İNSANİ VE VİCDANİ OLMAK

  Hani, bilirsiniz, bir hata olur ve o hatayı yapanın izahı, o hatayı daha da büyütür. Bizde ona, “özrü kabahatinden daha büyük” deriz. Hele bunu yapanın ülke yönetiminde söz sahibi konumda olması olayın boyutunu ve rengini değiştirir. Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hulisi Akar’ın Cumhurbaşkanı’nın kızının düğününe katılmasından sonra basında çıkan eleştirilere karşı yaptığı açıklamaya, sarf […]

İNSANİ VE VİCDANİ OLMAK

 

Hani, bilirsiniz, bir hata olur ve o hatayı yapanın izahı, o hatayı daha da büyütür. Bizde ona, “özrü kabahatinden daha büyük” deriz. Hele bunu yapanın ülke yönetiminde söz sahibi konumda olması olayın boyutunu ve rengini değiştirir.
Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Hulisi Akar’ın Cumhurbaşkanı’nın kızının düğününe katılmasından sonra basında çıkan eleştirilere karşı yaptığı açıklamaya, sarf ettiği sözlere ve ortaya koyduğu yaklaşıma bakınca, Genel Kurmay Başkanlığını ne kadar hak ettiğini kendisi ortaya koymuş oldu.
Hatırlarsanız, “şehitlerimiz var” diye 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın resmi töreni iptal edildi. Neredeyse halkın bayram kutlaması bile yasaklanacaktı. Gerçek neden şehitlerimiz miydi? Bilemem. Ama kuşkuluyum. Deniz Baykal’ın dediği gibi; Şero’ya güvenir ciğeri teslim ederim ama bu hükümete güvenmem. Her gün yalanlar, her gün yolsuzluklar, her gün talanlar…
Aradan bir ay geçmeden ve 8 şehidimiz varken Cumhurbaşkanı’nın kızının düğünü yapılıyor ama şehitler nedense akla gelmiyor, dikkate alınmıyor, önemsenmiyor. Buna şaşırmamak lazım. Düğün sahibi geçmişte şehitlere “kelle” demişti. Onlar için her şey kullanılır, tüketilir, sömürülür ve sonra atılır. Gerektiğinde papaz elbisesi bile giyilir ama yaptıklarından utanılır mı? Sakın, aklınıza bile getirmeyin.
Toplumun silahlı kuvvetlere bakış açısı, beklentisi, sevgisi hükümetlerden farklıdır. Dolayısıyla Hulisi Akar’ın 8 şehit varken gidip bir düğüne katılması eleştirildi ama onun, eleştirenlere karşı verdiği yanıt kaygı vericidir. Yok efendim, şehitler için yapılan törenden sonra vakit bulamamış da, elbisesini bilmem nerede değiştirmişte, olayın insani boyutu varmışta, iki taraftan davet edilmişte …
Kim sana bunları soruyor? Bize ne senin yolculuk hikâyenden? Yetmezmiş gibi, eleştirenleri; “insani ve vicdani olmamakla” suçluyor. Şaşırmayın lütfen. O koltuğa gelenlerde astlarının özlük hakları, çalışma koşulları, yaralanmaları, şehit olmaları, yargılanmaları, Atatürk ilkeleri, devletin laik yapısı gibi konular birden geri alana düşer. Özel, Başbuğ, Büyükanıt, Özkök örnekleri fazla uzak değil. Nasılda hükümetle nasıl canciğer kuzu sarması olmuşlardı! Arkadaşlar, silahlı kuvvetler 1950’den sonra çağdaşlığa, laikliğe, ilericiliğe veya sol düşünceye kapalıdır. Bilgilerinize!

Recep Yalçın

Yorumlar

yorum