KAZ DAĞLARI

İDA… Eğitim Fakültesi yıllarımda Batı Edebiyatı derslerinde sıkça kullandığımız sözcüklerden biriydi. En çok da BİN PINARLI İDA nitelemesi dikkatimi çekerdi. Homeros, o coşkulu diliyle kralları, seçkin kişileri, Tanrıları ve bin pınarlı İda’yı anlatırken hayal meyal kendimi orada görürdüm. “Yaşam” adlı yolda, son on yıldır işte bu dağların eteğinde Edremit’te yürümekteyim. “KÖRFEZİN İNCİSİ“diye adlandırılan bu yeri […]

KAZ DAĞLARI

İDA… Eğitim Fakültesi yıllarımda Batı Edebiyatı derslerinde sıkça kullandığımız sözcüklerden biriydi. En çok da BİN PINARLI İDA nitelemesi dikkatimi çekerdi. Homeros, o coşkulu diliyle kralları, seçkin kişileri, Tanrıları ve bin pınarlı İda’yı anlatırken hayal meyal kendimi orada görürdüm.

“Yaşam” adlı yolda, son on yıldır işte bu dağların eteğinde Edremit’te yürümekteyim. “KÖRFEZİN İNCİSİ“diye adlandırılan bu yeri değerli kılan ilk neden İDA’dır. Grek’lerin destanındaki bu dağlar, güzel Türkçemizde Kaz Dağları adını almış.
Başta uzmanlar olmak üzere, herkes buranın ikliminin başlı başına bir zenginlik olduğunu biliyor. Kaz Dağları’ndan efil efil esen bol oksijenli rüzgârları cana can katmakta; astım, kalp vb. rahatsızlıkları olanlardan, bu havanın onlara ne denli iyi geldiğini bizzat kendim duydum.
Mükemmel olan ikliminin yanı sıra, doğa yürüyüşü için de dört dörtlük bir yer olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü KEŞİF YOLCULARI adlı ve çok değerli insanların bulunduğu bir ekiple gezdim Kaz Dağları’nı. Bu ekiple, bu dağların zirvelerinde tattığım mutluluğu sözcüklerle anlatabileceğimi sanmıyorum. Hani “Yaşamak lazım” deriz ya öyle işte.
Özellikle sonbahar, kış ve ilkbahar mevsimlerinde gerçekleştirilen bu yürüyüşler bedenleri fazlalıklardan kurtardığı gibi, ruhu da sıkıntılardan kurtarıyor. O vadiler, o yalçın kayalıklar, yıldırım ve güçlü rüzgârların darbeleriyle yere serilmiş onlarca büyük ağaç, küçüklü büyüklü akan pınarlar, çağlayanlar her biri kendi dilleriyle size öyle hikayeler anlatırlar ki unutmanız olanaksızdır.
Çekilen fotoğraflarla bu tılsımlı anlar ebedileştirilmek istense de ortam, çıkmamacasına içinize yer etmiştir zaten. Ve hayran kalınana bu güzellikler karşısında çoğu kişi bu muazzam doğanın gelecek kuşaklara kalıp kalamayacağını düşünmeden edemez.
Yakın ilgimi çeken, hatta “onsuz buraların bir değeri yok” diyebileceğim KAZ DAĞLARI’nda son yıllarda derin ve onulmaz yaralar açılıyor. “Maden” denilerek, bin pınarlı İDA’nın gözyaşlarına kan akıtılmakta. Rüzgârda salınan saçlar misali, çeşit çeşit ağaçları kesilmekte. Önceden orman olan kimi araziler şimdi çırıl çıplak.
Hele yangınlar… Bir türlü nedenini tam olarak öğrenemediğimiz bu felaket Kaz Dağları’mızın en can alıcı düşmanı. Bir yangında yüzlerce dönüm orman alanı küle dönüyor. Başta orada yaşamını sürdüren canlılar olmak üzere kendimizin de cehennemini kendi ellerimizle gerçekleştirmiş oluyoruz.
Bilmeliyiz ki bu dağlar, bu ormanlar, bu sular, bu canlılar yok olursa biz de yok olacağız acı çekerek. “Evrendeki her şey insanoğluna nimet olarak sunulmuştur” anlayışında olmamalıyız. Var olan her şey bir zincirin halkası gibidir, en güçlü halkanın dayanıklılığı, en zayıfınkiyle orantılıdır. Temiz, pırıl pırıl bir çevrede yaşayabilmek dileğimle sevgili okurlarım.

Yener ARICAN    BİR BAŞKA BAKIŞ

Yorumlar

yorum