HAK-MUHAMMED ALİ YOLUNDA VARLIK

                 Bilindiği üzere “Hak- Muhammed Ali” Alevilerin inanç yoluna verdikleri isimdir. Alevilik kendisine özgü  ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır. İnancı her hangi bir din veya mezhep içinde tarif etmek olanaksızdır. Alevi inancını ve tarihini incelediğinizde hep kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve katliamlarla karşılaşırsınız. Bu baskı ve zulümden toplumu koruyabilmek için inanç önderleri dediğimiz […]

                                                     HAK-MUHAMMED ALİ YOLUNDA VARLIK

İbrahim-Kızıler[1]                 Bilindiği üzere “Hak- Muhammed Ali” Alevilerin inanç yoluna verdikleri isimdir. Alevilik kendisine özgü  ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır. İnancı her hangi bir din veya mezhep içinde tarif etmek olanaksızdır. Alevi inancını ve tarihini incelediğinizde hep kan, gözyaşı, baskı, zulüm ve katliamlarla karşılaşırsınız. Bu baskı ve zulümden toplumu koruyabilmek için inanç önderleri dediğimiz pir ve mürşitler çareler aramışlardır. İşte bu arayışlar neticesinde İslam öncesi Batıni inanışların üzerine egemen gücün baskı, zulüm ve katliamlarından korunabilmek için İslami bir kılıf örülmesine karar verilmiş ve dergahlarda egemen gücün inancını eski inançlarının üzerine bir motif gibi işlemişlerdir. İşe öncelikle isimlerden başlamışlardır. Eski ata yadigarı isimleri terk ederek toplumu İslami isimlerle donatmışlardır. Eski inançlarını da Alevi sırları olarak yeni inançlarının  içerisine saklamışlardır. İşte bundan dolayı diyoruz ki asıl Alevilik görünen ( zahiri)değil, Görünenin içerisine saklanandır. Batınilikdir.

Alevi inancını anlamak ve öğrenmek isteyenlere naçizane bir tavsiyem vardır. Mutlaka ama mutlaka yedi ulu ozanın (Şah Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Fuzuli, Nesimi, Virani ve Yemini) deyiş ve şiirleri (nefes) ile Şeyh Bedrettin’in Varidat’ını mutlaka anlayarak okumaları ve üzerinde düşünmeleri gerekmektedir.

Alevi inancının özü Ruhun yeniden bedenleşmesi ( İslami reenkarnasyon ile ilgisi yoktur.), Tecelli, Varlığın birliği (Teklik ilkesi) diğer bir deyişle Vahdet-i vücut anlayışıdır. Varlığın birliği anlayışı Alevi inancının, Doğaya, insana ve tüm canlılara saygı ilkesini doğurmuştur. Hak’ka duyulan sevginin yolu varlığın birliğine inanmaktır. Varlığın birliği tek varlık ilkesine (Mutlak Varlık) dayanır. Var olan tekdir, birdir, o da Tanrıdır. Varlığın birliği ilkesine göre yalnız Tanrı vardır. Bütün varlık türleri ondandır, onun birer görünüşüdür.

Varidatta şöyle diyor; Gerçekte bütün varlıklar öz bakımından birlik içindedir, her nesne her nesnede vardır. Ayrılık yalnız görünüştedir. Bütün ağaç tohumdadır, tohumdan var olur, tohumdan ağaç, ağaçtan tohum oluşmaktadır. Bunun gibi bütün evrenler bir özde gerçekleşir, öte yandan bu öz de bir bütünlük içinde gene evrenlerle gerçekleşir. Bütün evrenler bir tozanda (atomda) vardır. Varlık kavramı altında toplanan “bütün” her insanda bulunur. Ben gizli bir gömüydüm, bilinmeyi sevdim, beni bilsinler diye insanları yarattım,  diyen Tanrı sözlerinin anlamı da budur. Burada bilen de, anlayan da Tanrıdır.

Tanrının bütün eylemlerde, işlerde, nesnelerde bulunması varlık birliği görüşünün temelidir. Varlığın birliği kavramı içerisinde var olan Mutlak Varlık, varlık kavramı altında toplanan her şeydir. Mutlak varlık yalnız kendisiyle, kendi özü ile var olan, başka bir nesnenin varlığını gerektirmeyen varlıktır, Tanrıdır. Bütün nesnelerin varlığı onunla bağlantılıdır, gene bütün nesneler onun görünüş alanına çıkmış suretleridir. Diyor varidat.

Tanrının görünüş alanına çıkışı evreni oluşturur. Evren kendi başına bir varlık değildir. Onun varoluşu görünür aleme çıkmasıdır. Evren Tanrısal bir varlık olduğundan gelip geçici değildir. Gelip geçicilik sığ bir görünüştür. Varlık olması nedeniyle “evren soyu, türü, özü bakımından kesin olarak önsüzdür (Kadimdir, ezelidir) Evren hangi anlamda alınırsa alınsın yalnız Tanrı ile vardır. Tanrı dışında, Tanrıdan ayrı bir evrenin varlığı söz konusu olamaz. Evrende görünen, bulunan ne varsa Tanrıdır. Öyleyse onlardan birisi ben Tanrıyım derse (Hallac-ı Mansur gibi, En-el Hak, derse) doğrudur. Çünkü her varlık Tanrıdan gelmektedir. Her nesnede Mutlak Varlık özü vardır. Hiçbir koşula bağlanmaksızın her varlığa Tanrı denmesi bundandır. ( Tahtacılar’ın ağaç keserken ağaçtan helallik istemesi, Alevilikte Yas ve matem orucu süresince canlıya zarar vermemesi, et, balık ve yumurta yememesi işte bundandır) Gerçekte her şey birdir. Tanrı ile evren arasında bulunan bağlantı, varlık bakımından, insan ile Tanrı arasındakinin özdeşidir burada. Bu özdeşlik de İnsan-Tanrı-Evren üçlüsünün oluşturduğu birlik’ten geliyor. Ancak “özde birlik’i” sağlayan da gene tek varlık olan Tanrı oluyor. Varoluşun özünde önsüz, sonsuz olarak Tanrı duruyor. Tanrı bütün niteliklerden, nesnelerle açıklanan özelliklerden arınmıştır.

Bütün varlıklar Tanrının görünür alemdeki suretleri olduğundan dolayı “Hak- Muhammed Ali” yolunun inanları olan aleviler doğaya, insana ve canlılara saygılıdırlar. Bir canlıya kıymak hak’ka kıymak demektir Alevi inancında. Cinayet işlemek Alevi inancında “Dışarı düşkünlüğü” ile cezalandırılır ve asla bir daha geri dönemez.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum