YENİ TÜRKİYE!

  Yaklaşık 2 ay önce Haziran ayının sonunda gazeteye son yazımı gönderdikten sonra hem yurt dışı programlarım hem de yurtiçindeki yoğunluğum nedeniyle bizim gazete yönetiminden bana Eylül ayına kadar müsaade etmelerini istemiştim. Aradan iki ay geçmesine rağmen geriye döndüğümüzde bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıyayız. 16 Temmuz günü Balkan ülkelerine gitmek için yola çıkacakken akşamında […]

   YENİ TÜRKİYE!

 

Tamer KAYIKÇI

Yaklaşık 2 ay önce Haziran ayının sonunda gazeteye son yazımı gönderdikten sonra hem yurt dışı programlarım hem de yurtiçindeki yoğunluğum nedeniyle bizim gazete yönetiminden bana Eylül ayına kadar müsaade etmelerini istemiştim.

Aradan iki ay geçmesine rağmen geriye döndüğümüzde bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıyayız.

16 Temmuz günü Balkan ülkelerine gitmek için yola çıkacakken akşamında tahlisiz darbe ile karşılaştık. O kaos ortamında yurt dışına çıkmanın anlamsız olacağına karar vererek Balkanları sonraya erteledik.

Ağustos ayında bir haftalık Kopenhag ziyaretimizi gerçekleştirdik. Bir hafta boyunca bir tane dahi polisle karşılaşmadığımız ama huzurun kol gezdiği Kopenhag dönüşünde İstanbul Atatürk Havaalanında bizi ellerinde uzun namlulu silahlarıyla üzerlerinde üniforma olmasına rağmen kesilmemiş pis sakallarıyla karşılayan polisler aslında bütün olayı tüm çıplaklığıyla önümüze seriyordu. Yeni Türkiye’nin yeni görünümü ne yazık ki artık bu!

Türk tarihinin son birkaç yüzyılına baktığımız zaman Osmanlının yıkılıp Cumhuriyetin kurulmasından sonra 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşanılanlar en büyük kırılmayı oluşturuyor dersek yanlış söylememiş oluruz. Cumhuriyet aydınlanmaya giden yol iken 15 Temmuz girişiminde bulunanlar bu aydınlanmayı tamamen tersine çevirmek isteyen kadroların bir oyunuydu.

Ve bu oyun on yıllardır gözümüzün önünde aleni bir şekilde oynandı. Oynanmaya da devam ediyor. Bundan 25-30 yıl önce Fethullah Gülen hakkında yazılan kitaplar makaleler ortadayken devletin istihbaratının bunları görmemesi mümkün mü? Devletin tepesine sunulan bu konudaki raporların sümen altı edilmesi, görülmemesi bir yana devleti bunlara teslim etmek gaflet ve delaletin sonucudur.

14 yıldan bu yana iktidarda bulunan AKP, iktidarını FETÖ ile paylaşmakta sakınca görmedi. İktidarı teslim aldığında deneyimsizliğini bürokrasideki FETÖ elamanları ile kapatmaya çalıştı. Sonuçta FETÖ AKP’yi iktidarı teslim almak için bir Truva atı olarak kullandı ve bunda da başarılı oldu.

Şimdi son tabloya bir bakalım. Devletin bürokrasisine, yargıya, ordusuna, polisine kısacası her köşesine sızmış, amacı devleti ele geçirmek olan bir terör örgütüyle karşı karşıyayız. Devletin her köşesine sızmış olan bu yapılanmanın elbette ki en üst yapılanması siyasi ayağıdır ve onu da AKP ile beraber başarmışlardır. Bunu ben demiyorum. Şimdiye kadar ne istediniz de vermedik diyen dünün başbakanı bugünün cumhurbaşkanı ve yine aynı ağızdan yapılan itirafla bizim de hatalarımız oldu, Allah bizi affetsin türündeki somut açıklamalardır.

Yüz binlerce kişi KHK ile görevlerinden uzaklaştırıldı. Uzaklaştırılması da gerekiyordu. Ama arada öyle isimler de bu furyaya katılıyor ki iktidar bu fırsattan istifade edip tüm muhalif isimleri kökünden yok etmeye girişmiş gibi görünüyor. Kendileri tarafından sürekli dile getirilen Yenikapı ruhuna en büyük darbeyi yine kendileri vuruyor. Unutmamalılar ki darbenin başarısızlığa uğramasının en büyük sebebi bugün kendilerine muhalif olarak gördükleri o isimlerin savunduğu Atatürkçü, laik kesimin darbenin karşısında durmasıydı. Dayandıkları o dalı kendi elleriyle kesiyorlar.

Yüz binlerce kişinin FETÖ mensubu denilerek devletin kadrolarından uzaklaştırılması ama bu yapılaşmada en büyük yardımcının kendileri olduğunu görmemezlikten gelip bizi Allah affetsin diyen AKP kadrolarından hesabı kim soracak?

Bir hukuk devletinde yapılan yanlışlar karşısında bizi Allah affetsin gibi safsataların arkasına gizlenmeden FETÖ’ye yapılan bu yardım ve yataklıkların hesabının yargı tarafından sorulması gerekiyor. Bugünkü ortamda siz herhangi bir savcının bunların hesabını sorabileceğine inanıyor musunuz? Böyle yürekli bir savcının ortaya çıkmasından sonra anında meslekten ihraç edileceğinden emin olabilirsiniz. Eğer bir ülkede yargı çökmüşse o devlet zaten çökmüş demektir. Son 10 yıl içinde birçok uydurma davalarla zaten yargının çöktüğünü görüp söylüyorduk bugün ise yürütmenin karşısında olmayan düğmelerini bulup iliklemeye çalışan bağımlı bir yargı ile karşı karşıya olduğumuz bir dönemdeyiz.

Yargının harekete geçmesinden çok önce aslında bütün bunların sorumlusu olarak hükümetin istifa etmesi, kaos ortamı geçinceye kadar bir milli mutabakat hükümetinin kurulması ve ortam müsait olduğunda da bir erken seçimin yapılması gerekiyordu. Ne istifa eden var ne de bunları dile getiren bir muhalefet partisi.

Sorun sadece FETÖ mü? FETÖ gibi bugün devlete sızmış daha nice başka cemaat mensubunun olduğu inkar edilemez. O diğer cemaatlerin görmemezlikten gelinmesi soruna tamamen yüzeysel bakıldığının bir göstergesidir. Hem FETÖ’nün ışık evleri gibi diğer cemaatlerin de yayılmak için kullandığı sayısız hücre evlerini yok etmeden sorun çözülecek mi zannediyorsunuz? Son darbe de siz laik olarak hitap ettiğiniz kadrolardan herhangi bir ihanet gördünüz mü? Oysa darbe girişiminde bulunanların çoğu imam hatip kökenli. O zaman bugün neden hala her yıl  milyonlarca imam hatipli yetiştirmeye çalışıyorsunuz? Yarının daha tehlikeli sorunlarının tohumlarını bugün bu topraklara kendi ellerinizle ekiyorsunuz. Sorunun tek çözümü var; o da Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş, laik, milliyetçi gençler yetiştirmektir.

tamerkayikci@yahoo.com

 

 

Yorumlar

yorum