TEK ADAMIN PARTİSİNDEN BİR GÖRÜNÜM

Salı günü, Davutoğlu, partisinin Genel Başkanı olduktan sonra grubunda kaşlarını çatmış, yüzünü asmış, omuzlarını içeri çekmiş ama başını zoraki dik tutmaya çalışarak yaptığı en kısa konuşmasında; “nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla, bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam, dünya mazlumlarının tek umudu olan […]

TEK ADAMIN PARTİSİNDEN BİR GÖRÜNÜM

Salı günü, Davutoğlu, partisinin Genel Başkanı olduktan sonra grubunda kaşlarını çatmış, yüzünü asmış, omuzlarını içeri çekmiş ama başını zoraki dik tutmaya çalışarak yaptığı en kısa konuşmasında; “nefsimi ayaklar altına alırım, bir faninin terk etmeyeceği düşünülen her makamı elimin tersiyle iterim ama asla, bu kutlu hareketteki hiçbir dava arkadaşımın kalbini kırmam, dünya mazlumlarının tek umudu olan bu ak hareketin zarar görmesine, bu ak yürekli kadroların üzülmesine, yeise düşmesine asla izin vermem” dedi.

Durup dururken bir partinin genel Başkanı, hatta ülkenin Başbakan’ı neden böyle kısa, açık ve net konuşmuştu, kimin için yapmıştı, onu böyle konuşturan neydi? Tabi ki, tahmin etmişsinizdir! Hiçbir şeyi hiç kimseyle paylaşmayan, her konuyu en iyi bildiğini iddia eden; tek adam, tek yetkili, tek güç, tek belirleyici, tek lider; ülkenin tek sahibi Tayyip Erdoğan’a.

Kamuoyunda, Davutoğlu partisinin Genel Başkanı olduktan sonra Tayyip Erdoğan’la derin görüş ayrılıkları var diye konuşuluyordu. Dış politikada; özellikle Irak ve Suriye konusunda, AB ile yapılan vize anlaşmasında, Bakanların atanmasında, kamuda yapılan atamalarda ve parti içi görevlendirmelerde görüş ayrılıkları saklanamayacak boyuttaydı. Son olarak, partisinde yetkilerinin kısıtlanması bardağı taşırmaya yetmişti. Bizim ülkemiz hariç, Dünya’nın hiç bir demokratik ülkesinde Genel Başkanı olduğu partisinde MKYK tarafından yetkileri elinden alınan bir Genel Başkan olmamıştır.

Tayyip Erdoğan’ın Muhtarlara yaptığı konuşmada, Davutoğlun’a geldiği yeri hatırlatan sözlerinden anlaşılıyordu ki, Davutoğlu’nun gitmesi gerekiyordu. Davutoğlu Başbakan gibi ve Genel Başkan gibi davranamazdı. Bakanlar, valiler, müsteşarlar, genel müdürler, daire başkanları, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlar, dernek başkanları, sınıf başkanları ve hatta bütün vatandaşlar Erdoğan’a bağlı olmalı, biat etmeliydi. Gerekli basın dünden hazırdı.

Her gün 5-10 asker-polis şehit oluyor, yoksulluk artıyor, yargı, üniversite, basın, insan hakları, ekonomi kötüye gidiyor, komşu ülkelerde karışıklıklar devam ediyor, iç barış bozulmuş, toplumu bir arada tutan değerler tahrip edilmiş ama onun umurunda değil. Kim icat etti bu Başbakanlığı? Onun, ülke yönetimi için gerekli bütün yetkilerin elinde olmasını sağlayan bir rejime ihtiyacı var. Dikta rejimi desem ne kadar uyar, bilemiyorum ama Padişahlık cuk diye oturuyor. Tabi, milletimiz buna izin verirse.   05.05.2016      Recep Yalçın

 

Yorumlar

yorum