SAP DÖNER KESER DÖNER GÜN GELİR DEVRAN DÖNER

Sonunda bunu da gördük. Benim başı kapalı bacım dediklerini tekme tokat dövüp yerlerde sürüklediler, üzerlerine biber gazı sıktılar, tomalardan sıkılan boyalı sularla yıkadılar. Üstelik bunu şimdiye kadar savundukları ideolojide kendilerine türbanı bayrak yapan, her başı sıkıştığı zaman hemen türbanı devreye sokan AKP iktidarı zamanında yaptılar. Gazetelere, televizyon kanallarındaki bazı haber programlarına, sosyal medyadaki paylaşımlara bakıyorum, […]

SAP DÖNER KESER DÖNER GÜN GELİR DEVRAN DÖNER

Tamer KAYIKÇI

Sonunda bunu da gördük. Benim başı kapalı bacım dediklerini tekme tokat dövüp yerlerde sürüklediler, üzerlerine biber gazı sıktılar, tomalardan sıkılan boyalı sularla yıkadılar.

Üstelik bunu şimdiye kadar savundukları ideolojide kendilerine türbanı bayrak yapan, her başı sıkıştığı zaman hemen türbanı devreye sokan AKP iktidarı zamanında yaptılar.

Gazetelere, televizyon kanallarındaki bazı haber programlarına, sosyal medyadaki paylaşımlara bakıyorum, Gülen cemaatinin amiral gemisi Zaman Gazetesine Kayyum atanmasını protesto etmek isteyenlerin karşılaştığı bu son muamele karşısında “sap döner, keser döner gün gelir devran döner” sözünün arkasına sığınarak yapılanların doğru olduğunu savunanların sayısının çok fazla olduğunu görüyorum.

Aslında keser döner sap döner sözünden hareketle bugün yaşanılanların bu söze ne kadar da uygun düştüğünü görmemek mümkün değil.

Müritleri Polis marifetiyle bugün dövülüp, itilip kakılan Gülen cemaatinin koalisyon ortağı AKP ile beraber bu ülkenin son yıllarına kara bir leke ile anılacak birçok tertibi gerçekleştirdiğini, en başta Türk ordusunun çökertilmeye çalışıldığını ve bunda da büyük bir başarı elde ettiklerini görmemezlikten gelemeyiz.

Kaçak saray sakini ile AKP bugün Gülen cemaatini terör örgütü olarak yaftalıyorlar. Bu konuyu burada hemen açıklıkla belirtelim. Gülen Cemaati gerçekten de bir terör örgütüdür. Amacı devleti ele geçirip İslami bir rejim kurmaktır. Fakat bu terör örgütü yeni kurulmadı, Kenan Evren dönemimde de varlığı bilinen, hatta 12 Eylül generalleri ile de işbirliği yapan, iktidara kim gelirse onun yanında görünüp sinsice kendi kadrolarını yetiştirip devletin kritik noktalarına atayan ve bu sinsi planının bütün resmi makamlar tarafından da bilindiği bir geçmişe de sahip.

AKP, iktidarını kendi aralarında vardıkları anlaşma ile bu cemaat ile paylaştılar. İşler tersine dönüp de Cemaat iktidarı tek başına ele geçirmeye kalkıştığında dönemim AKP’li başbakanı herkesin gözü önünde “ne istediniz de vermedik” itirafında bulunuyordu.

Gerçekten de ne istedilerse verilmişti.

En başta içişleri bakanlığı ve Emniyette binlerce kadro ele geçirdiler.

Işık evlerinde yetiştirdikleri binlerce genci savcı, hakim, kaymakam yaptılar.

Kendilerine bağlı onlarca, yüzlerce okul açtılar ve buralara en iyi öğretmenler atanarak bu okullardaki öğrenciler en iyi şekilde yetiştirildiler.

Yetiştirdikleri o polis, savcı, hakim marifetiyle bu ülkenin bir çok aydınına, askerine kumpas kurarak korku cumhuriyeti yarattılar. Kumpas davalarının tamamının ilk baştan itibaren tutarsızlıkları bir bir sıralanmasına rağmen başta ben davanın savcısıyım diyen AKP’li başbakanın talimatlarıyla hakim ve savcılar bu milletle alay edercesine yüzlerce suçsuz insanı yıllarca Silivri zindanlarında tutsak ettiler.

O savcılar şimdi hepsi de yurtdışında firarda.

Ben bu davaların savcısıyım diyen dönemin başbakanı Erdoğan şimdi terör örgütü olarak ilan ettiği Gülen Cemaatine yaptığı yardımların sorumluluğunu ne zaman üstlenecek?

Bir diğer terör örgütü PKK’ya yapılan yardım ve yataklıkları da ayrıca belirtelim.

Aldatıldık deyip işin içinden sıyrılacağını düşünüyorsa, bugün devletin tüm olanaklarını kullanarak kendine dokunulmasını engelleyebiliyorsa yarın da dokunulmayacağının garantisi değildir bu.

Sap döner keser döner sözünü bugün cemaat için kullanıyorsak yarın bu ülkenin bağımsız adaleti tarafından da kendilerine yataklık yapanlara da bu sözün hatırlatılacağını şimdiden belirtelim.

Tabii bu sadece siyasiler için geçerli olan bir öngörü de değil. Birkaç yıl önce dönemin en kudretli savcısıyım diye altına zırhlı arabalar verilip ortalıkta salınıp yürüyen savcılar bu gün soluğu yurt dışında almışlarsa yarın da devletin değil de siyasi partinin adamı rolüne soyunan devletin bürokratı, hakimi, savcısı, valisi de bağımsız yargı karşısında aynı akıbeti paylaşacaktır.

Aydın bir insan bugün cemaatin müritlerine reva görülen cop, gaz, tazyikli su muamelelerini oh olsun, zamanında siz yaptınız şimdi de aynısını siz yaşayın deyip susmalı mıdır?

Aydın olmanın sorumluluğu kim olursa olsun uğradığı haksızlıklara karşı sesini çıkarabilmektir. Haksızlığa uğradığını düşündüğün kişiler zamanla yanlış yapmış hatta geçmişte ve bugün bile düşmanın olabilir. Bir aydın olarak öncelikle onların bu yaptıklarını yüzlerine vurmak ama günümüzde yapılan haksızlıklara da ses çıkarmaktır. FETÖ adını verdikleri gülen cemaatinin sesini kısmak için tüm medyaya uygulanan sansüre, baskıya dur diyebilmektir.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum