ŞAİRHANE; BÜLENT GÜLDAL

Şairhanemizin bu haftaki konuğu yaşamını 1993 yılından bu yana Edremit’te sürdüren Şair Bülent Güldal. Bülent Gürdal 1 Ocak 1954 Ceyhan doğumlu. Şiir ve yazıları günümüz edebiyat sanat dergilerinde yer almaktadır. Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Demeği, BESAM, MESAM üyesidir. Bestelenmiş şiirleri vardır. Yeni Türkü Şiir Yayınları tarafından düzenlenen yarışmada başarı (1987), İbrahim Yıldız Şiir Yarışması’nda birincilik (1999), […]

ŞAİRHANE; BÜLENT GÜLDAL

DSC_0001

Şairhanemizin bu haftaki konuğu yaşamını 1993 yılından bu yana Edremit’te sürdüren Şair Bülent Güldal.

Bülent Gürdal 1 Ocak 1954 Ceyhan doğumlu. Şiir ve yazıları günümüz edebiyat sanat dergilerinde yer almaktadır. Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Demeği, BESAM, MESAM üyesidir. Bestelenmiş şiirleri vardır.

Yeni Türkü Şiir Yayınları tarafından düzenlenen yarışmada başarı (1987), İbrahim Yıldız Şiir Yarışması’nda birincilik (1999), Ali Rıza Ertan Şiir Yarışmasında başarı (2000),  Ş.Avni Ölez Şiir Yarışması’nda birincilik (2007; bu ödül Asım Öztürk ile paylaşılmıştır) ödüllerini aldı.

Güdal’ın yayınlanmış Şiir Kitapları: Dördüncü Cemre (1979), Durgun Sis (1984), Sabaha Biriken (1987), Anası Okyanus (1998), Yağmurkuşunun Türküsü (2006), Şiirtüven Sofrası Ezgileri (2011) (Ahmet Uysal-Ahmet Günbaş- Bülent Güldal ile Ortak Yazılan Şiirler) ve Şakayık Şelalesi (2012).

Bülent Güldal ismi Tanizmattan Günümüze Edebiyat adamları Ansiklopoedisi (YKY ‘ları M. Cemal), Edebiyat Ansiklopedisi (İhsan Işık)’nde yer almıştır.

Bülent Güldalın Şiirlerinden sizler için seçtiklerimiz;

İDA’NIN YOLLARINDA

Bir yanım koca dağ derin deniz diğer yanım

çiçek derseniz kızlar gelir pınarlardan

sofralar kurulur aşkın dergahında

 

İncedir rüzgar dalgalar kabarır inceden

uzak dur aman dağları küçümseyenden

o nereden bilecek Kybele’yle seviştiğini

 

Dikenlerin ucunda açan mor zambak

kılavuzun olur çağlayanlara doğru

elinden tutar yer altı dereleri

 

Kentler kavganın diliyle konuşuyor yorgun

sen sabahın içinde ormanları soluyorsun

sözcükler fışkırıyor ateş kuyularından

 

Bu dil dağların dili derin maviliklerin

kuş şakıması,gül patlaması,aşkın hası

ortasında bir mevlevi gibi dönüyorsun

 

Hayat güze dökülüyor telaş içinde

açılıyor kapıları sonsuz suskunun

bu türkü bitebilir de kime ne?

 

Ömrümüzün bezzazı bize sormuyor

biçiyor kumaşını düşlerimizin

kimine göl düşüyor kimine umman

 

Gölsen eğer enginlere çevir yüzünü

büyük balıkları besle koynunda

taşlarla konuşmayı öğreneceksin

 

AŞK BU OLMALI

Zaman tırısa kalkıyordu güz atlarıyla

yelkeni yırtık eski bir teknenin

köpüren rüzgarlarını doldurup gömleğime

kayaların arasından süzülerek geçtim

kıyısız denizleri bölüştüm seninle

 

Dalgaların ucunda seken ay ışığının

izini sürerdik patlayan havalarda

ürkek martıların tüneğiydi gözlerin

ışıklar dökülürdü göğüslerinin arasından

kızıl ve beyaz çiçekler yanaklarından

 

Sular durgunlaşır mı öpüp okşadıkça?

Yıldızları tükenir mi şen gecelerin?

Kara görünür de sözcükler kirlenir mi?

Bırak,çaksın içimizde alevden şimşekler

herkesin olan kıyı bizim olmasın

 

Ne de güzel yağıyor güz yağmurları

son etabını koştuğum bu yarışın

ıslak saçlarına aşağıdan baktıkça

tuza kesiyor tenim,başım dönüyor

bir çağlayana yetişme telaşında

ömrümün incecik kuş ayakları

 

Geldiğim derinliğe dönüyorum şimdi

peşleri sıra kuduran dalgaların

direnmek anlamsız işte çekiyor girdaplar

bedenime biçim beğeniyor küheylan deniz

bir fesleğenin silkiniyor yaprakları

sona doğru,sondan içre aşk bu olmalı

 

YEL DEĞİRMENİ

çocuk gülüşlerini iliştirip dudaklarıma

gül çalıyorum yangınlı sokaklardan

geçip gidiyorum ya kımıltıların içinden

göçkün bir ömre katıyorum ömrümü

dağ sularını sıla bilip denizlere akıyorum

şiirin memelerinde büyüyor zaman

 

güneşe doğru esiyor mysia’lı bir rüzgâr

düş odalarının imbiğinden geçiyor insan

çeliğin menevişli pırıltısına bürünüyorum

amforaların aynalarından gülümseyen yüz

hazlar taşıyor karşı duruşlardan

kahrın hükümran olduğu coğrafyalara

 

asık yüzlüler panayırının tanrı çadırında

içe dönük bir alem yaşanıyor korku içinde

bir yanım çürümüşlük inkâr diğer yanım

siyah bir gül dikiyorum bu sarmalın ortasına

hüzünle yemlenen atların terkisinde

rüzgâr gibi geçiyorum kuyuların arasından

 

kılıcını bileyen bir yüz yılın karşısına

kalemin kadim diliyle çıkan aşk erleri

gül sesini arayan donkişotlarız ya da

hüzün kulvarlarına savrulmamız bu yüzden

ay yüzlü çocukların kokusuyla beslenirken

hayat

insan kanıyla dönüyor yel değirmenleri

ve şiirimiz baş kaldırıyor işte bu yüzden

 

 

Yorumlar

yorum