ÜLKEMİZDE YAŞANAN DEMOKRASİ SORUNU

Giderek toplumsal şiddete doğru tırmandırılan ülkemizde ne yapacağımıza, nasıl düşüneceğimize, birileri bizim adımıza karar vermeye başlamışlardır. Kendileri ve temsilcisi oldukları kişilerin istekleri ve inançları doğrultusunda hareket etmeyenleri baskı ve şiddet ve zulümle susturmaya çalışmaktadırlar. Ana muhalefet partisi liderine kurşun atanın tutuksuz yargılandığı, Berkin’in, Ali İsmail Korkmaz’ın, Abdullah Cömert’in vs. katledilmesi olaylarının faillerinin elini kolunu sallayarak […]

 ÜLKEMİZDE YAŞANAN DEMOKRASİ SORUNU

İbrahim-Kızıler[1]

Giderek toplumsal şiddete doğru tırmandırılan ülkemizde ne yapacağımıza, nasıl düşüneceğimize, birileri bizim adımıza karar vermeye başlamışlardır. Kendileri ve temsilcisi oldukları kişilerin istekleri ve inançları doğrultusunda hareket etmeyenleri baskı ve şiddet ve zulümle susturmaya çalışmaktadırlar. Ana muhalefet partisi liderine kurşun atanın tutuksuz yargılandığı, Berkin’in, Ali İsmail Korkmaz’ın, Abdullah Cömert’in vs. katledilmesi olaylarının faillerinin elini kolunu sallayarak dolaştığı ülkemizde maalesef hukuksuzluk, tahammülsüzlük ve karşı düşünceye baskı tavan yapmış vaziyettedir. Oslo’da, İmralı da, Kandil’de, Dolmabahçe de TBMM’sinden gizlenerek gerçekleştirilen görüşmelere ve pazarlıklara sessiz kalanlar, bugün mevcut iktidar sahiplerinin kanatlarının altında terör estirmeye başlamışlardır. HDP ve AKP’nin TBMM’sini devre dışı bırakarak OSLO, İMRALI, KANDİL, ve DOLMABAHÇE’DE kapalı kapılar ardında yaptıkları görüşme ve pazarlıkları hangi kefeye koyacağımızı bilemez hale geldik.  Her iki partide bugüne kadar buralarda yaptıkları görüşmeler hakkında halkı aydınlatıcı tek kelime etmemektedirler. Perdenin önünde kavga ediyor görüntüsü veren bu iki partiye demokrasi adına soru sorabilecek tek kişi bırakmadılar dışarıda.

“Demokrasi bizim için bir amaç değil, hedefe ulaşmak için bir araçtır” diyenlerin uyguladıkları sözün ona “İleri Demokrasi” uygulamalarının eşi benzeri ne hitler Almanya’sında, ne Mussolini İtalya’sında nede 36 yıl boyunca diktatörlükle yönetilen Franco’nun ispanyasında görülmemiştir. Ülkemizde Hukuktan eser kalmamış, kuvvetler ayrılığı askıya alınmış, Laiklik ve Demokrasi rafa kaldırılmıştır.

Bu ülke Türk-İslam sentezcileri, etnik ve dinci faşistler eliyle önce 80 darbesine sürüklenmiş, şimdi de toplumsal cinnete doğru sürükleniyor. Kimsenin kimseye saygısı ve sevgisi kalmamış, tıpkı 12 eylül öncesi dönemlerde ki gibi katı kutuplaşmalara sürüklenmiştir. Kendisi gibi düşünmeyene tahammül edemeyen kişilerden Demokratik uygulamalar beklemekte hayal olmuştur. Sorunlarına ve dertlerine demokrasi içerisinde çare bulamayan ve bulamayacağına inandırılan bir kesim oluşturulmuştur ülkemizde. İşte tehlike buradadır. İktidarın kanatları altında palazlananlar ile, Demokrasinin kalmadığına inanan bu grupların karşı karşıya getirilmesi tam bir facia olacaktır.

Hafızalarımızı biraz zorlamak lazım; Tarihte hep bir kırılma noktası vardır. Öyle dönemler ve o dönemlerde söylenen sözler de unutulmuyor. Bunlardan birisi de  Necmettin Erbakan’ın “kanlı mı olacak, kansız mı?” diye sorduğu iktidara geliş süreçleriyle ilgili olan konuşmasıydı. 13 Nisan 1994’de yapılan bu konuşmayı hiç unutmuyorum. 11 Ekim 1987 yılında Necmettin Erbakan’ın siyaset yasağı kalkıp partisinin başına geçince 1994 yılındaki seçimlerde Refah Partisi, Parti içindeki milli görüşün yenilikçilerinden (Abdullah Gül-Recep Tayyip Erdoğan gibi) etkisi, askerin siyaset üzerindeki etkisi, medyanın askeri göreve çağırması ve derin güçlerin etkisiyle  birinci parti olmuştu. Refah partisi ve Necmettin Erbakan bunun üzerine , hem yeni söylemlere başlamış, hem daha farklı kitlelere ulaşma şansı yakalamıştı. Bir grup toplantısında  Erbakan ““Şimdi ikinci bir önemli nokta, Refah Partisi iktidara gelecek, adil düzen kurulacak. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak, kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” diyordu.

Dünkü milli görüşçüler bugün AKP içerisinde tam kadro mevcutlar. Dünkü politikalarını hiç taviz vermeden bugüne taşıdılar. İşte geldiğimiz AKP ve HDP eliyle getirildiğimiz süreç budur. 1923’e kadar ülkemizi istedikleri düzene sokmak için Demokrasiyi askıya almalarının sebebi budur.

Ülkemizde Kürt sorunu, Alevi sorunu, azınlıklar sorunu diye suni yaratılan sorunların altındaki gerçek aslında tam bir Demokrasi sorunudur. Demokrasi tüm kural ve kurumlarıyla işletilmiş olsa bu suni sorunların hepsi ortadan kalkacaktır. Ama o zaman ülkemizi soyup soğana çevirdiği, amaçlarına ulaşmak için her şeyi kendilerine mübah gördüğü iddia edilenler, bir daha siyasi arenaya dahi adım atamayacaklarını bildikleri için ülkemizi bu karanlık girdaba sürüklemişlerdir.

İbrahim Kızıler

 

Yorumlar

yorum