ALEVİLİK- BEKTAŞİLİK

-Son dönemlerde Alevilik üzerinde bir çok oyunun sahnelenmek istenmesi, çeşitli Alevilik tariflerinin yapılmaya başlanması, Her kafadan bir ses çıkartılarak Aleviliğin belirli mecralara çekilmek istenmesi, Aleviliğin İslam içi mi? İslam dışı mı? Olduğu, Aleviliğin bir inanç, ayrı bir din, veya İslam’ın batıni yorumu mu? Tartışmalarının artması üzerine naçizane bende bu konuda yazmak gereğini hissettim. -Yazıma bir […]

                                                               ALEVİLİK- BEKTAŞİLİK

İbrahim Kızıler-Son dönemlerde Alevilik üzerinde bir çok oyunun sahnelenmek istenmesi, çeşitli Alevilik tariflerinin yapılmaya başlanması, Her kafadan bir ses çıkartılarak Aleviliğin belirli mecralara çekilmek istenmesi, Aleviliğin İslam içi mi? İslam dışı mı? Olduğu, Aleviliğin bir inanç, ayrı bir din, veya İslam’ın batıni yorumu mu? Tartışmalarının artması üzerine naçizane bende bu konuda yazmak gereğini hissettim.

-Yazıma bir Alevi deyişi (Nefes) ile başlamak istiyorum. ( Sorma be birader mezhebimizi/ Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır/ Çağırma meclis-i riyaya bizi/ Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır) Deyişten de anladığımız kadarı ile Alevilik bir mezhep değil, bir inanç yoludur. Yolun adı “Hak- Muhammed Ali” yoludur. En çok karşılaştığımız sorunlardan biriside Aleviliğin Bektaşilik ile karıştırılıyor olmasıdır.

-Bugün ülkemizde yaşayan inanç guruplarından ikisidir Aleviler ve Bektaşiler. Hünkar Hace Bektaş Veli’nin “İlim ile gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” cümlesinden hareketle, ilim ile gidilen yolun sonu aydınlıktır. İlim ile gidilen yolun sonu Işıktır. Işığa ulaşmak ilimdir, Hayattır, Hak’tır. Öyleyse inancın özüne Işığı koyanlar bir nevi aydınlatanlardır diyerek konuya girmek gerektiğini düşünenlerdenim. Öncelikle içe içe girmiş kavramlar olarak göze çarpan Alevilik ile Bektaşiliğin ne olduğunu ve nereden kaynaklandığını bilmekte fayda vardır.

-Alevilik; islam öncesi Anadolu da var olan Batıni inançlar ile Türkmenler (Oğuzlar) tarafından orta Asya’dan getirilen Gök Tanrı (Şamanizm) inancının Anadolu da harmanlanmasından meydana gelmiş kendisine özgü ibadet şekilleri olan bir inançtır. Bu inancın özünde Doğa ve insan sevgisi vardır. Her bir doğa parçasının Tanrının görünür alemdeki sureti olduğuna inanırlar (Varlığın birliği). Türkmen toplulukları Orta Asya’dan çıkarak Anadolu’ya gelene kadar yerleştikleri, yaşadıkları, konakladıkları coğrafyalarda karşılaştıkları hakim inançlarla da etkileşimde bulunarak gelmişlerdir Anadolu’ya.

-İslam Halifesi Ömer zamanında Orta Asya Türk-Arap çatışmaları başlamıştır. Nihavet Savaşı’nı 642 yılında kazanarak İran’daki Sasani hakimiyetine son veren Müslüman Araplar, doğuya doğru ilerlediler ve Ceyhun nehrinin ötesinde Türkler ile karşılaştılar. Batı Türkistan’ın bir kısmı ve Karadeniz’i egemenliği altında bulunduran Hazar Hakanlığı ile Araplar arasında yoğun mücadeleler yaşandı. İlk temaslar kendisini küçük sınır çatışmaları olarak gösterdi. Osman döneminde ise bu sınır çatışmaları kademeli olarak şiddetli savaşlara döndü. 645 yılından itibaren de bu savaşlar hız kesmeden şiddetini arttırarak devam etti. Bu savaşlarda yüzbinlerce Türkmen araplar tarafından öldürüldü, genç ve çocuklar esir alınarak götürüldü, kadınlar ise köle pazarlarında cariye olarak araplar tarafından satıldı.

