KÜTÜPHANECİLİK HAFTASI

Bu hafta Kütüphanecilik haftası idi. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz kütüphane üzerine olacaktır. Çünkü bir ülkede kütüphane sayısı ne kadar artarsa o ülkenin kültür seviyesi o kadar yüksek olur. Önce yazının tarihçesinden başlayalım. Yazı milattan önceki yıllarda bugünkü Irak topraklarında kurulan Sümerlerde ortaya çıkmıştır. Yazının bulunmasının nedeni de devletin vergi toplama ihtiyacıdır. Vergi toplarken […]

KÜTÜPHANECİLİK HAFTASI

Bu hafta Kütüphanecilik haftası idi. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz kütüphane üzerine olacaktır. Çünkü bir ülkede kütüphane sayısı ne kadar artarsa o ülkenin kültür seviyesi o kadar yüksek olur. Önce yazının tarihçesinden başlayalım. Yazı milattan önceki yıllarda bugünkü Irak topraklarında kurulan Sümerlerde ortaya çıkmıştır. Yazının bulunmasının nedeni de devletin vergi toplama ihtiyacıdır. Vergi toplarken kimin ne kadar vergi verdiğini saptamak için işaretlerle yazı bulunmuştur. Bu yazıya çivi yazısı adı verilir. Daha sonraki yıllarda yazı ile edebi metinlerde yazılmaya başlanmıştır. Bu dönemde yazılar kil tabletler üzerine yazılmaktaydı. Kil tabletler pişirilerek sertleştiriliyordu. O dönemlerde yazılmış pek çok kil tablet belli bir yerde toplanıyordu ki buralar dünyanın ilk kütüphaneleridirler. Bağdat yakınlarında böyle bir kil tabletlerin bulunduğu kütüphane bulunmuştur. Bu kütüphanedeki tabletlerin okunması ile pek çok gizemli konu açıklığa ulaşmıştır. Nuh tufanı bu kil tabletlerde yazılmaktadır. Anadolu’daki ilk yazılı belgelerde M. Ö. 1800’lü yıllarda Asurlu tüccarların Kayseri Kültepe’deki ticaret merkezine yazdıkları mektuplar olmuştur. Bu mektuplar kil zarflar içine konularak gönderilmiştir. Bu metinleri Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde görmek mümkündür. Bu arada taşlara yazı yazma geleneği de ortaya çıkmıştır. Hititler döneminde Hitit hiyeroglif yazısı kullanılmıştır. Hititlerin başkenti Çorum’da bulunan Hattuşa’dır. Ülkemizde Hititlere ait pek çok yazılı eserde bulunmaktadır. Hititlerden sonra kurulan Frigyalıların yazıları ise hala çözülmemiştir. Kütahya’da bulunan Frig vadisindeki kayaya yazılı yazıları çözülmeyi beklemektedir. Bergama krallığı döneminde dünyada yazı papirüs üzerine yazılmakta idi. Papirüs ise Mısır’da yetişen bir bitkidir ve bu bitkiden elde edilen levhalar üzerine yazılar yazılmakta ve kitaplar rulo halinde saklanmakta idi. Bergama krallığı ile Mısır arasında sorun çıkınca Mısır Bergama krallığına papirüs ihracatını yasakladı. Bunun üzerine Bergamalılar yumuşak deri üzerine yazı yazarak bu ambargoyu deldi. Deriler küçük olduğundan bu derileri dikdörtgen şeklinde kesip üst üste koyup dikerek ilk olarak bugünkü kitabı buldular. Bugün parşömen kağıdı adını Bergama’dan alır. Bergama krallığı okumaya çok büyük önem veriyordu. Bergama kalesinin altında ünlü Bergama kütüphanesi bulunmakta idi. Bu kütüphanede yaklaşık dörtyüzbin kitabın olduğu kaynaklarda yazılıdır. Bergama krallığı M. Ö. 132 yılında Roma hakimiyetine geçince bu sefer kütüphane olarak Mısır’daki İskenderiye kütüphanesi öne çıktı. İskenderiye kütüphanesi bu şehirde bulunan okulun kütüphanesidir. Bu okula İskenderiye Müz’ü denir. Bu okulda yetişmiş Eratostanes dünyanın çevresini ölçen ilk coğrafyacıdır. Bu kütüphane İskenderiye limanına gelen her geminin kütüphaneye bir kitap vermesini şart koşmuştur. Bergama kütüphanesi de Roma döneminde İskenderiye kütüphanesine taşınmıştır. Bu kütüphane dünyanın bilinen en büyük kütüphanesidir. 415 yılında bu kütüphane Papaz Kril tarafından yakılmıştır. Bu arada bilim kadını Hypatia’da öldürülmüştür. Aynı kütüphane 644 yılında bu sefer Arap orduları tarafından yakılmıştır. Bütün bu talanlardan sonra bu büyük kütüphaneden kalan eser sayısı son derece azalmıştır. Eğer bu kütüphane olduğu gibi günümüze kalabilmiş olsaydı dünya bilim tarihi daha farklı olurdu.
Türklerde de yazı oldukça önemli olmuştur. Göktürkler döneminde taşlara yazılar yazılmıştır. Orhun kitabeleri bunun en güzel örneğidir. Uygurlar döneminde de pek çok yazılı metin bırakılmıştır. İslam dünyasında ise Bağdat kütüphaneleri ile meşhurdur. Bu kentte pek çok eser yazılmış ve kütüphanelere verilmiştir. Kitap temini içinde dış ülkelere adamlar gönderilmiştir. Aristo’nun eserleri ve Kelile ile Dimne kitabı bu şekilde temin edilip tercüme edilmiş kitaplardır.
Anadolu toprakları eski çağlardan beri akılın öne çıktığı topraklardır. Felsefe bu topraklarda ortaya çıkmıştır. Tales, Heraklit, Aristo v. d. bu topraklarda düşünmüş ve eserler vermişlerdir. Selçuklular döneminde tasavvuf alanında büyük adamlar yetişmiştir. Mevlana, İbni Arabi, Şemsi Tebrizi, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre bu topraklarda yetişmiş ve eserler vermişlerdir. Osmanlılar döneminde ise kütüphaneler önce Bursa’da toplanmıştır. Timur seferi sırasında bu kütüphaneler büyük zarar görmüştür. Daha sonra Edirne öne çıkmış ama İstanbul’un alınması ile kütüphanelerin merkezi de burası olmuştur. Beyazıt ve Süleymaniye kütüphaneleri bugün de çok kıymetli kütüphanelerdir. Cumhuriyetin ilanından sonra kültüre büyük önem verilmiş ve her ile bir kütüphane kurulmaya çalışılmıştır. 1945 yılında da Ankara’da Milli Kütüphane kurulmuştur. Bugün ülkemizin en büyük kütüphanesi bu kütüphanedir. Kitapları önce kendimiz sevelim ve sonra çocuklarımıza sevdirelim. Unutmayalım kitaplar bizleri tarihin derinliklerindeki şahıslarla sohbete götürür. Saygılarımla

Yorumlar

yorum