ALEVİLİK VE KADIN

Öncelikle 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyor, Emekçi kadınlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 8 mart dünya emekçi kadınlar günü dolayısı ile sayısız yazı ve makale yazıldığı için ben yazımı biraz değiştirerek “Alevilikte Kadın ve kadının yeri” hakkında yazmak istedim. Aslında bu çok kısa yazılabilecek bir konu olmamakla birlikte Kadınlar günü dolayısı ile kısacık da […]

ALEVİLİK VE KADIN

İbrahim KızılerÖncelikle 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyor, Emekçi kadınlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum. 8 mart dünya emekçi kadınlar günü dolayısı ile sayısız yazı ve makale yazıldığı için ben yazımı biraz değiştirerek “Alevilikte Kadın ve kadının yeri” hakkında yazmak istedim. Aslında bu çok kısa yazılabilecek bir konu olmamakla birlikte Kadınlar günü dolayısı ile kısacık da olsa bilgi amaçlı yazıyorum.

Anadolu’da Alevilik deyince akla gelen ilk isimdir “Hünkar Hace Bektaş Veli”, Kadın deyince de Hünkar’ımızın şu meşhur mısraları gelir akla.

 

Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde,

Hak’kın yarattığı her şey yerli yerinde.

Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok,

Noksanlıkla eksiklik, senin görüşlerinde.

 

 

 

Hace Bektaş Veli’nin güzel vecizelerinde dile geldiği gibi, Alevilik inancında kadın erkek ayrımı yoktur. Aleviler insanları kadın ve erkek diye ayırmazlar ve ikisini birden kavrayan “Can” sözü ile adlandırırlar. Alevilikte aslolan insanın cinsiyeti değil, nasıl bir insan olunması gerektiğidir. Erkekle Kadının birbirinden üstün olup olmadıkları değil, Yüce Tanrının insanda gerçekleştirmek istediği, Kötülükten arınmış olma halidir. Bir Can Alevilikte “Eline-Beline-Diline” hakim olma kuralları ile belirlenmiş Ahlaksal kurallara sahip ise o insana erkek-kadın ayrımı ile değil, İnsan-ı Kamil olmaya erişmiş bir Can gözüyle bakılır.

 

Erkeklerin hükümran olduğu Anadolu ve civar coğrafyalarda Alevilik yasaklı bir inançtır. Alevi inancı katliamlar tarihine sahip olduğu için de gizlenmeyi ve inancını da saklamayı gerektirmiştir. Hal böyle olunca da  Alevîlik ve Aleviler de  kadın konusunda bazı tedbirleri almak zorunda kalmıştır. Erkek egemen yaşam tarzı kadının sosyal yaşamı hakkında sınırlamalar getirmişse de kadınlar, Kızılbaş-Alevi inancında  bu sınırları kırmayı başarmıştır. Hemen her inanç kadının kendisinde eşit olduğunu ezelden beri söylemiş ise de, bu görüş teoride kalmış; maalesef pratikte, yaşanabilir veya uygulanabilirlik açısından pekte öyle olmamıştır. Dini anlamda “kadın ademin kaburga kemiğinden yaratılmıştır, insanlığın anasıdır” gibi yüzeysel görüşler belirtiliyor ise  de hiçbir zaman kadınlara  hak ettiği saygınlığı, özgür yaşamı veya eşitliği sağlamamıştır.

 

Alevilik inancında kadın erkek ayrımı yoktur. Gerçek anlamıyla Alevi inancında kadın, başka inançlarda olduğu gibi dış kapının dış mandalı değil, esas ve tamamlayıcı olandır. Hatta bir çok yönüyle inançta konumu erkekten daha öndedir. Mitolojik dönemlere baktığımızda da ana tanrıça Kibele’nin Anadolulu olduğunu görürüz.  Eski gök tanrı inancında yüce dağların zirveleri Tanrı makamı sayılmıştır. Bunun tipik örneğini Kazdağında görüyoruz. Dağın eteklerinde yaşayan Tahtacı Türkmenler dağın zirvesine bir kadını yerleştirmişler “ Sarı Kız”. Buraya bir kutsallık vererek halen her yıl bu makamı ziyaret ederek Sarıkız anaya kurbanlar kesip orada cem kurarlar.

 

Aleviliğin aslına bakarsanız Kadınlar kendilerinin aşağılandığını anladıkları anda da hemen tepkilerini koymuşlardır. Zehra bacı mahlaslı aşağıda ki şiir bunun örneğidir.

 

Abes bir şey halk etmemiştir Huda

Nakıslığı kabul etmeyiz asla

Bacılar büyüttü işte esbela

Bu dünyaya gelen evliyaları

 

Sanmayın ki ersiz komaz dünyayı

Düşünün bir kerre Meryem Ana’yı

Pedersiz doğurdu koca İsa’yı

Bacıların yoktur müdaraları

 

Nakıstan mı geldi Ahmed-i Muhtar

Nakıszade midir Hayder-i Kerrar

Ananıza nakıs demeyin zinhar

Te’sir eder size bedduaları

 

Yine başka bir şiirle tepkilerini göstermeye devam etmişlerdir.

 

Ezvac-ı tahirat nakıs olur mu?

Nakıs diyen erler Hakk’ı bulur mu?

Böyle söz erlerden hiç umulur mu?

Kim doğurdu bunca enbiyaları

 

Alevi inancında  birden fazla kadınla evlenmek yasaktır. İslami usulde bir haremlik- selamlık uygulaması yoktur. Anlaşmalı geçici zevkler için bir nikah söz konusu bile edilemez, muta ve  imam nikâhı da yoktur.  Kadını dövmek, aldatmak, zina etmek, düşkünlüğü gerektirir. Boşanma ise evlilikte haksız tarafın düşkün edilmesi ile sağlanır, aksi durumda yasaktır. Erkek burada gözetilmemiş tersine “hak” gözetilmiştir, kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Evli olmayanlar görgü cemi cemi hariç hiçbir cem’e alınmazlar. Cemde kadınlar erkekler ile birlikte karışık bir düzende otururlar. Çünkü Alevilikte çok önemli olan Kırklar Ceminde bile 17 bacı vardır.

 

Sonuç olarak pratik de, Alevilerde de bazı noksanlıklar ve eksiklikler olmuyor değil, Böyle durumlarda da  Alevi kadınlarına görev düşüyor. “eşit olacağım, özgür olacağım, kendimi var edeceğim” diye ucuz bir erkek kopyası olmadan. Hem kendisini, hem ailesini eğitmeli, dolayısı ile erkeğini de  değiştirip geliştirmelidir. Yazıma Anadolu Aleviliğinin yedi ulu ozanından birisi olan “Pir Sultan Abdal” ın bir dörtlüğü ile son vermek istiyorum. Yaşamınız boyunca “Şah-ı Merdan” yardımcınız, “Hızır” yoldaşınız olsun. Aşk ile kalın.

 

Gel benim ey güzel servi çınarım

Yüreğime bir od düştü yanarım

Kıblem sensin, yüzüm sana dönerim

Mihrabımdır kaşlarının arası

İbrahim Kızıler

 

 

Yorumlar

yorum