ŞAİHANE; SERKAN UÇAR

Şairhanemizin bu haftaki konuğu Akçay’ımızın sevilen esnaflarından Serkan Uçar. 1975 Ağrı Doğubeyazıt doğumlu Serkan Uçar 1995 yıllından beri Akçay’da yaşamına devam ediyor. Lise mezunu olan Uçar ortaokul yallarından beri şiirle uğraşıyor. Bu güne kadar yayınlanmış üç şiir kıtabı bulunan şaairin birinci kitabı “Aslı Kalıyor” 2007, “Sana Bir Memleket Kadar Hasretim” 2009 ve ”Tut Yüreğimden Ustam” […]

ŞAİHANE; SERKAN UÇAR

Şairhanemizin bu haftaki konuğu Akçay’ımızın sevilen esnaflarından Serkan Uçar.

1975 Ağrı Doğubeyazıt doğumlu Serkan Uçar 1995 yıllından beri Akçay’da yaşamına devam ediyor.

Lise mezunu olan Uçar ortaokul yallarından beri şiirle uğraşıyor. Bu güne kadar yayınlanmış üç şiir kıtabı bulunan şaairin birinci kitabı “Aslı Kalıyor” 2007, “Sana Bir Memleket Kadar Hasretim” 2009 ve ”Tut Yüreğimden Ustam” 2013 yıllarında çıktı.  Tut Yüreğimden Ustam kitabı 2015 yılında ikinci baskısını yaptı. Şairin Dördünci şiir kitabı ve “Afrodizmalar” denilen özlü sözlerle ilgili de beşinci kitabı basıma hazır.

Şair Serkan Uçar; Yeryüzünde şiiiri en duygulu yazan şaiirlerin Türkiye coğrafyasından çıktığını söyledi.Unutulmaz Sinema şanatçısı Tuncel Kurtiz ile on iki yıllık bir dostluğu olduğunu ve ona atfen yazdığı “Tut Yüreğimden Ustam” şiirinin internette 50 milyona yakın tıklama ile en çok okunan şiir olduğunu ve şiirleri ile bir çok ta ödül kazandığını sözlerine ekledi.

Şairin aldığı ödüller;

“ Ege Denizi” Şiiriyle Körfez Şiir yarışması birinciliği 1995, “ Gönlüm yaralı Benim” şiiriyle Cemal Safi’nin düznlediği şiir yarışması 1. Mansiyon 2008, “Hangi şiir koşar İmdadıma” şiiriyle Sebahattin Ali Büyük Ödül Türkiye birinciliği 2010.

Ayrıca Ayvalık Ali Çetinkaya İlköğretim Okulu Okullar arası şiir okuma yarışmasında Öğrenci Semanur Çoban’ın okuduğu “Çocukluk” isimli şiirde yarışmada birincilik ödülü aldı.

Şairin  bazı şiirleri de Türk Hak Müziği ve Türk Ssanat Müziği formatında bestelenmiştir.

 

1DSC_0008

TUT YÜREĞIMDEN USTAM

Ustam!

Aklım firarda.

Gözbebeklerimde müebbet hüzün,

Dilimde ay kesiği bir yara,

Düşüm kırık dökük,

Umudumun boynu bükük,

Bir öksüzün omuzlarında sükût.

Yüreğim sana emanet sıkı tut.

Tut ki kancık pusulara düşmesin.

Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

 

Ustam,

Ne zaman o senin bildiğin zaman,

Ne sevda gördüğün masallardaki.

Eskiden,

Hah tezgâhında dokunurdu aşklar,

Nakış nakış, körpe kız ellerinde.

Mendillere yazılırdı isimler,

Yüreklere kazılırdı gizlice.

Sevdalılar asil ve de yürekli

Sevdalar, kavgalar iki kişilik.

Oysa şimdi;

Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.

Meşru sevdalardan,

Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,

Günahkâr gecelerden.

Beni herkes sevdaya asi sanır,

Oysa aşk, beni nerde görse tanır,

Hasret tanır,

Zulüm tanır,

Ölüm tanır,

Yüzüm yüzümden utanır.

 

Yorgunum ustam;

Ne katıksız somun isterim senden,

Ne bir tas su,

Ne taş yastıkta bir gece uykusu.

Var gücünle asıl sükûnetime,

Çığlığım kopsun,

Uzat ellerini güneşe dokun,

Uyandır uykusundan,

Tut yüreğimden ustam tut,

Tut beni, sür güne…

 

SAAT ON IKIYI BEŞ GEÇIYORDU

 

Zaman, can çekişirken,

Akrep yelkovan, arasında;

Bir adım öteye gidemezken geceden,

Ay, ışığını çekerken sinesine,

Yıldızlar çekilirken kuytu karanlıklara,

Hüzün, bakır bir çaydanlıkta demleniyordu,

Ve ben, son sigaramdaki dumanları da

hapsediyordum içime,

Saat on ikiyi beş geçiyordu.

Ekmek bıçağında dilimleniyordu ömrüm;

Masum, yalınayak çocukluğum;

Umudun kıyısından geçmeyen gençliğim,

Ulu orta seriliyordu, harami sofrasına,

Düş bahçelerim yağmalanıyordu,

Herkes payına düşeni alıp giderken.

Bütün kimsesizliğimle,

Bütün çaresizliğimle,

Bütün çıplaklığımla, kalıyordum karanlığın koynunda;

Üşüyordum,

Tepeden tırnağa buz kesiyordu yalnızlık.

Saat on ikiyi beş geçiyordu.

Dişlerimle, şafağı sökmek isterken karanlığın göğsünden;

Gün ağarıyordu saçlarıma,

Tel tel,

Raylarımdan çıkıyordum,

Vagonlarım kopuyordu bir biri ardına,

Savruluyordum,

Bir cinayete kurban gidiyordum,

Kaza süsü verilmiş,

Faili meçhul bir ölüm biçiyordu terzi masasında,

Bir tabuta çivileniyordum.

Saat on ikiyi beş geçiyordu.

 

BİR DAMLA AŞK

 

Bir damla aşk uğruna dolaştım kâinatı

Şimdi, sana teslimdir gönlümün payitahtı

 

Olmasın saltanatım, olmasın tahtım, tacım,

Artık, ömrüm boyunca, şefkatine muhtacım

 

Bir tutam gülüşüne, bakışına fedayım

Uğruna can verecek, ilk gönüllü adayım

 

Sahi, nereden geldin, bunca yıl neredeydin?

Neden garip gönlümü, öksüz bıraktın, eğdin?

 

Hangi gezegendensin, dünyada yok emsalin

Melekler ülkesinde var mıdır ki timsalin?

 

Kaç deniz kadar engin, kaç vadi kadar derin

Güneşi kıskandıran, deli eden gözlerin?

 

Kaç ilkbahar saklıdır kim bilir gülüşünde

Kim bilir kaç gül açar, her Nisan gelişinde

 

Yık barikatlarımı, tabumu yerle bir et

Kuşat dört bir yanımı, seninim ilelebet

 

Sen ki sevdaya dair hep, alnımı ak ettin

Bu yürek kavgasında kazanmayı hak ettin

 

Al beni, mabedinde bir sır misali sakla

Gözlerime güneşi, gökyüzünü yasakla

 

İstersen, hasret bırak kuru ekmeğe, suya

Mahrum et gecelerce, bir damlacık uykuya

 

İstersen esir diye dolaştır pazar pazar

İster canımdan can al, her nefes azar azar

 

Tek şikâyet edersem, sevdana çarpılayım,

Kimsesiz bir zindanda kör, kötürüm kalayım,

 

Bir damla aşk uğruna dolaştım kâinatı

Şimdi, sana teslimdir gönlümün payitahtı

Yorumlar

yorum