CEHALET CENNETTİR

Siyasi iktidarlar için cehalet aslında çok büyük bir güçtür. Gerçekleri gözden kaçırmak, planladıklarını daha rahat yapmak için dünyanın birçok ülkesinde iktidarı ellerinde bulunduranlar cehaleti yaygınlaştırarak hedeflerine çok daha rahat ilerlemişlerdir. Batıda şöyle bir atasözü vardır: “cehalet cennettir.” Bunun Türkçesi bilmiyorsan mutlusun, derdin olmaz, üzülmezsin. Büyük bir kitleyi cahil bırakacaksın ki yönetmesi kolay olsun. Aksi takdirde […]

   CEHALET CENNETTİR

Tamer KAYIKÇI

Siyasi iktidarlar için cehalet aslında çok büyük bir güçtür. Gerçekleri gözden kaçırmak, planladıklarını daha rahat yapmak için dünyanın birçok ülkesinde iktidarı ellerinde bulunduranlar cehaleti yaygınlaştırarak hedeflerine çok daha rahat ilerlemişlerdir.

Batıda şöyle bir atasözü vardır: “cehalet cennettir.” Bunun Türkçesi bilmiyorsan mutlusun, derdin olmaz, üzülmezsin.

Büyük bir kitleyi cahil bırakacaksın ki yönetmesi kolay olsun. Aksi takdirde soru soran insanları yönetmek her zaman zor olur.

Soru sormak bilmekle başlar. Bilgiye ulaşma isteği vardır. Kafasındaki soruyu sorabilmesi için elindeki bilgiyi gözlemleriyle karşılaştırır, muhakeme eder, soru işaretleri devam ediyorsa onun yanıtını bulmak için sorular sormaya başlar.

O halde sormanın temelinde bilgi vardır.

Atina Akademi dünyada kurulan ilk üniversitedir. Kurucusu Platon’dur. Platon, hocası Sokrates’in öğretisini uygular. Sokrates “Öğrenme ve bilgi ancak soru sorarak beyne yerleşir ve kalıcı olur” der.

Yine bir Çin atasözü bunu doğrular. “Bana anlatırsan unuturum. Bana gösterirsen hatırlarım. Bana yaptırırsan anlarım” der.

Toplumu cahillikten kurtarabilmek, soru soran bir toplum yaratmak için kaliteli bir eğitim vermek zorundasın. O kaliteli eğitimin içinde felsefe olacak, sanat olacak, edebiyat olacak ve bunları ana dilinde yapacaksın.

Batı karşısında yüzyıllarla ifade edilen geri kalmışlığı yıkmak, aydın bir toplum yaratabilmek için Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan genç cumhuriyetin en büyük hedefi çağdaş bir eğitim sonucunda tüm halkı cehaletten kurtarmak olmuştur.

Cumhuriyetin kurulduğu tarihte okuma yazma oranı yüzde 10 iken kabul edilen yeni alfabe ve Eğitim Birliği yasası ile bu oran yukarılara çekilmeye çalışılmıştır. Genç cumhuriyetin bu yolda attığı en büyük adım ise Köy Enstitüleri olmuştur.

Müfredatının yarısını kültür derslerine, yarısını da tarım be teknik derslerine ayıran Köy Enstitülü bir öğrencinin azık torbasının içinde ekmek, zeytin ve peynirinin yanında dünya klasiklerinden bir kitabın da bulunması hiç de şaşılacak bir durum değildir. İşte genç cumhuriyetin eğitim hamlesi budur.

Köy Enstitüleri çok kısa zaman içinde kapatıldı. Çünkü burada sanat ve felsefeyle donatılan eğitim programında soru sormasını öğrenen yeni nesiller yetişmeye başlamış, bu da iktidarı elinde tutan Demokrat Partili burjuva ağalarının hoşuna gitmemiş, derhal kapatılarak yerine imam hatipler ikame edilmeye başlanmıştır. Bugünkü iktidarın imam hatiplere dört elle sarılması, onların baş tacı edilmesi kurduğu otoriter sistemin daha rahat kabul edilmesini sağlamak, dikensiz gül bahçesi yaratmak istemesindendir. Soru sormasına bilen, sorgulayan, merak eden bir eğitim sisteminden, Köy Enstitüsünden, sormayan, sorgulamayan, biat eden bir eğitim sistemine, imam hatiplere geçiştir cumhuriyet tarihimizin son 75 yılı. 14 yıllık baskı ortamına artık dur demeye çalışan Türkiye’nin her yerindeki köklü geçmişe sahip liselerden arka arkaya “karanlığa yenilmeyeceğiz” bildirileri yayınlanırken bunların içinde bir tane dahi imam hatip okulunun olmaması da şaşırtıcı değildir.

Halkı cahil bırakmanın bir diğer yolu da onun emeğine karşılık geçimini kıt kanaat dahi geçiremeyecek bir düzeyde düşük ücret politikası izlemektir. Bugün milyonlarca vatandaşımız işsiz durumda. Çalışanların büyük bir kısmı asgari ücretle ya da onun da altında bir gelir ile hayatlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Kazandığı parayla karnını dahi doyurmakta zorlanan milyonlarca insanımızın kaliteli bir eğitimden uzak kalması, sanatla, felsefeyle temas kuracak ortamları bulamaması sonucunda cahilleştirilen bir toplum ile karşı karşıyayız.

Birkaç gün önce Levent Gültekin “ayda 1000 TL kazanan insanlar bu ülkede iktidarı belirliyor ve o iktidar da daha sonra milyarlarca dolar sermayeli iş adamlarının kaderini çiziyor” diyordu.

İşte günümüzün özeti budur! Okumayan, okuduğunu anlayamayan, köyden, kasabadan göçüp şehirleşememiş milyonların kendilerine uygun iktidarıyla diğer milyonlar üzerine kurdukları tahakkümü yaşıyoruz. Kasaba kültürünün ülkeye hakim olmasıdır yaşadığımız.

Haluk Bilginer “siz kuş kafesinde doğup büyümüşsününüz, orman hakkında ne soru soracaksınız ki. Ormanın ne olduğunu bilmiyorsunuz” diyor bir söyleşide. Bugün o milyonlarca cahil bıraktığımız insanlar ne yazık ki o ormanları göremiyor. O ormanları gösterecek sanattan, edebiyattan, felsefeden uzaklar. Bugün yaşadığımız bu kara günleri aşmak istiyorsak inadına herkese ulaşıp inadına bu ülkede ormanların var olduğunu göstermemiz gerekiyor insanlara.

Yorumlar

yorum