KANSER

  1940’ lı yıllara kadar mikropların yaptıkları hastalıklar, tedavisi mümkün olmayan ve en çok ölüme neden olan toplumsal bir sorundu. ‘İnce hastalık’ o dönmede akciğer veremine verilen isimdi ve kişinin bu hastalıktan öleceğine işaret ediyordu. 1940’ lı yıllardan sonra bulunan antibiyotikler, mikropların üremesini ve bulaşmasını engelleyecek yöntemlerle birleştirilince bu hastalılardan ölümler çok azaldı. İnsan ömrü […]

KANSER

 

Nedim İnce

1940’ lı yıllara kadar mikropların yaptıkları hastalıklar, tedavisi mümkün olmayan ve en çok ölüme neden olan toplumsal bir sorundu. ‘İnce hastalık’ o dönmede akciğer veremine verilen isimdi ve kişinin bu hastalıktan öleceğine işaret ediyordu.

1940’ lı yıllardan sonra bulunan antibiyotikler, mikropların üremesini ve bulaşmasını engelleyecek yöntemlerle birleştirilince bu hastalılardan ölümler çok azaldı.

İnsan ömrü uzamaya başladı.

Ortalama yaşam süresinin artmasına sanayi ve kent yaşamının yarattığı yapay yaşam tarzı eklenince yeni bir toplumsal sorunla karşılaştık:

Kanser…

Kanser ileri yaşlarda daha sık görülen; sigara, kirli hava, yanlış beslenme, radyasyon, kimyasallar, ozon tabakasının incelmesi sonucu morötesi güneş ışınlar ve virüsler tarafından oluşumu tetiklenen öldürücü bir hastalıktır.

Vücudumuz 100 trilyon civarında hücreden oluşmaktadır. 210 farklı hücre gurubu dokuları ve organları oluşturur. Doku ve organlar büyük bir uyum içinde çalışarak canlılığımızın oluşmasını ve sürmesi sağlar.

Doku ve organlarımızdaki hücrelerin ömürleri kendi yaşam süremizden kısadır. Hücreler belirli süreler yaşar ve ölür; örneğin, nefes borusunu (trake) döşeyen epitel hücresi ömrü 47,6 gün üst deri hücresinin ömrü 19,2 gün,  akciğer alveol hücresi ömrü 8,1 gün iken, ince barsak mukoza hücresinin ömrü ise 1,4 gündür. Vücudumuzda her gün 50 milyon hücre ölmekte ve yerini aynı görevi yapan aynı tipte yeni 50 milyon hücre almaktadır. Kısacası vücudumuzda ölen hücrelerin yerine sürekli yeni bir hücre üretimi vardır.

Vücudumuzdaki bu yoğun hücre üretiminde hataların olması kaçınılmazdır. Oluşan anormal hücrelere bağışıklık sistemimiz tarafından anında fark edilmekte ve çoğalmasına izin vermeden yok edilmektedir.

Çok yaklaştığımız ama henüz tam açıklayamadığımız bazı nedenlerle anormal hücrelerin yok edilmesi sekteye uğramakta, üremeleri, üstelik normal hücreden de çok daha hızlı olarak devam etmektedir. Hücrelerin artışındaki kontrol ve düzen bozulmaktadır. Bunun sonucunda vücuda yararı olmayan, doku ve organları istila ederek fonksiyonlarını bozan, bağışıklık sisteminin başa çıkamadığı ve bir süre sonra görev yapamaz hale gelen organlar nedeniyle yaşamı sona erdiren kanser adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkmaktadır.

Yengeç kıskaçları ile avını kavrar ve yavaş yavaş yiyerek tüketir. Kanser hastalığı da dokuları, organları sonunda bedeni yavaş yavaş yiyerek tüketir. Bu benzerlikten yola çıkan antik Yunanlılar, hastalığa, yengeç anlamına gelen kanser adını vermişlerdir.

Kanser vücudumuzdaki hemen her doku ve organdan gelişebilir. Geliştiği doku ve organ ile birlikte anılır; akciğer kanseri, meme kanseri, mide kanseri, prostat kanseri, kolon kanseri gibi…

Toplumlarda kanser görülme sıklığı değişmekle birlikte, sayılar birbirine yakın olup bin kişide 2 veya 3 kişide görülür. Yani her 300 ila 500 kişiden birinde kanser hastalığı görülür. Ülkemizde her yıl 100 binin üzerinde yeni kanser vakası saptanmaktadır. Bu sayı ne yazık ki her geçen yıl artmaktadır.

Oldukça yaygın görülen kanser hastalığı ölümlerde kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sıradaki nedendir. Bu hızla giderse yakında birinci sırayı alması şaşırtıcı olmayacaktır. İkinci sıradaki ölüm nedeni olması yanı sıra hastalık sürecinin acılı ve sıkıntılı olması, kişinin yaşam kalitesini çok düşürmesi, ciddi parasal harcamalara yol açması önemini daha da artırmaktadır.

Kanserin neden olduğunu henüz tam olarak bilmiyoruz ama tetikleyen bazı şeyleri saptamış durumdayız.

Sigara, kanserden ölümlerin %30’dan sorumludur; yani sigara tüm Dünya’dan uzaklaştırıldığında kanserden ölüm %30 azalacaktır. Kanserden korunmanın en kolay yollarından biri sigara içmemek, içiliyorsa sigarayı bırakmaktır.

Bunun yanında, sebze ve meyve ağırlıklı dengeli beslenmenin, egzersizin kanser oluşumunu engellediğini biliyoruz.

Kanser oluştuğu organın fonksiyonlarında değişiklikler yaparak belirti verir. Bu belirtileri kanser dışında birçok hastalık da verdiği için hissettiğimiz bir anormallikte derhal doktora gitmek erken tanıyı kolaylaştırabilir.

Sağlık Bakanlığınca ülke çapında yaygınlığı arttırılan, kısaca KETEM olarak bilinen Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkez’leri, erken tanıda önemli aşamalar kaydedilmesini sağlamaktadır.

Yakınmamız olmadan KETEM’de yaptıracağımız kanser tarama testleri, rutin sağlık kontrolleri ile olası bir kansere erken tanı konması sağlanabilir.

Erken tanı önemli; çünkü erken tanı konan tüm kanserlerin hemen tamamı tedavi edilebilmektedir: Cerrahi yönetmelerle, radyoterapiyle, kemoterapiyle…

Tedavi seçenekleri arasına gen tedavisi, aşılar girecek gibi durmaktadır. Bu yönde araştırmalar hızla ilerlemektedir.

‘Kanserden korkma geç kalmaktan kork!’ şiarı yeni tedavi teknikleri ile eskimeye başlamış olmakla birlikte yine de tedavide erken tanı her zaman önemini koruyacaktır.

Dr. Nedim İnce

Altınoluk / 10.09. 2016

Yorumlar

yorum