KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ

Doksan iki yıllık Cumhuriyetimizde, Özellikle yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinden sonra ki süreç içerisinde 29 Ekim 1923 ten itibaren kazanmaya başladığımız değerlerimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık. Cumhuriyetin ilanından yüce önderimizin ebediyete intikaline kadar, cumhuriyeti kuran kadroların Ekonomik ve toplumsal yaşam üzerinde ülkemize kazandırdığı çok önemli değerlerimizi korumak ve geliştirmek şöyle dursun her gün […]

KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ

İbrahim KızılerDoksan iki yıllık Cumhuriyetimizde, Özellikle yüce önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ebediyete intikalinden sonra ki süreç içerisinde 29 Ekim 1923 ten itibaren kazanmaya başladığımız değerlerimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık. Cumhuriyetin ilanından yüce önderimizin ebediyete intikaline kadar, cumhuriyeti kuran kadroların Ekonomik ve toplumsal yaşam üzerinde ülkemize kazandırdığı çok önemli değerlerimizi korumak ve geliştirmek şöyle dursun her gün içini boşaltmaya devam ediyoruz.

Kurtuluş Savaşı’mızın zaferle sonuçlanması ve arkasından Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızın onaylanmasından sonra “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti”, 29 Ekim 1923 günü yapılan Anayasa değişikliği ile Cumhuriyeti yönetim şekli olarak kabul etti. Ve Anayasamızın değiştirilemez, hatta değiştirilmesi teklif bile edilemez maddesi olarak anayasaya ekledi. Cumhuriyet rejiminin insan unsuruna verdiği değer, insan hak ve özgürlüklerine gösterdiği saygı nedeniyledir ki çağdaşlaşmayı, çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı en iyi şekilde ülkemizde gerçekleştirilecek bir ortam oluşturmuştur. Türkiye’nin çağ atlaması, laik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün olabilmiştir. İşte bize kazandırdığı bu değerler nedeniyle laik ve demokratik Cumhuriyet rejimi, memleketimizin ve devletimizin geleceği bakımından son derece önemlidir. Yurttaşlarımız Cumhuriyet rejiminin Atatürk’ün önderliğinde bir ölüm kalım savaşından sonra gerçekleştirildiğini unutmamalıdır. Cumhuriyet rejimi her şeyden önce kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim şeklidir. Çünkü Cumhuriyet rejimi, gücünü dayanağını kişi, etnik ve dinsel gruplar ile sınıf egemenliğinden değil, topyekün millet iradesinden almaktadır.

Son senelerde hayat tarzımızdan, inandığımız değerlerimize kadar çok fazla konuda değişiklikler olmaktadır. Çağdaşlığa, yeniliğe, güzelliğe, bilimsel gelişmeye, tabiat varlıklarımız korumaya, insan hak ve özgürlüklerini arttırmaya, fikir ve düşünce özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmaya, Emeğe, iş ve işçi haklarının korunmasına, İstihdam ve istihdamı arttırmaya yönelik çabalara, Bilimsel eğitim ve eğitim kurumlarının geliştirilmesine doğru bir gidişat olsaydı en azından ülkemiz adına sevinirdik.  Maalesef gidiş geriye, karanlığa, ilkelliğe, yobazlık ve bağnazlığa, Ülkemizin insanlarının dinsel-mezhepsel ve etnik kökende ayrıştırılıp kutuplaştırılmasına ve parçalanmaya doğru son hızla gitmektedir.

Özellikle de AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından sonra bu geriye gidiş gemi azıya aldı. Öncelikle ülkemizin birlik ve beraberliği, kardeşçe yaşama arzusu törpülenmeye başlamıştır. Devletin her bireye, her yurttaşa, her inanç grubuna ve etnik kökene eşit davranması gerekirken tam tarsine bir davranışına şahit olduk. Önce ülkemizde her inancın teminatı olan Laikliği yok ettiler, kimi inançlara ve ibadethanelerine ucube yakıştırmasında bulunarak mezhepsel kutuplaşmanın önünü açtılar. Oslo görüşmeleri ile başlayan süreçten bugüne kadar etnik ayrıştırma ve kutuplaştırmada da başarılı oldular. Milli eğitim sistemini tam bir eğitimsizliğe döndürerek, Öğrencilerimizi ve gençlerimizi bilimsel eğitimden uzaklaştırarak, dinsel eğitime yönlendirdiler. Adalet sistemini, Yargı, yasama ve yürütme erklerinin kuvvetler ayrılığı ilkesini yok ederek tek adam yönetimine hızla yol almamızı sağlamaya çalıştılar.

AKP iktidarı öncesinde hiçbir yurttaşımız komşusunun hangi etnik köken ve inançtan olduğunu sorgulama gereği duymazken, şimdi bunu sorgulamayan kişi bırakmadılar. İyi-kötü, Ahlaklı- ahlaksız, namuslu- namussuz kavramlarını tarumar ettiler.

Anadolu kadının başörtüsüne el atarak siyasal bir simgeye dönüştürdükleri türban üzerinden siyaset yapmaya, türban takmayan kadınlara çeşitli yakıştırmalara başvurdular.

Sıfır terör ile devraldıkları ülkemizi terör batağına gırtlağına kadar soktular, Komşularımızla sıfır sorunla devraldıkları devletimize, sorunsuz hiçbir komşu bırakmadılar.

Önceleri eleştirdiğimiz veya beğenmediğimiz yargı kararları için, Saygı duymamızı söylerlerken AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül kararından sonra, bu karara ve kuruma saygı duymuyoruz dönemine geldiler. Sanki mevcut Anayasamıza sadık kalmışlar gibi, yeni Anayasa hazırlıklarına başladılar.

Evet doksan iki yıllık cumhuriyet kazanımlarımızı 13 yılda yok etmeyi başardılar, Ülkemizin bir bölümüne giremez olduk. Sokaklarında asker ve polisimiz bile gezemez oldu. Habur sınır kapımızdan içeri aldıkları PKK’lıların ülkemize, barış ve kardeşliğimize, birlikte yaşama arzumuza vurdukları darbelerden de şimdi diğer siyasi partilerimizi sorumlu gösterme çabasına yöneldiler.

Allah devletimize ve milletimize sabırlar versin.

Yorumlar

yorum