EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANDILAR

Burhaniye Cumhuriyet Meydanında toplana Burhaniye Emek ve Demokrasi Güçleri 1972 yılında asılarak katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katledilişlerinin 44. yılında yaptıkları basın açıklaması ile andılar.   Basın açıklaması öncesinde devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan Demokrasi Güçleri Platformunun basın açıklamasını Emeğin Partisinden Uğur Öztürk okudu.  Bugün buraya, 6 Mayıs 1972 […]

EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ DEVRİM ŞEHİTLERİNİ ANDILAR

Burhaniye Cumhuriyet Meydanında toplana Burhaniye Emek ve Demokrasi Güçleri 1972 yılında asılarak katledilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın katledilişlerinin 44. yılında yaptıkları basın açıklaması ile andılar.

 

Basın açıklaması öncesinde devrim şehitleri anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunan Demokrasi Güçleri Platformunun basın açıklamasını Emeğin Partisinden Uğur Öztürk okudu.  Bugün buraya, 6 Mayıs 1972 tarihinde Faşist İktidar tarafından asılarak katledilen, Deniz GEZMİŞ, Yusuf ASLAN ve Hüseyin İNAN şahsında Devrim ve Sosyalizm mücadelesinde katledilen yoldaşlarımızı anmak üzere toplandık. Yine Denizleri faşizmin-elinden kurtarmak için cezaevinden kaçan ve yoldaşça dayanışma örneğini tüm dünyaya gösteren, Kızıldere’de hain bir pusuda katledilen Mahir Çayan ve Yoldaşlarını, Devrimci dayanışma ruhuyla anıyoruz.

60’lı yılların dünyada ve Türkiye’de, savaşa, sömürüye ve adaletsizliğe karşı ortaya çıkardığı mücadele, geniş toplumsal kesimlerde karşılık bulmuştur. Doğal olarak, toplumsallaşan bu karşı koyuş ve mücadele, kendi doğal önderlerini çıkarmıştır. Genç yaşlarına rağmen, kararlı, direngen ve inanmış bir kuşakla birlikte, bu kuşağın bütün olumlu özelliklerini kendi benliklerinde sentezlemiş bu önderler, düzenin koruyuculuğunu üstlenmiş iktidarların yok etmeye çalıştığı esas düşmanlar olarak görülmüştür. İktidarın sahipleri, mücadele eden gençlerin en önünde yürüyenlerini öldürdükleri zaman, geride kalanların korkuya kapılacaklarını, geri çekileceklerini düşünüyordu. Bu zihniyetle, kimini okul bahçesinde sırtından vurarak, kimini ülkenin kırlarında katlederek, kimini bulundukları evlerde infaz ederek ve kimini de darağaçlarına çekerek öldürdü. Onları öldürdüğünde, Devrim ve Sosyalizm mücadelesini de öldüreceğini zanneden çürümüş düzen, bir kez daha öldürerek yenildi. Çünkü 44 yıldır on binlerce Deniz, Yusuf, Hüseyin, İbrahim, Mahir, Mazlum, Sinan doğdu. 44 yıldır onların verdiği onurlu mücadelenin bayrağı, eşit ve özgür bir dünya kurmak isteyen gençlerin ellerinde yükseldi ve yeryüzü eşitliğin, özgürlüğün ve adaletin cenneti olana dek yükselmeye devam edecek.

Bugün Türkiye’nin egemenleri ve onların temsilcisi AKP iktidarı, her geçen gün daha da gericileşerek ve faşizmi sistematik hale getirip varlığını süreklileştirmek istiyor. Savaştan ve kandan beslenen iktidar, ülkeyi adeta bir savaş ve katliamlar alanına çevirmiştir. İçeride ve dışarıda savaş politikalarına sarılan AKP hükümeti, IŞID ve El Nusra gibi en barbar çetelerle işbirliklerine girebiliyor. Emperyalizmle işbirliğini, onlara yeni üsler açarak, yeni ekonomik ve askeri imtiyazlar sağlayarak geliştiriyor. Kürt halkının eşit, özgür ve gönüllü birliktelikle demokratik bir ülkede yaşama taleplerini, daha çok kırımla, şehirleri yok etmekle, çocuk yaşlı demeden kitlesel katliamlarla bastırmaya çalışıyor. Irkçı ve tekçi zihniyetiyle bugünkü iktidar, Suriye’de, Irak’ta ve iran’da yaşayan Kürtlerin eşitlik taleplerine karşı dünyanın en karanlık güçleriyle işbirliği yapmaktan çekinmiyor. Tek adam diktatörlüğünü sağlamlaştırmak adına bütün barışçıl gösterileri gazla, copla, tornayla karşılarken, itaat eden, sorgulamayan, tek uğraşısı uhreviyat olan nesiller yetiştirmek amacıyla, dünyanın en aşağılık ve iğrenç olayının yaşandığı Ensar Vakfı ve benzeri vakıfların hamiliğini üstleniyor. Açlığı yoksulluğu süreklileştirirken, işsizliği kendi politik kazanımlarının aracı haline getirirken, dolar milyarderlerinin sayısını her yıl katlayarak çoğaltıyor. İşte bu politikalarının devamını sağlayabilmek için AKP iktidarı, her gün Denizleri, Mahirleri, İbrahimleri, Mazlumları; Gezi direnişinde, Nusaybin’de, Sur’da, Şırnak’ta katletmeye devam ediyor. Faşist diktatörlüğün en çok korktuğu halkların birleşik emek ve demokrasi mücadelesidir. Faşizmi durdurmanın yolu, Denizlerin açtıkları mücadele yolundan ilerleyip, ülkemizde bu gidişten rahatsız olan bütün toplumsal kesimlerin birleşik mücadelesini başarmaktan geçiyor. İşte bu sebepten 6 Mayıs bir yas ve matem günü değildir. 6 Mayıs bir Mücadele ve Dayanışma günüdür.

Deniz Gezmiş’in idam sehpasında söylediği son sözleri;

“Yaşasın tam bağımsız Türkiye!

Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi!

Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi!

Kahrolsun emperyalizm!

Yaşasın işçiler, köylüler!” olmuştur.

Bugün bize düşen de; bu sözlerden hareketle;

Başta Türkler ve Kürtler olmak üzere, Türkiye halklarının eşit bir şekilde barış içinde özgürce birlikte yaşayabilmesi için,

Emperyalist savaş politikalarının karşısında, bağımsızlık, barış ve özgürlük için,

Tekçilik ve gericilik karşısında, bilimsel, laik, demokratik ve anadilinde eğitim için,

Sömürünün ve ücretli köleliğin karşısında, insanca yaşam ve insanca çalışma koşulları için,

Zalim, faşist, baskıcı diktatörlük rejiminin karşısında, demokrasi ve Sosyalizm için alanlarda olmaktır. Bizler, insanın insanı sömürmediği, demokratik ve adil olan özgürlüklerin dünyasını yaratmak için, yılmaz mücadeleye Denizlerin şahsında ant içiyoruz.

Devrim şehitleri ölümsüzdür. Yaşasın devrim ve sosyalizm; Yaşasın iş, ekmek, özgürlük mücadelemiz!

 

Yorumlar

yorum