-Arap İslam orduları ile başa çıkamayan Türkmen toplulukları bu katliamlardan kurtulabilmek, toplumu koruyabilmek için yüzeysel bir İslam örtüsünü üzerlerine örtmeye başlamışlardır. Önce isimlerini Arap isimleri ile değiştirmeye, sonrada kadim inançlarını İslami bir kılıf içerisine saklamaya başlamışlardır. ( Ay Alidir, gün Muhammed.),( Ali’nin alnında parlayan Zühre yıldızı), (Yedi iklim dört köşeyi dolaştım/ Ben Ali’den gayrı bir er görmedim/ Kısmet verip alemleri yaradan/ Ben Ali’den gayrı bir er görmedim), Bir başka deyiş de Ali şöyle anlatılır (Gafil kaldır gönlündeki gümanı / Bu mülkün sahibi Ali değil mi/ Yaratmıştır on sekiz bin alemi/ Onun rızkın veren Ali değil mi) İşte bu Alevi deyişlerinde ki Ali’dir.  Türkmenlerin gizleyerek bugüne getirdikleri bu inanç, Anadolu da batıni inançlarla harmanlanarak bugün ki Alevi inancını oluşturmuştur. İnançlarına yine katledilme korkusundan dolayı din dememiş, “Yol” demişlerdir. Yola da “Hak- Muhammed Ali” ismini koymuşlardır. İslamın şartları olarak belirtilen (Kelime-i şehadet, abdest, namaz, ramazan orucu, zekat ve hac farizalarını sünniler gibi yerine getirmeyen Alevileri İslam inancının neresine koyabilirsiniz.

-Bektaşilik ise; Hace Bektaş Veli tarafından kurulmamıştır. 16. Yüzyıl öncesinde Bektaşilik diye bir kavram hiçbir kaynakta zikredilmemiştir. Bektaşilik 16.ncı  yüzyılın başlarında Balım Sultan tarafından kurumsallaştırılan, Ehl-i Beyt ve On İki İmam esasına yönelik sufi/tasavvufî bir tarikattır. Her Bektaşi’yi bir anlamda  Alevi sayabilirsiniz ama her Alevi Bektaşi değildir. Bektaşi Allah, Muhammed, Ali ve Ehlibeyt sevgisinden başka muhabbetleri gönlünden çıkarır. Bektaşiler Kuran-ı Kerim’in bütün emirlerine gerçek anlamları ile uyan kimselerdir. Alevilik ile ortak yönü İslami inançlarının üzerine sardıkları Alevilik örtüsüdür. Bu nedenledir ki, bugün Anadolu da Alevilik ile Bektaşilik aynı değildir, ama birbirlerinin müsahibidirler denilir. Bu sözün doğruluğu veya yanlışlığı benim konum değildir. Ben sadece Kızılbaş Aleviler ile Bektaşilerin bir olmadıklarını, İnançları ve inanışlarının bir birlerine yakın olduğunu bu yüzden de birbirlerine sempati ile baktıklarını yazabilirim.

-Ben öyle inanıyorum ki Anadolu da Türkmen isyanları ve başkaldırıları ile başa çıkamayan sünni Osmanlı, sünni İslam inancının üstüne Aleviliği sarmış ve balım sultan vasıtası ile Türkmenleri inanç olarak zapturapt altına almaya çalışmıştır.

 

-Ayrıca Ali isminin kökeni Arapça değildir. Sümerlerde yazılı ilk mahkeme tabletlerinde  şahitlerden birisinin ismi “Ali el Ellati” dir. İbranicede “EL” Tanrı demektir. Bu kelime “Tek gerçek Tanrı” anlamındadır. Yahudilere bu kelime 2000 yıllık Babil sürgünlüğü sırasında girmiştir. Bu kelime Arapçaya “AL” olarak geçmiştir, “alah” ise korku ile ilişkili bir kelime olup Arapçaya “Allah” olarak geçmiştir. “EL” korkulacak bir Tanrı’yı ifade eder. Ali’nin İbranice yazılışı da “Eli” dir. Onun için Aleviler “ Dört kitapta adı okunan Ali değil mi” derler.

-Alevilik kadim bir inanıştır. Kainatın yaratılmasının sembolleştirilerek ibadet olarak  sergilenmesidir. Hiçbir din ve inançtan doğmamıştır. Ama yaşadıkları coğrafyalar da hakim inançlardan etkilenmiş, bünyelerine uyanları kendi inançlarına eklemişlerdir.

Yorumlar

yorum