UZAKLARDA IŞIK PARLIYOR MU?

 UZAKLARDA IŞIK PARLIYOR MU? Ahmet Cemal’in iki gün önceki köşesinde Çehov’dan yaptığı enfes bir alıntı vardı. “Hayata atılır atılmaz silik, donuk, renksiz, tembel, kayıtsız, faydasız, mutsuz insanlar olup çıkıyoruz. Niçin? Bu kent yüz binlerce insanı barındırıyor. Ama hepsi birbirine benziyor. Hepsi aynı. Ne geçmişte ne de günümüzde bir tek aziz bile bulamazsınız. Bir tek bilgin, […]

   UZAKLARDA IŞIK PARLIYOR MU?

 UZAKLARDA IŞIK PARLIYOR MU?

Ahmet Cemal’in iki gün önceki köşesinde Çehov’dan yaptığı enfes bir alıntı vardı.

Hayata atılır atılmaz silik, donuk, renksiz, tembel, kayıtsız, faydasız, mutsuz insanlar olup çıkıyoruz. Niçin? Bu kent yüz binlerce insanı barındırıyor. Ama hepsi birbirine benziyor. Hepsi aynı. Ne geçmişte ne de günümüzde bir tek aziz bile bulamazsınız. Bir tek bilgin, bir tek sanatçı bile yok. Sadece yiyorlar, içiyorlar, uyuyorlar, sonra da ölüyorlar… Başkaları geliyor sonra, onlar da yiyorlar, içiyorlar, sıkıntıdan çıldırmamak için dedikodu yapıyorlar, iskambil oynuyorlar, düzenbazlık ediyorlar. Çocukların sırtına korkunç bir yük biniyor, içlerindeki o kutsal pırıltı sönüp gidiyor. Günümüz ne kadar iğrenç. Ama geleceği düşününce rahatlıyorum. Hafifliyorum sanki. Uzaklarda bir ışık parlıyor. Özgürlüğü görüyorum…” 

   Çehov çarlık Rusya’sının sonlarına doğru yetişmiş ünlü bir Rus edebiyatçısı. O günkü Rusya’da devam eden çöküntüyü iyi görmüş ve devam eden toplumsal olaylardan sonra da ileriki dönemlerde ışığın parıldadığını müjdelemiştir. Nitekim çok geçmeden Rusya’da patlak veren Ekim Devrimiyle beraber bir çağ kapanmış ve yeni bir dönem başlamıştır.

Biz Ruslar kadar ortamı iyi koklayan ve geleceği bu kadar net görebilen iyi edebiyat adamları yetiştiremedik. Yetiştirmiş olsaydık bugün içine düştüğümüz bu karanlık ortamdan kurtulmak için bize çoktan yol göstericilik yapmış olurlardı. Oysa ne edebiyat dünyamızdan ne de diğer aydın takımından toplumu arkasına katıp sürükleyebilecek bir katkı almış değiliz. Katkıyı bırakalım yaşadıklarımızla, gördüklerimizle aydın ihanetini de yaşıyoruz diyebiliriz.

Ülkem günden güne daha da karanlığa doğru sürükleniyor. George Orwell’in Stalin Rusya’sından esinlenerek kaleme aldığı “1984” romanında yazdıklarını biz 21’nci yüzyılın Türkiye’sinde yaşıyoruz. Bunca karanlığa rağmen edebiyat dünyasından güçlü bir kalem çıkıp da bu yaşadıklarımızı topluma, dünyaya aktaramıyor. Kimi aydın geçinenler sözde muhalefet yapayım derken kışkırtılmış Kürt milliyetçiliğini görmezden gelerek tek taraflı olarak devleti suçlayabiliyor. Bunu yaparken de hala feodal sistemin altında ezilen doğu insanımızın gerçek sorunlarını görmezden geliyorlar, feodalitenin temsilcileriyle sorunun çözüleceğini umut ediyorlar.

Ülkenin tamamını sarmış gerici dinci takımı da cumhuriyetten hıncını alabilmek için son sürat yoluna devam ediyor. Topluma dindarlığı değil de dinciliği pompalayanlar dinden önce ahlakın geldiğini unutuyorlar. Yoksa içlerinden bu kadar yolsuzluğa, tecavüze, doğayı yağmaya kalkışmış olanını nasıl açıklayabilirsiniz. Gün geçmiyor ki içlerinden yüz kızartıcı olayları yaşamayalım.

Toplumdaki bozulmayı sadece bir kesimi suçlayarak açıklamak ahmaklıkla eşdeğer olur. Düşünebiliyor musunuz sadece tek bir kişi tüm toplum, tüm ülke üzerine bütün korkunçluğu ile baskısını kurabiliyor, fakat ona karşı ne beraber yola çıktıları, ne kader arkadaşları, ne cumhuriyeti savunmakla yükümlü savcıları, yargıçları ne de başka bir kesim ses çıkarabiliyor. Korku o kadar içlerine sinmiş ki ses çıkarmayı bırakın alkışlamayı, sen çok yaşa padihşahım diye tezahüratta bulunmayı tercih ediyorlar. Milyonların bir kişiden fazla olduğu unutulmuş, aksine o milyonlar bir kişinin tahakkümüne girmeyi kendi onurlarına sindirebilmiş durumuna gelmişler.

Mustafa Kemal Atatürk ve onun kurduğu çağdaş cumhuriyet, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmenin derdindeydi. Geldiğimiz noktada yobaz takımının üniversite kadrolarına atadığı yönetici takımı eğitilmiş insan bu ülke için tehlikelidir, toplum ne kadar cahil kalırsa o kadar iyidir diyecek kadar ileri gitmeye cesaret gösteriyor. Sadece bir kişinin düşüncesini yansıtmadığı, onu oraya getiren kadronun genel düşüncesinin bir parçası olan bu çağdışı söylemi bile bugün üç beş tenkit ile karşılayıp ondan sonra unutulmaya yüz tutuyoruz.

Kabul etmek gerekir ki Cumhuriyet kendini koruyacak yeni nesiller yetiştirmekte başarısız kalmıştır. O nesilleri yetiştirecek olan öğretmen takımının önemli bir kesimini temsil eden sözde sendika temsilcileri bu ülkeden Mustafa Kemal Atatürk’ün izlerini silmek için açıkça savaş açmış durumda ve ne yazık ki cumhuriyeti korumakla vazifelendirilmiş Atatürk gençliği kış uykusundan bir türlü uyanamamakta.

Çehov; “geleceği düşününce rahatlıyorum, hafifliyorum sanki. Uzaklarda bir ışık parlıyor. Özgürlüğü görüyorum” diyordu. Biz bu karanlık dönemimizde uzaklarda bir ışığın parladığını görebiliyor muyuz? Yarınlarda bir umudumuz var mı? O ışığı bu topluma gösterecek zaman gelip çatmadı mı?

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle