KOCA “HAYDAR” PİR SULTAN ABDAL

                 Geçmiş tarihlere baktığımızda insanların ve insanlığın karşılaştığı zulümlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu görürüz. Dünya üzerinde görülen zülümleri yazmak benim kapasitemin üzerindedir. Ancak Anadolu coğrafyasına, özelliklede Alevilik ve Alevilere göz attığımızda sayısız zülüm ve katliamla karşılaşırız. Alevi inançlı bir kişi olarak yüreğimi en fazla acıtanlardan bir tanesi olan Pir Sultan Abdal’ın uğradığı zulmü ve Pir […]

KOCA “HAYDAR” PİR SULTAN ABDAL

İbrahim Kızıler                 Geçmiş tarihlere baktığımızda insanların ve insanlığın karşılaştığı zulümlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu görürüz. Dünya üzerinde görülen zülümleri yazmak benim kapasitemin üzerindedir. Ancak Anadolu coğrafyasına, özelliklede Alevilik ve Alevilere göz attığımızda sayısız zülüm ve katliamla karşılaşırız. Alevi inançlı bir kişi olarak yüreğimi en fazla acıtanlardan bir tanesi olan Pir Sultan Abdal’ın uğradığı zulmü ve Pir Sultan Abdal’ı anlatmak istiyorum. Pir Sultan Abdal hepimizin bildiği gibi Alevilerin yedi ulu ozanından bir tanesidir. Adına Ocak kurulmuş bir inanç önderi, Bir halk ozanı ve inancından dolayı toplumuna yapılan baskı ve zulme karşı baş kaldırmış bir halk önderidir.

kadılar müftüler fetva yazarsa / işte kemend, işte boynum asarsa

işte hançer, işte kellem keserse/  dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

 

padişah katlime ferman dilese/ yine geçmem ala gözlü şah’ımdan

cellatlar karşımda satır bilese/ yine geçmem ala gözlü şah’ımdan

 

pir sultan abdal’ım derim vallahi/ ölsem terk eylemem pir’i billahi

huzur-u mahşerde dilerim şah’ı/ yine geçmem ala gözlü şah’ımdan”

 

Diyebilen zalimin zulmüne canı pahasına direnebilen bir şahsiyettir.  Hak’tan başka hiçbir kimseye boyun eğmeyeceğini, inancından asla dönmeyeceğini, bir can için hiçbir zalime biat etmeyeceğini Pirimiz “Pir Sultan Abdal” dan başka kim söyleyebilir.

 

gel benim derdime bir derman eyle/ alemler derdine derman olansın

özümün hükmüne bir ferman eyle/ alemler hükmüne ferman olansın

 

bir ismin haydar’dır, bir ismin ali/ hak murtaza dedi sana ya veli

cihanın ahiri hem de evveli/ velayet mülküne sultan olansın

 

pir sultan abdal’ım, meydanda merdim / her ner’ye baktımsa yarimi gördüm

seherde tesbihim evradım virdim/ garip gönüllere mihman olansın

 

İşte böylesi bir Hak aşığını yolundan ve inancından döndürebilmek mümkün olmamış ve ancak idam edilerek susturulabilmiştir. Bugün Pir Sultan Abdal’ın bu inancına, bilincine ve zalime karşı direncine kaçımız sahibiz. İnancını ve bilincini yok sayarak sadece direncinden bahsedenler, Pir Sultan Abdal yoktur, Pir Silvanus vardır diyenler, aslında Pir Sultan Abdal’ın inancına ve bilincine bilerek ihanet etmektedirler. Pir Sultan Abdal, kısaca anlatmak gerekirse; 16. yüzyılda yaşamıştır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Alevi inançlı Türkmen bir halk şairi ve ozanıdır. Asıl adı Haydar’dır. Yaşamının büyük bölümü Sivas’ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde (eski ismiyle bin bir bacalı Banaz) geçmiştir. İdam edilen Pir Sultan Abdal’ın ölümünün, 1547-1551 ya da 1587-1590 yılları arasındaki bir tarih olduğu sanılmaktadır. Alevi bir kişi olduğundan şiir ve deyişlerinde “Hakk-Muhammed Ali” motifini kullanmıştır. Alevi geleneklerine bağlı bir dergâh ortamında yetişmiştir. Pir Sultan Abdal, Aleviler arasında kabul gören “Yedi Ulu Ozan’dan” birisidir. Genellikle Osmanlı idaresine ve zulmüne  karşı tutumuyla bilinir. Deyişlerinde eski Türkmen kültürünü ve Alevi inancını yansıtır.

 

Pir Sultan Abdal’ım kolum büküldü/ Aktı gözüm yaşı yere döküldü

Ağır urgan boğazıma takıldı/ Erler himmet edin ben gidiyorum

 

Pir Sultan Abdal’ın  baş eğmezliği ve inançlı davranışı halk arasında destanlaşmasına yol açmıştır. Pir Sultan Abdal Türkmenlerin Osmanlı’ya karşı yoğun ayaklanma dönemlerinde Sivas yöresinde yaşamıştır. Onun yaşadığı yıllar, Osmanlı Padişahlarından Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Süleyman dönemleri ile, Safevi Şahlarından Şah İsmail (Şah Hatayi) ve Şah Tahmasb (Dahmen Şah) dönemleridir.  Pir Sultan Abdal, Şah Tahmasb’ın 1548’deki Anadolu üzerine yaptığı  seferden sonra asılmış olmalıdır. Anadolu Türkmen ayaklanmalarına karşı Kanuni’nin (Türkmenlere) Alevilere karşı aldığı önlemler babası Yavuz Selim’inkilerden farklı değildir; Asıp kesmek, zindanlara doldurmak, aşiret dağıtmak gibi önlemlerdir. Pir Sultan Abdal  kimi Osmanlı  tarihçilerinin değerlendirdiği gibi bir hain değil, adil, haktan ve halktan yana bir düzen isteyen bir inanç önderi ve halk şairidir. Çünkü Anadolu’daki Alevi Türkmenler’in ayaklanmaları salt inanç eksenli değildir. Ekonomik ve toplumsal nedenlere dayanmaktadır. Bu ayaklanmaların tüm yönlerini görmeyen ve doğruları yazmayan tarihçiler bugün ki “yandaş basın” gibidirler. Anadolu Alevileri (Alevi Türkmenler) bir siyasal gücün zulmüne karşı direniş sergilemişlerdir. Osmanlı yönetimi Aleviler’i dışlıyor, baskılarıyla ayaklanmaya zorluyordu. Osmanlı yönetiminin “Etrak-i bi idrak” (anlayışsız, idraksız Türkler) dediği Türkmenlere toprak köleliği uygun bulunuyor. Toprakları ellerinden alınıyor, tımar sistemi içinde reayalığa zorlanıyorlardı.

        Osmanlı yönetimi adalet isteyenleri ezmeyi yeğlemiştir. Osmanlı yönetimi, Aleviler’in kafir, mülhid, islamlık dışı olduğu, öldürülmelerinin vacip ve farz olduğu konusunda, öldürülenlerin mallarının, kadınlarının öldürenlere kalacağı konusunda Osmanlı müftülerinden fetvalar alıyordu.  Yavuz Selim’in, Müftü Hamza’dan aldığı böyle bir fetva ile Kızılbaşlar’ın yediden yetmişe deftere yazılmasını istemesi, daha sonra kırk bin Alevi’yi öldürmesi de tarihin yadsınamaz bir gerçeğidir. Bu kıyım Osmanlı yönetimiyle Alevilerin arasını açmıştır. Alevi düşmanı bir devlet politikası toplumu ikiye bölmüştür. Kızılbaşlık, Kızılbaş gibi sözlerin Alevi inancını benimseyenleri kötüleyen, onları dinsizlikle, ahlaksızlıkla suçlayan sıfatlar gibi kullanılması bu dönemde yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı yönetimi Kemal Paşazade, Ebussuud gibi bağnaz şeyhülislamları  aracılığıyla insanları inançları nedeniyle yok etmeyi temel politika bellemiştir. Bu politikalar Alevi Türkmenler’i ayaklanmaya zorlamış ve ayaklananları da din ve devlet düşmanı suçlamasıyla ezmiştir. Tıpkı bugünlerde ülkemiz siyasetinin getirildiği durum gibi.

 

İşte Pir Sultan, bu haksız politikalara başkaldıran bir inanç önderi ve ozandır. Başkaldıran ve belli bir inancı paylaşanları başkaldırmaya çağıran bir ozandır.

Alır sazı eline ve toprağı elinden alınan, yuvası yurdu dağıtılan, aşireti parçalanan Türkmen’in acısını dillendiren bir ozandır.

 

Bu yıl bu dağların karı erimez/ Eser bad-ı saba yel bozuk bozuk

Türkmen kalkıp yaylasına yürümez/ Yıkılmış aşiret il bozuk bozuk

 

Pir sultan’ım yaradıldım kul diye/ Zalim Paşa elinden mi öl diye

Dost beni çağırmış durma gel diye/ Gideceğim amma yol bozuk bozuk”

 

Bu zulüm bugünde bitmemiş olacak ki Aşık Mahzuni Şerif feryat etmiş ve şöyle dile gelmiştir.

 

Hele sorun şu zalım da,/ Zerre kadar vicdan varmı.

Can sever cananı vurur./Bunda akıl izan varmı.

 

Tarihimiz ve talihimiz hiç değişmeyecek gibi görünüyor. Dünün zalimleri ve zulme uğrayanları bugün kimlere benziyor dersiniz?

İbrahim Kızıler

 

 

Yorumlar

yorum