BİZ BU KADAR B.KU NEDEN YEDİK?

  Davos’ta “One minute” ile başlayan serüven nihayet son buldu. Aradan geçen bunca yıldan sonra dönüp dolaşılıp gelinen yine aynı yer. “One minute” ile başlayan çıkış planlı mı yoksa plansız mıydı bir şey bilmiyoruz, bir inat uğruna, hiçbir plan yapmadan yol alınmaya çalışıldı ama en son işler çıkmaz sokağa varınca torniston yapılıp geri dönülmek zorunda […]

BİZ BU KADAR B.KU NEDEN YEDİK?

 

Davos’ta “One minute” ile başlayan serüven nihayet son buldu. Aradan geçen bunca yıldan sonra dönüp dolaşılıp gelinen yine aynı yer.

“One minute” ile başlayan çıkış planlı mı yoksa plansız mıydı bir şey bilmiyoruz, bir inat uğruna, hiçbir plan yapmadan yol alınmaya çalışıldı ama en son işler çıkmaz sokağa varınca torniston yapılıp geri dönülmek zorunda kalındı.

O çıkmaz sokaktan geri dönülmesinin zorlayıcı nedenleri de bir değil birden fazla. İlki Rıza Zarraf’ın ABD’nin eline geçmesi ve orada bülbül gibi şakımaya başlaması, Kuveyt Türk Bankası ve diğer Türk bankalarının da ABD yargısının kapsamı altına alınmasından sonra bizim 17-25 Aralık zanlıları kaçacak köşelerinin kalmadığını anlamaya başladılar. Zira ABD’de satın alabilecekleri, korkutabilecekleri savcılar, yargıçlar ne yazık ki ellerinde yok.

Pazartesi günü iki ülkenin başbakanları tarafından açılanan anlaşma maddelerine bakıldığında Mavi Marmara ile kopan ilişkiler öncesindeki durumdan daha geriye giden bir durumla karşı karşıya olduğumuz gözden kaçmıyor. Çünkü Mavi Marmara olayından önce İsrail’in ablukasını yasa dışı kabul etmemize rağmen bugün gelinen noktada bunu yasal olarak kabul etmiş görünüyoruz. Bizimkilerin kışkırtıp gönderdiği ve gemide öldürülen vatandaşlarımızın acısı ve onların ailelerinin açtığı davaların ise kadük haline sokulması ayrı bir komedi.

Oysa İsrail sayesinde içerideki kamuoyu ne kadar güzel tavlanmaya başlanmıştı. Kaçak Saraydaki ben var olduğum sürece İsrail ile yan yana gelmeyeceğiz diyordu. Ak-troller ile tüm ülkede İsrail aleyhine gösteriler yapılıyor ve Yahudi düşmanlığı körüklenerek insanlar dinsel yönden kendi çevrelerinde toplanma çalışılıyordu. Bunda da ne yazık ki başarılı oldular.

İsrail ile ülkenin çıkarları göz ardı edilerek yapılan bugünkü anlaşmanın arka planını iyi anlamamız gerekiyor. Öncelikle şunu belirtmem lazım. Ne “One Minute” ne de “Mavi Marmara” olayları gerekçe gösterilerek İsrail ile iplerin kopması hiç de onaylanacak bir durum değildi. En baştan yanlış yapılmıştır. Yanlışın neresinden dönülürse dönülsün kardır mantığıyla bugün aradaki buzların erimesi ülkemiz için çok da olumlu bir gelişmedir. İsrail ile buzların erimesinin arka planında 17-25 Aralık dosyasına, Rıza Zarraf’ın şakımasına bakmamız gerekiyor. Belli ki ABD’nin elinde bizimkilerin uluslararası suç sayılacak çok büyük delilleri var. Bu uluslararası suçların kimin emriyle yapıldığını da bilmeyenimiz yok. Bu suçlardan nasıl kurtuluruz şeklinde düşünen bizimkilerin Amsterdam’da anlaştıkları büyük hukuk firmalarından da iyi haberler gelmediğini ve işin önünde sonunda mahkemelerde çözüleceğini anlamış durumdalar. ABD’li yetkililerin ellerinde bu delillerden hukuk yoluyla kurtulamayacağını anlayan 17-25 Aralık zanlıları işi ABD’de ki güçlü Yahudi lobisi aracılığıyla siyasi yönden çözmeye çalışacaklardır. Bunun yolu da İsrail ile anlaşmaktan geçiyor. Dolayısı ile her ne kadar İsrail ile barış masasına oturmuş gibi görünsek de bunun asıl olarak bizim banka soyguncularının kendisini kurtarmaktan başka bir şey olmadığını anlamamız gerekiyor.

Bir ülkenin yöneticilerinin yaptıkları tüm pis işlerin delilleri bir başka ülkenin eline geçiyorsa ve bu deliller sayesinde delilleri elinde tutan ülke istediği her şeyi yaptırabiliyorsa o pis işleri yapan herkesin bir an önce vatanın menfaati için görevden uzaklaştırılması gerekiyor. Kendilerini kurtarmak için ülkenin çıkarlarını satmayacaklarının kim garantisini verebilir.

Rusya ile uçak krizini yaşadık. Karşılıklı efelenmeler ile bizimkilerin burnundan kıl aldırmayan tavırları sayesinde turizm tamamen çöktü, tarım ürünleri elimizde kaldı, zaten çuvalladığımız Suriye politikasında iyice seyirci konumuna düştük. Kaçak Saraydaki “hey Putin” diye yüksek perdeden efelenip, topladığı kalabalıkların karşısında coşup duruyordu ama onun bu ülkeye maliyeti milyarlarca dolar dövize, işsiz kalan yüz binlerce kişiye ve iş yapamaz hale gelen esnafa oldu. Bu kadar efelendikten sonra hiçbir şey değişmeyip sonra da kalkıp resmen özür dilenmesi acı bir komediden başka bir şey değildir.

Hem İsrail hem de Rusya ile yaşadığımız bu garip ilişkiler bana bildiğimiz meşhur bir fıkrayı hatırlattı.

Maraba ile Ağa, ağanın arabasında tıngır mıngır kasabaya gidiyorlar. Yolun yarısında arabayı çeken hayvan pisliyor. Ağa marabasının arabada gözü olduğunu biliyor. Hem marabayı küçük düşürmek hem de eğlenmek için “üle Memo! Şu b.ku yersen arabayı sana vercem” diyor. Bizimki bir an düşünüyor, kararını veriyor, koşumları ağaya uzatıp arabadan iniyor ve taze at pisliğini yiyor. “Tamam” diyor ağa araba senin. Bizimkinin midesi dönmüş, gururu çinenmiş, kendinden iğreniyor. Ağa ise bir dakikalık eğlence uğruna arabasından olduğuna pişman, kendi budalalığına yanıyor. Dönüş yolunda ikisinin de ağzını bıçak açmıyor, ikisi de kurdukça kuruyorlar. Tam marabanın pislik yediği noktaya geldiklerinde ağa dayanamıyor. “Üle Memo! Bir halt ettim, şaka uğruna araba elden gitti, b.k yemenin ederini vereyim, arabayı geri alayım.” Memo’nun genzinde, ağzında, yüreğinde öfkesinde hala pislik tadı var. “Olur Ağam” diyor. “olur ama bir şartla: sen de aha şu kalan kurumuş b.kları yiyeceksin ki ödeşelim.” Ağanın gözü kararmış, iniyor bir miktar pislik de o yiyor. Çiftliğe yaklaşırken, Memo düşünceli, kederli soruyor: “ Ağam, araba giderken de senindi dönerken de senin, peki biz bu kadar b.ku neden yedik?

Hem İsrail hem de Rusya ile yaşadığımız krizlerin başlangıcıyla bugünü arasında hiçbir şey değişmemiş, hiçbir çıkarımız olmamışken bizim burnunun ötesini dahi göremeyen zavallılara sormamız gerekiyor: Madem hiçbir şey değişmeyecekti o zaman biz bu b.ku neden yedik?

tamerkayikci@yahoo.com

 

 

 

 

Yorumlar

yorum