SOYADI KANUNU

Bu hafta Soyadı kanununun kabulünün 82. yıldönümü. Bundan dolayı bu haftaki sohbetimiz soyadı üzerine olacaktır. Çünkü soyadı insanları ayıran ve karışıklıkları önleyen bir kanundur. Önce Türklerin isimlerinden bahsedelim. Tüm toplumlar çocuklarına isim verirlerken iyi, güzel ve doğruluğu çağrıştıran isimler verirler. Bir toplumun isimleri kendi dilinde olduğundan diğer toplumlara göre biraz garip karşılanır. Ama o garip […]

SOYADI KANUNU

Sinan Kahyaoğlu

Bu hafta Soyadı kanununun kabulünün 82. yıldönümü. Bundan dolayı bu haftaki sohbetimiz soyadı üzerine olacaktır. Çünkü soyadı insanları ayıran ve karışıklıkları önleyen bir kanundur. Önce Türklerin isimlerinden bahsedelim. Tüm toplumlar çocuklarına isim verirlerken iyi, güzel ve doğruluğu çağrıştıran isimler verirler. Bir toplumun isimleri kendi dilinde olduğundan diğer toplumlara göre biraz garip karşılanır. Ama o garip karşılayan toplumda aynı anlamları içeren kelimeleri kendi dilinde isim olarak verir. Yani tüm insanların dileği iyi yaşamak ve çoluk ve çocuğunun büyüyüp  iyi bir yaşam kurmasıdır. Türkler Orta Asya’da iken kendilerine iyilik ve güzellik içeren kelimeleri isim olarak vermişlerdir. Bu dönemde insanlar kendi boyları veya aşiretleri ile anılmaktadır. Ayrıca ananın ve babanın verdiği isim yanında asıl isim o çocuğun yaptığı iyi bir iş sonunda toplum tarafından verilecek olan isimdir. Örneğin zinciri koparacak kadar güçlü olanlar bu özelliğini kanıtlayınca ona zincirkıran adı verilir. Bu toplum tarafından verilen isime lakap da denir. Kişi aldığı lakap ile tanınır. Bazen de çocuklar ölmesin diye alıcı ruhu aldatmak ve bu şekilde çocuğun yaşamasını sağlamak için çocuğa iyi adı yanında ailesi tarafından da kötü bir lakap verilir. Bu kötü lakap verilmesinin  nedeni Azrail’i aldatmaktır. Bu ailesi tarafından verilen iki isimle yaşarken çocuk büyüyüp kendi becerisini ortaya koyunca, bir de toplum tarafından kendisine lakap verilir ki o çocuk üç isimli olur. Hangisi yaygınlaşırsa o isimi benimser ve o isimle Hakka yürür.

Türkler 10. y. y. da İslamiyet’e girince önce isimlerini değiştirdiler ve Arapların çocuklarına verdikleri isimleri çocuklarına vermeye başladılar.  Ahmet,  Mehmet,  Ali, Veli, Ayşe, Fatma, İbrahim, İsmail,  v. d.  Arap isimleri Türkler arasında yaygınlaştı. Hatta Kuran’da geçiyor diye kötülük simgeleri olan kelimeleri de isim olarak çocuklarına vermeye başladılar. Örneğin Kezban Kuran’da yalancı olarak geçmekteyken Türklerde kız ismi olarak kullanılmaktadır. Yine Sanem Kuran’da put olarak kullanılırken Türklerde Kuran’da geçiyor diye kız ismi olarak kullanılmaktadır. Arapça kelimelerin ne anlama geldiğini bilmediğimizden isimlerimizin anlamlarını da maalesef bilmemekteyiz.

Vakıf senetleri düzenlenirken babanın adının yanına o kişiye babasının verdiği iyi isim kullanılmıştır.  Bu durumda yine karışıklıklara neden olmaktadır.  Çünkü o kişi genellikle toplum tarafından verilen lakabı kullanmakta ve babasının verdiği iyi ismi kullanmamaktadır. Ayrıca bazı aileler kendilerine pay çıkarmak için hacı, hoca v. b.  unvanları kullanmaktadırlar ki bu sayede toplum nazarında statü elde etmekte idiler. Tüm bu karmaşa yüzyıllarca sürdü. 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kapatılınca yerine yeni bir asker ocağı kuruldu. Fakat bu yeni orduya asker bulmak sorunu baş göstermişti. Bunun üzerine 1840 yılında Askerlik kanunu çıkarılarak zorunlu askerlik yasası kabul edildi. Fakat bu yasa başka sorunları devletin önüne getirdi. Çünkü Osmanlı topraklarında doğan her çocuğu 20 yaşına gelince askere alacaklardı. Bunun için herkese bir nüfus cüzdanı verme zorunluluğu doğdu. Bu zorunluluk yüzünden 1843 yılında Nüfus müdürlüğü kuruldu ve insanlara ilk nüfuz cüzdanları verildi. Fakat bu seferde başka bir sorun  çıktı. Bu kayıtları derli toplu tutup bunları arşivleyecek insana yani memurlara ihtiyaç ortaya çıktı. Bu memurluk işini medrese mezunları yapamıyorlardı. Bu ihtiyaç için ise Rüştiye okulları açıldı. Bu okullardan sonra İdadiler açıldı. Böylece memurluk başladı. Memurlara ücret hazineden verilmekte idi. Hazineyi doldurmak için ise vergi toplama işi sıkı tutuldu. Gelen gençler  filanca oğlu filanca diye kayda geçirildi. Örneğin Abdülkadiroğlu Rıza gibi. Fakat o kadar kargaşa ortaya çıktı ki  akıl ermez. Çünkü bazı yerlerde babanın adı ile oğlun adı aynı idi. Yine aynı isimi taşıyan o kadar çok insan ortaya çıktı ki kim kimdir bilinemez hale geldi. Tüm bu kargaşalar içinde Meşrutiyet ilan edildi. 2. Meşrutiyet ile toplumsal alanda bazı yeni düzenlemeler yapılmaya çalışıldı. Fakat bu düzenlemeler yeterli gelmedi. Sonuçta devlet 1. Dünya savaşına girdi ve yenilerek işgale uğradı. Ulu Önder Mustafa Kemal’in emrinde Kurtuluş savaşı verildi ve 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilanından sonra Mustafa Kemal tarafından toplumsal hayatta devrimler yapılmaya başlandı. 1924 yılında öğretim birliği sağlandı. 1925 yılında takvimde ve ölçülerde yenilikler yapıldı. 1928 yılında harf devrimi yapıldı. 21. Haziran. 1934 tarihinde ise Soyadı kanunu kabul edilerek her ailenin bir soyadı alması kararlaştırıldı. Alınacak soyadları  edebe aykırı veya gülünç olmayacaktı. Aşiret, yabancı ırk veya millet, rütbe, memuriyet bildiren isimlerde soyadı olarak kullanılmayacaktı. 2. Temmuz. 1934 tarihinde Resmi gazetede yayınlandı ve 2. Ocak. 1935 tarihinde yürürlüğe girdi. Soyadı kanununun kabulünden sonra TBMM 24. Kasım. 1934 tarihinde Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını verdiler. 26. Kasım’da ise yine kabul edilen bir kanunla ağa, hacı, hoca, bey, paşa, hazret v. b.  ünvanların kullanılması yasaklandı.  17. Aralık. 1934 tarihinde ise yine kabul edilen bir kanun ile Atatürk soyadını başka bir kimsenin kullanması yasaklandı.  Atatürk’ün kız kardeşi Makbule hanım dahi Atadan soyadını aldı. Saygılarımla.

Yorumlar

yorum