ÇAĞDAŞ BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYORUM

               Ülkemizdeki ve içinde bulunduğumuz coğrafyada ki gelişmeleri acı ve endişe ile izliyoruz.  Çağdaş normlara, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, laikliğe inanan bir insan olarak ülkemizin geleceği açısından çok büyük kaygılar duyuyorum. Türkiye’nin yurttaşları olarak bizleri ayrıştırmaya, ötekileştirmeye, demokrasi ve çağdaş hukuk normlarının yok edilmesine, gericiliğe ve faşizan dayatmalara, tek adam yönetimine, birde son Ankara ve İstanbul […]

                                                ÇAĞDAŞ BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYORUM

İbrahim Kızıler               Ülkemizdeki ve içinde bulunduğumuz coğrafyada ki gelişmeleri acı ve endişe ile izliyoruz.  Çağdaş normlara, demokrasiye, hukukun üstünlüğüne, laikliğe inanan bir insan olarak ülkemizin geleceği açısından çok büyük kaygılar duyuyorum. Türkiye’nin yurttaşları olarak bizleri ayrıştırmaya, ötekileştirmeye, demokrasi ve çağdaş hukuk normlarının yok edilmesine, gericiliğe ve faşizan dayatmalara, tek adam yönetimine, birde son Ankara ve İstanbul katliamlarından sonra teröre alıştırmaya çalışıyorlar. Demokratik ve yasal haklarımızı kullanarak bunlara karşı  sesimizi yükseltmek zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü 90 yıllık cumhuriyet kültürümüz bunu gerektiriyor. Bizler Hace Bektaş veli’nin, Yunus Emre’nin, Mevlana’nın, Caca beyin,  Pir Sultan Abdal’ın, Torlak Kemal’in, Börklüce Mustafa’nın, Mustafa Kemal Atatürk’ün ardıllarıyız. Hünkar Hace Bektaş Veli’nin dediği  “Bilim ile gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözünü kendimize rehber edinmişiz. Anadolu erenlerinden edindiğimiz Öğretimiz bunu gerektiriyor. Yine Hünkar Hace Bektaş Veli’nin söylediği 72 millete aynı gözle bakmayan bizden değildir.” Sözü gereğince de; İnsanları cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, etnik kökeni ve rengine göre ayırt etmemeliyiz.

Doğamızda var olan aydın, ilerici ve demokrat yapımızı, bulunduğumuz her ortamda savunmalı ve bu erdemlerin yerleşmesi için çalışmalıyız.  İnançlarımıza, kültürümüze, gelenek ve göreneklerimize, ülkemize ve cumhuriyetimize sahip çıkmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum.

Ülkemizin içine sokulduğu kaos ortamından ülkemizin geleceği için kaygılıyım. Cumhuriyetimize, onun değerlerine, demokrasiye ve Laikliğe karşı oluşturulan orta çağ zihniyetleri ve savaş çığırtkanlıkları beni olduğu gibi tüm yurttaşlarımızı da  ürkütüyordur. Ülkemizde yaşayan her inanç grubunun ve her etnik kökenden olan insanlarımızın ortak taleplerine kulak verilmesini, Herkesin Eşit yurttaş sayılmasını istemenin hakkımız olduğunu düşünüyorum. Laikliğin evrensel boyutlarda tesisini,  tekçi bir dayatmayla okullarımızda milli eğitimin içerisine sokuşturulan zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde olmayan diyanet işleri başkanlığının kaldırılmasını, Her inanç grubunun ve bu inançlara ait inanç merkezlerinin giderlerinin devletçe değil, oralarda inanç ve ibadetlerini yapanlarca karşılanmasını aydın insanlar olarak istediğimizi düşünüyorum. Tam bağımsız demokratik ve çağdaş değerleri önemseyen bir Türkiye’yi herhalde tüm yurttaşlarımız  istiyordur.

Ülkemizde; Aydınlık bir gelecek için, fikir ve düşünce özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, tüm eksikliklerine rağmen mevcut anayasamızın ve yasalarımızın uygulanmasını istemenin de suç olmadığı düşüncesiyle; Dinci, ırkçı ve  gerici her türlü faşizm uygulamalarının insanlık suçu olduğunu kabul etmek ve bu tür uygulamalara yasalar çerçevesinde karşı çıkmanın da suç olmadığını düşünenlerdenim. Kadınlarımızın çağdaş normlardan uzaklaştırılarak geri planda tutulmasını kabul etmiyorum. 9 yaşındaki kız çocuklarımızın kapatılmasını, çocuk yaşta evlendirilmeleri düşüncesini ve anne olmaya zorlanmasını öngören hiçbir düşünceyi kabul etmiyor utanç verici olarak kabul ediyorum.

İnsan hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasına ve ihlallerine, kadın ve töre cinayetlerine, basın özgürlüğünün kısıtlanmasına ve basın emekçileri üzerinde yoğunlaşan baskılara, Yaşam hakkı ihlallerine, savaş kışkırtıcılığına, iş ve emek cinayetleri ile  işçi ve emek örgütlenmelerinin önüne engeller çıkartılmasına son verilmesini, Kız ve erkek çocuklarımızın taciz ve tecavüzlerden korunmasını istemek insanlık görevidir. faili meçhullerin, işkence ve kötü muamelelerin, hırsızlık, yolsuzluk ve her türlü adaletsizlik ülkemiz gündeminden çıkartılmalıdır.

Farklı kültürlerin, dillerin ve inançların ülkemizin zenginliği olarak anayasal güvence altına alınması, ezilen ve dışlanan tüm inanç ve kültürel grupların üzerindeki baskıların kaldırılıp, herkesin dini inanç ve dünya görüşüne uygun yaşamasının sağlanması da devletimizin görevi olmalıdır.

İnsan doğanın efendisi değil bir parçasıdır diyerek  hangi gerekçeyle olursa olsun ormanları yok eden, dereleri kurutan, köyleri viraneye çeviren tarihi ve kültürel miraslarımızı yok eden politikalara son verilmeli, Ormanlarımız ve ülkemizin doğal yapısını koruyarak gelecek nesillere bırakmanın  geleceğimize karşı bir olduğunu düşünüyorum.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum