RAMAZAN, RAMAZAN (ŞEKER) BAYRAMI VE ALEVİLER

         Bugünkü yazıma Aleviler ve Ramazan başlığını vermemin gerekçesi, Alevi asimilasyonun dayanılmaz boyutlarda sergilenmeye başlamış olmasıdır. Bütün yazılı ve görsel basını ele geçiren AKP nin yandaşlarınca ve satılık kalemlerce Aleviliği kendi mecrasından çıkartarak Emperyalizmin ve İslamcılıktan geçinenlerin istekleri doğrultusuna sokma çabalarıdır.   Tekrar yazıyorum, Alevilik; Kendisine özgü ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır. Hiçbir […]

RAMAZAN, RAMAZAN (ŞEKER) BAYRAMI VE ALEVİLER

İbrahim-Kızıler[1]         Bugünkü yazıma Aleviler ve Ramazan başlığını vermemin gerekçesi, Alevi asimilasyonun dayanılmaz boyutlarda sergilenmeye başlamış olmasıdır. Bütün yazılı ve görsel basını ele geçiren AKP nin yandaşlarınca ve satılık kalemlerce Aleviliği kendi mecrasından çıkartarak Emperyalizmin ve İslamcılıktan geçinenlerin istekleri doğrultusuna sokma çabalarıdır.

 

Tekrar yazıyorum, Alevilik; Kendisine özgü ibadet şekilleri olan çok özel bir inançtır. Hiçbir inançtan doğmamıştır. Hiçbir inançtan beslenmemiştir. Kainatın yaratılmasından bu yana süregelen bir inanç sistemidir. Bizim inancımız binlerce yıldır bulundukları bölgelerde egemen gücü ellerinde bulunduranların, baskı, şiddet ve kıyımından toplumu korumak için takiyye yapmak ve gizlenmek gereğini hissetmiştir. Şimdi bu yaptığımız takiyye veya asıl inancımız dediğimiz ve “Alevi Sırları” olarak sakladığımız inancımızın üzerine sardığımız koruma amaçlı örtüyü bize asıl Alevilik budur diye yutturma girişimlerinden bıktık.

 

Zaman artık gizlenme zamanı değildir. Geldiğimiz elektronik çağında hepimizin kökeni ve yerleşim yerlerimiz aleniyet kazandı. Hal böyleyken üstümüzdeki korunma amaçlı örtülerden kurtulma zamanının geldiğine inanıyorum. Alevilerin çoğunluğu hala kendisini bu örtü altında ifade etmeye çalışıyor, bu ise Alevileri ve Aleviliği asimile etmeye, başka bir şekilde tarif etmeye çalışanların işine gelmektedir.

 

Ramazan, ramazan orucu ve Aleviler konusuna daha açık bir şekilde bakmalıyız. Aleviler Ramazan ayında Ramazan orucu tutmadığı halde, içlerinden bazıları ramazanı ve ramazan bayramını sahiplenme içgüdüsüyle hareket etmektedir. Bunu ya isteyerek veya Aleviliği gerçek anlamda bilmediği için böyle hareket ettiğine inanıyorum.

 

Konuya iki açıdan bakmak gerektiğine inananlardanım. Alevi İnancında Şeker Bayramı veya Ramazan bayramı neden yoktur diye İslami açıdan sorgularsak karşımıza  Hz. Ali’nin katledilme olayı ile karşılaşırız.

 

Alevi-Bektaşi Kültür ve İnanç sisteminde Ramazan Bayramı (şeker bayramı) diye bir kabul yoktur. Şeker veya Ramazan bayramının aslı şudur; Hz Ali Ramazan ayının 27.günü kiralık katil Mülcem tarafından zehirli bir kılıç ile evinden çıkıp bir kaç adım attığı sırada arkadan vurulur. Hz. Ali üç gün sonra, yani ramazan ayının otuzuncu günü Hakk’a yürür. Muaviye’nin (lanet olsun) “Çok şükür , çok şükür Ali’den kurtuldum!” diyerek üç gün üç gece bayram ilan etmesi ve sokaklarda davul zurna çaldırıp, ” rakkase” ler oynatması çoluk çocuğa şeker dağıtması ile “ŞEKER BAYRAMI” ilan edilmiştir. Aynı Muaviye, oğlu Yezid’e (lanet olsun) “Ben Ali ile Hasan’ın işini bitirdim, sen de Hüseyin’in ve Ali’nin soyundan olanların işini bitir!” diye vasiyette bulunmuştur.

 

İşte o süreçten günümüze dek gelen şeker bayramı veya Ramazan bayramı kavramının altında yatan olay Muaviye denilen lanetli yaratığın sevinç bayramıdır. Bu tür bir bayram Hz. Muhammedin zamanında yoktu ve Ehl-i beyt’te bu bayramı hiçbir zaman kutlamamıştır. Seyyidlerimiz, pir ve mürşitlerimiz  hiçbir zaman bu bayramı kutlamamışlardır. Ehl-i beyt’e ikrar vermiş ve ona bağlı kalmış olan Alevi toplumu da hiçbir zaman bu tür kutlamaları yapmamıştır.  Bizim inancımız “Hakk- Muhammed Ali” yoludur.

 

Şeker Bayramı veya Ramazan Bayramı adı altında yatan gerçek Muaviye’nin sevincini yaşatma bayramıdır.

 

Hz. Ali’ye bir gün bayram nedir diye sorarlar Hz. Ali ”Günahsız geçen her gün bayramdır” buyururlar.

Ramazan orucuna daima mesafeli yaklaşan Aleviler, “Ramazan Bayramı” adıyla kutlanan bayrama da mesafeli durmuşlardır. Çünkü gerçekte Ramazan orucu ile “ Ramazan Bayramı “ denilen bayram arasında doğrudan bir ilgi yoktur.

 

Daha net söyleyecek olursak Ramazan orucu başka bir konu, Ramazan Bayramı başka bir konudur.

Zira İslam’da “ Ramazan Bayramı” diye bir bayram bulunmamaktadır.

Doğru bir mantıkla  konuya yaklaştığımızda bu bayramın gerçekten Ramazan Bayramı olabilmesi için Ramazan ayı içinde kutlanıyor olması gerektiğini idrak edebiliriz.

Zira her toplumsal olay, yaşandığı zamanla ilintili olarak değerlendirilir. Öyle ki kronolojik bağlamda adını her hangi bir zaman diliminden alan bir olay, adı ile adının işaret ettiği zaman dilimi arasında bir uygunluğu icap ettirmelidir. O halde Ramazan Bayramı, Ramazan ayında kutlanmalıdır ki Ramazan Bayramı olabilsin. Oysa bu bayram, Ramazan ayında değil Şevval ayında kutlanmaktadır. Şevval ayının 1, 2 ve 3. günleri, bu bayramın süresini teşkil etmektedir.

 

Aleviler açısından Oruç ayı Ramazan değil, Muharrem (Aşır) ayıdır. Oruçlarının adı “Yas ve Matem” orucudur. Diğer bir ismi de “Aşır orucudur.” Alevilikte Muharrem orucu dışında da oruçlar vardır. Hızır orucu, Masum-u pak orucu, 48 Perşembe oruçları gibi. Ancak bu oruçlar zorunlu değildir. İş durumu ve sağlığı uygun olanların tuttukları oruçlardır. 48 Perşembe orucunun üç tanesi Ramazan ayına rast geliyor diye Aleviler Ramazan ayında oruç tutuyorlar demek tam bir aymazlık, saptırma ve abesle iştigaldir. Bakın Alevilerin Aşır orucu (Yas ve matem orucu) ile ilgili 2 ulu ozanımızın deyişi şöyledir.

 

Birini tutan Hakk’ın yeter /İkisini tutan günahın atar

Üçünü tutan cennette yatar / Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.

 

Dördünü tutana veli dediler / Beşini tutana ulu dediler

Altısını tutana dolu dediler / Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.

 

Yedisin tutan havada uçar / Sekizin tutan hülleler biçer

Dokuzun tutan cennetin açar / Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.

 

Pir Sultan Abdal’ım onunda zahmet / On birini tutana indi rahmet

On iki tutana nasiptir cennet / Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.

 

Bir de Şah Hatayi’nin deyişiyle yazıma son vereyim.

 

Evveli vaktinde aşır ayları / Cümle mümin kullar rehber yazılır

 Bir oruç yüz bin kurbandan ileri / Hakkın katında sevap yazılır

 

Aşırı tutan mümin tutmayan yezit / Sil onun adını kalbinden kazıt

 Fark edip aşırı tutarsa bir yezit / Müminler içinde mümin yazılır

 

Aşırı tutmayana verdiler ferman / Onun bir derdine bulunmaz derman

 Yaptırsa yüz köprü, kesse bin kurban / Aşırı tutmayınca fasik yazılır

 

Aşırı tutanlar Güruhu Naci / Gökte melek yerde insan duacı

On ikiyi tutanlar müslüm bacı / Götürürler onu cennet makamına

 

 Eydür Şah Hatayi’m Hakkın nutkuna / Rahmet olsun on ikiyi tutana

 Götürürler onu cennet makamına / Müminler içinde nur’a yazılır.

İbrahim Kızıler

Yorumlar

yorum