Yılmaz BÜYÜKERŞEN’NİN YENİDEN YARATTIĞI ESKİŞEHİR I

Geçtiğimiz hafta sonu Eskişehir’deydim. Sabah 09.00 da Eskişehir Balmumu Müzesine gittik. Kapının girişinde uzun kuyruk vardı. Gelenler, onar dakika arayla kırkar kişi olarak içeri alınıyordu. Bekleme 2 veya 3 saat sürebiliyor. Orada bazı devlet adamlarımızın, yazarlarımızın, bilim adamlarımızın, sanatçılarımızın ve diğer ülkelerin bazı önemli kişilerinin mumdan heykellerini gördük. Birebir benzetilmişlerdi. Oradan Atlıhan El Sanatları Çarşısına […]

Yılmaz BÜYÜKERŞEN’NİN YENİDEN YARATTIĞI ESKİŞEHİR I

Geçtiğimiz hafta sonu Eskişehir’deydim. Sabah 09.00 da Eskişehir Balmumu Müzesine gittik. Kapının girişinde uzun kuyruk vardı. Gelenler, onar dakika arayla kırkar kişi olarak içeri alınıyordu. Bekleme 2 veya 3 saat sürebiliyor. Orada bazı devlet adamlarımızın, yazarlarımızın, bilim adamlarımızın, sanatçılarımızın ve diğer ülkelerin bazı önemli kişilerinin mumdan heykellerini gördük. Birebir benzetilmişlerdi. Oradan Atlıhan El Sanatları Çarşısına gidildi. Eskiden han olarak kullanılmış, 2005 yılında şimdiki hale getirilmiş. Lüle taşı, cam sanatları, el sanatları gibi hediyelik eşyaların satıldığı bir çarşı durumuna getirilmiş. Oldukça kalabalıktı. Küçücük bir yer gibi görünüyor ama oldukça güzel düzenlenmiş, kalabalığı göstermeyen, sıkışık olmayan bir çarşı. Çay, kahve ve lavabo ihtiyaçları düşünülmüş, serin ve sakin bir çarşı.

Moladan sonra Eskişehir’e özgü ve Safranbolu benzeri Odun pazarı Evleri olarak düzenlenmiş tarihi bölgeyi gezdik. Bizim gibi birçok turdan insan vardı. En çok fotoğraf çekilen yerlerden birisiydi.  Daha çok iki katlı ve koyu renkli yapıların olduğu ve konut olarak kullanılan yerler.

Odun pazarı Evleri’ni yürüyerek geçip Eskişehir’e özgü Met helvasının satıldığı dar sokaklardan geçip 1517-1525’de Çoban Mustafa Paşa’nın vezirliği döneminde, Osmanlı Devleti’nin ilk Mimarbaşı olan Mimar Acem Ali tarafından yapılmış içinde imarethane, medrese, Kurşunlu külliyesi ve camisi, aş evi ve geniş bahçesi olan yere vardık.  Bahçe, insanların serinde ve rahat oturabileceği banklar, su, tuvalet ve diğer ihtiyaçları düşünülerek düzenlenmiş, ağaçlar korunmuş, binaların özgün haliyle günümüze gelmesi sağlanmış. Oradan, bitişikteki Türkiye’nin ilk lületaşı müzesine ve Osmanlı el sanatları çarşısına geçildi. Tarihi taş yapıların korunup günümüze kadar gelmesi önemli bir başarı.  Ve onları eski eserleri koruma ve sergileme yeri olarak düzenlemek en az bu eserler kadar değerli.

Aracımıza binip şehrin orta yerindeki bir parkta sergilenen, Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’i görmeye gittik. Görkemliydi ve güzeldi. Kafese kapatılan bir aslan gibiydi. Öylece sessiz duruyordu. Kullanmak isterdim.

Bir kişi deyip geçmeyelim. Yılmaz Büyükerşen’in, 1999’dan günümüze Eskişehir’i yaşanılabilir bir kent haline nasıl getirdiğini görmek ülkemiz ve insanlık için heyecan vericidir, umuttur, önemlidir. İlk günkü gezi böyleydi Haftaya ikinci günü yazacağım.          02.06.2016             Recep Yalçın

Yorumlar

yorum