz.

Aradan 150 yıl geçmesine rağmen başka bir coğrafyada benzer olayları yaşıyoruz. Yukarıda aktardıklarımız yabancısı olmadığımız, her gün yaşayarak gördüğümüz olaylardan farksız. Alman halkı bunun bedelini iki dünya savaşında milyonlarca insanını kaybederek, tüm şehirleri yıkılarak ödedi. Aynı bedeli ödememek için günümüzdeki benzer diktatörlerin de bir an önce tarihe karışmasında sayılamayacak kadar çok fayda var.

Yorumlar

yorum