KİMSENİN YÜZÜ GÜLMÜYOR

Biliyor musun dedi karşımda oturan; şuradan çıkıp yanına gelinceye kadar insanların yüzlerini izliyorum, bir kimsenin dahi yüzü gülmüyor, herkesin suratı asılmış şekilde sokaklarda dolaşıyorlar dedi. Bu söz üzerine uzun bir düşünceye daldım ve hala çıkmış değilim. Yüzyıl insanını mutlu edecek gelişmeler yaşanıyor mu dünyada? Dünya vatandaşlığını bir kenara koyun, dünyanın en kritik coğrafyasında bulunduğumuz bir […]

   KİMSENİN YÜZÜ GÜLMÜYOR

Tamer KAYIKÇI

Biliyor musun dedi karşımda oturan; şuradan çıkıp yanına gelinceye kadar insanların yüzlerini izliyorum, bir kimsenin dahi yüzü gülmüyor, herkesin suratı asılmış şekilde sokaklarda dolaşıyorlar dedi.

Bu söz üzerine uzun bir düşünceye daldım ve hala çıkmış değilim.

  1. Yüzyıl insanını mutlu edecek gelişmeler yaşanıyor mu dünyada? Dünya vatandaşlığını bir kenara koyun, dünyanın en kritik coğrafyasında bulunduğumuz bir ülkede yaşamı güzelleştirecek gelişmeler mi yaşıyoruz yoksa Ortadoğu’nun bilindik o kaos ortamında günden güne daha da mı kaosun içine çekiliyoruz. O kaos ortamında bazı günler onlarca bazı günler teker teker askerimizin, polisimizin çatışmalardan cansız gelen bedenlerini izliyoruz umarsızca, kanıksamışça.

Doğudaki çatışmaları düşünmeyip günlük olağan yaşama geri dönelim desek o zaman da ülke nüfusunun neredeyse yüzde doksanının ekonomik zorluklar nedeniyle içinde bulundukları sıkıntılı durum çıkacak karşımıza.

Bu ülkede iş sahibi olmak ayrı bir dert, işsiz olmak ayrı bir dert.

İş sahibiyim dediğinde alınan ortalama gelir dünya sıralamasında çok gerilerde. Bir işim var deyip kendini sonsuz güvencede hissedemiyorsun artık, çünkü sermayenin baskısı ile gerek devlette gerekse özel sektörde iş garantin kalmamış durumda. Bir sabah iş yerinin kapısına gittiğinizde işsiz kaldığınızı öğrenmek an meselesi. Sürekli bu duygu ile yaşamak milyonlarca çalışan için travma etkisi yaratacak seviyede.

İş yerinde uğradığınız haksızlıklara, gelirinizin düşük olmasına da ses çıkaramıyorsunuz. İşveren en ufak bir itirazınızda sizi kapının önüne koyuveriyor. Hakkınızı boşuna mahkeme kapılarında arayayım demeyin çünkü bir ülkenin hukuk sistemi de ülkeyi yönetenlerin, sermayenin temsilcisidir ve sahibinin sesini dinleyerek sizin hak arama başvurusunu hiç tereddütsüz geri çevirecektir.

İşsizlerin iş bulma ümitleri de günden güne yok olmakta. Kötü yönetilen bir ekonominin sonucunda her gün artan oranda kapanan işyerleri ile daralan çalışan piyasası Suriye ve diğer ülkelerden gelen milyonlarca insanın da bu piyasaya dahil olmasıyla istediğin gibi bir iş bulmak, bulsan da ihtiyacını karşılayacak bir gelire sahip olmak neredeyse imkansız hale geldi.

Bir insanın nasıl yaşayacağına, kimlerle arkadaş dost olacağına kişiler kendisi değil de devletin karar verdiği bir ülkede mutlu olabilmek mümkün mü?

Kadınların, çocukların sistemli bir şekilde öldürülmesi, tecavüze uğraması ve iktidarın bunlar karşısında sus pus olarak dolaylı bir şekilde destek verir görüntü çizmesi karşısında insanlarımız sığınacak nokta bulmakta zorlanmakta.

Din sömürüsün ayyuka çıkıp, ahlak çöküntüsünün zirve yaptığı bir toplumda insanın sığınacağı değerlerin aşınması ve savunmasız kalması karşısında günümüzdeki en popüler meslek psikolojik danışmanlık olmuşsa insanların yüzünün gülmemesi normaldir.

İletişim olanaklarının zirve yaptığı ve bu sayede dünyanın küçüldüğü bir dönemde insanların daha da özgürleşmesi gereken bir ortamın var olması gerekirken bunun tam tersi insanların her an her yerde izlendiği, fişlendiği, korkutulduğu bir düzen yaratılmışsa ve bu korku düzeni toplumun her ferdine sirayet etmişse korkuya kapılan o toplumun gülmesini nasıl bekleyebilirsiniz?

Ülke medyasının neredeyse tamamından topluma mutluluk aşılaması, güven vermesi, barışı simgelemesi gereken bir numaralı yöneticisinin günün her saati bu topluma nefret aşılayan, içinizdeki kini kusun diyen, çatık kaşlarıyla kendi karanlık ruhunu topluma yüklemeye çalışan ülkenin insanlarının yüzünün gülmesini beklemek hayal olmaz mı?

Dünyada eşi benzeri olmayan bir coğrafyaya, iklime ve doğal güzelliğe sahip bir ülkeyiz. Bu konumundan dolayı binlerce yıl farklı toplumlar ve kültürler gelip yerleşmiş, yok olup giderken tortusunu bu topraklara miras olarak bırakmış. Anadolu binlerce yıllık bir geçmişin, tarihin mirasına sahip. Bu topraklarda nice savaşlar yaşanırken aynı zamanda birçok yeni medeniyetin doğmasına, gelişmesine de beşiklik etmiştir. Bu geçmişe sahip bir coğrafyanın yöneticileri de bu mirasa sahip çıkabilecek, medeniyetin gelişmesine öncülük edecek, her şeyden önce toplumuna bugün ve yarınlar için mutluluk vaat edecek ve onun savaşımını verecek barışın temsilcisi, güler yüzlü insanlar olmak zorundadır. Aksi takdirde bugün olduğu gibi toplumun her ferdi sokaklarda, caddelerde asık suratla dolaşmaya devam etmeye mahkumdur.

Yorumlar

yorum