KÖY ENSTİTÜLERİ

  Bu hafta Köy enstitülerinin kuruluşunun 76. yıldönümü idi.  Bundan dolayı bu hafta enstitüler üzerinde sohbet edeceğiz. Çünkü bu okullar dünya eğitim tarihine bizlerin yani Türklerin sunduğu bir eğitim modelidir. Önce  eğitim üzerinde duralım. Eğitim adından da anlaşıldığı üzere eğmek bükmek ve istenilen şekil vermek demektir. İnsanların istenilen şekle sokulmasıdır. Osmanlılar zamanında eğitim kurumları olarak […]

KÖY ENSTİTÜLERİ

 

Bu hafta Köy enstitülerinin kuruluşunun 76. yıldönümü idi.  Bundan dolayı bu hafta enstitüler üzerinde sohbet edeceğiz. Çünkü bu okullar dünya eğitim tarihine bizlerin yani Türklerin sunduğu bir eğitim modelidir. Önce  eğitim üzerinde duralım. Eğitim adından da anlaşıldığı üzere eğmek bükmek ve istenilen şekil vermek demektir. İnsanların istenilen şekle sokulmasıdır. Osmanlılar zamanında eğitim kurumları olarak sadece medreseler vardı. 19. yıl içinde ihtiyaçtan dolayı 1838 yılında ilk rüştiye açıldı. 1857 yılında ise Maarif Nezareti kuruldu. 1969’da Maarif Nizamnamesi çıkarıldı. Bunların yanında azınlık okulları da açılmıştı. Cumhuriyetin ilanından sonra ilk yapılan iş eğitimde Öğretim Birliği’ni sağlamak oldu. Azınlık okulları ile medreseler kapatıldı ve tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Daha sonra hızla okullaşmaya başlandı. 1928 yılında harf devrimi yapılarak okuma yazma kolaylaştırıldı. Bu sıralarda ülkede tüm göçebe unsurlar kendiliğinden yerleşik hayata geçmişler ve yeni köyler kurmuşlardı. Bunun için yeni bir iskan kanunu çıkarılmıştı. Nüfusun büyük bir bölümü köylerde yaşamakta idi. Köylerin ise çoğu yerleşmeye uygun olmayan yerlerde kurulmuştu. Buralara ulaşmak son derece zordu. Oysa yeni Cumhuriyet yönetimi tüm halkı aydınlatmak ve onları üretici güç haline getirmek istiyordu. Bunun için köylülerin eğitilmesi gerekmekteydi. Okullaşmalar sadece kentlerde yaygınlaşmıştı. Ulu Önder Atatürk’ün tavsiyeleri ile 1935 yılında ordudan faydalanılmaya başlanıldı. Askere gelen zeki köy gençleri kışlada eğitiliyor ve köyüne eğitmen olarak gönderiliyordu. Bu eğitmen fikri yeni düşünceler doğurdu. 1917 yılında Almanya’da Pedogoji eğitimi alan Halil Fikret Kanad 1936 yılında Talim ve Terbiye Kurulu üyesi oldu. Halil Bey eğitimin aile, okul, toplum ve devlet dörtlüsü arasında başarılı olacağına inanıyordu. Aynı yıl ilk olarak Eskişehir Mahmudiye’de ilk Köy Eğitmen kursu açıldı. Halil Bey köye göre öğretmen yetiştirilmesini savunmaktaydı. Bu öğretmen “İş için iş içinde eğitim” şeklinde yetiştirilmeliydi. 1937 yılında Köy Eğitmenleri yasası çıktı. Aynı yıl İzmir Kızılçullu(Şirinyer) ve Eskişehir Çifteler’de ilk köy eğitmen okulları açıldı.

1938 yılında Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı oldu.  Hasan Ali Yücel Köy Enstitülerinin kurucusudur. 1946 yılına kadar bakanlık yaptı.  Cumhuriyet tarihinde en uzun süre Milli Eğitim Bakanlığı yapan odur.  İsmail Hakkı Tonguç ise 1918 yılında Almanya’ya giderek orada eğitim gördü. 1935 yılında İlköğretim Genel Müdürü oldu. 17. Nisan. 1940 tarih ve 3803 sayılı yasa ile Köy Enstitüleri kanunu çıkarılarak enstitüler kuruldu. 1939 yılında  Eskişehir Çifteler, Kastamonu Gölköy, Kırklareli Kepirtepe,  ve  İzmir Kızılçullu Köy enstitüleri kurulmuştu. Yasa çıktıktan sonra 10 adet yeni enstitü açıldı. 1941 yılında 3 tane 1942 yılında 1 tane 1944 yılında 2 tane ve 1948 yılında Van Erçiş Köy Enstitüsü açılarak sayıları 21’e ulaştı. Ankara Hasanoğlan Köy Enstitüsü enstitülere öğretmen yetiştirmek amacıyla 1943 yılında Yüksek Köy Enstitüsüne dönüştürüldü. Bu okul 1947 yılında kapatıldı.

1940-1946 arasında 15 bin dönüm tarla işlenebilir kılındı. 1954 yılına kadar 17. 251 öğretmen yetiştirildi. 1945 yılında ikinci dünya savaşının sona ermesinden sonra ülkemizde çok partili hayata geçildi.  ABD’nin Truman doktrini ve Marşal yardımı alınmaya başlandı.  ABD’nin telkinleri ile enstitüler hakkında olumsuz propaganda başlatıldı. Enstitülere ilgi azaltıldı. 1946 yılında Hasan Ali Yücel bakanlık görevinden alındı. Yerine atanan bakan enstitülere düşman bir politika güttü. 1947 yılında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatıldı. 1954 yılında ise enstitüler tamamen kapatılarak Öğretmen Okullarına dönüştürüldüler. Enstitülerden mezun olan öğretmenler gittikleri köylerde Cumhuriyet sevdalısı olarak çalıştılar. Aralarında çok önemli yazarlar çıktı. Mehmet Başaran, Talip Apaydın, Mahmut Makal  örneklerdir. Ensitüler yerine İmam Hatip okulları açılmaya başlandı.

Enstitülerde eğitimin yarısı kültür diğer yarısı ise tarım ve sanat üzerine oluşmuştu.  Sabah toplantılarında mutlaka bir yöre halk oyunu oynanarak güne başlanırdı. Daha sonraki yıllarda Japonya , enstitülerin sabah halk oyununu örnek alarak  sabah sporu yaparak fabrikalarda müdürlerin öncülüğünde  çalışma hayatına başlamışlardır. Sonra her öğrenci okulunda yöresinin işlerini pratik olarak öğrenmek ve yapmak zorundaydı. Yine mutlaka bir enstirüman çalmak zorundaydı. Köy çocukları buralarda sanatla ve üretim ile buluştular. Enstitülerin binalarını kendileri yaptılar. Kendi yiyeceklerini okullarının arazilerinde kendileri yetiştirdiler. Dünya klasiklerini okuyarak dünyadan haberdar oldular. Hiç birisi Cumhuriyet düşmanı olmadı. Rahatı kaçan ve köylerin aydınlanmasını istemeyen toprak ağalarının da istekleri ile kapatıldılar. Ama aradan bunca yıl geçmesine rağmen her yıl enstitülere olan özlem daha da artmaktadır. Hele hele eğitimimizin şu garabet hali görüldükçe enstitülere olan özlem daha yakıcı hale gelmektedir. Eğer enstitüler kapatılmasa idi ülkemiz bugün bu halde olmazdı. Saygılarımla.

Yorumlar

yorum