SORUN ULUSAL DEVLET

Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları düşünerek halkımızın 15 yıl öncesine göre daha mutlu, huzurlu bir şekilde yaşadığını söyleyebilir miyiz? Kesinlikle Hayır! Bu ülkede demokrasi askıya alınıp ülke kanun hükmünde kararnameler ile yönetilmeye çalışılıyorsa ve bu olağanüstü dönemde alınan kararlar 12 Eylül cuntasını bile geride bırakıyorsa insanların mutlu ve huzurlu olmasını bekleyebilir misiniz? Öyle karanlık bir yoldan […]

SORUN ULUSAL DEVLET

Türkiye’nin içinde bulunduğu şartları düşünerek halkımızın 15 yıl öncesine göre daha mutlu, huzurlu bir şekilde yaşadığını söyleyebilir miyiz?

Kesinlikle Hayır!

Bu ülkede demokrasi askıya alınıp ülke kanun hükmünde kararnameler ile yönetilmeye çalışılıyorsa ve bu olağanüstü dönemde alınan kararlar 12 Eylül cuntasını bile geride bırakıyorsa insanların mutlu ve huzurlu olmasını bekleyebilir misiniz?

Öyle karanlık bir yoldan geçiyoruz ki o yolda ilerlerken çarpmadığımız, yıkmadığımızı hiçbir şey kalmadı. Ne yazık ki bu karanlık dönemin başlangıcı da zannettiğiniz gibi 15 Temmuz’daki başarısız FETÖ darbesi değil, bu ülkeyi ele geçirmeyi yola çıktığı ilk günden beri açıkça söyleyen, bu hedefe ulaşmak için her kuruma, her eve sızmaya çalıştığı belli olan FETÖ ile işbirliği yapan AKP iktidarının başladığı andır.

ABD, bahçesinde beslediği bir köpek gibi emrinde tuttuğu FETÖ ile bu ülkeyi istediği şekle sokabileceğini düşünmüştür. Gerçeği söylemek gerekirse bunda da önemli derecede başarı sağladı.

Çok uluslu şirketlerin önündeki en büyük engel ulusal devletlerdir. Ulusal devletler aracılığıyla pompalanan gerçek milliyetçilik, uluslararası şirketlerin dünyayı yeteri kadar sömürmesine, istediği ve gerektiği kadar ham maddeye sahip olmasına engel olmaktadır. Son 5-6 yıl içinde Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu coğrafyasında yaşanan bir çok ulusal devletin yıkılıp yerine kukla yönetimlerin, aşiret yönetimlerinin geçmesine bu gözle bakmaya çalışın.

Ulusal devletin oluşmasında en önemli iki materyal var.

Milli Ordu

Milli Eğitim

Almanya, İtalya, Yugoslavya, Türkiye Cumhuriyetinin kurulması aşamasını incelediğiniz zaman bu iki unsurun en ön safhada yer aldığını görebilirsiniz. Zaten dikkat ederseniz bizim bakanlıkların önünde sadece iki bakanlığın önünde milli adı geçer: Milli Savunma Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı.

AKP iktidara gelir gelmez milli eğitimde Atatürk devrimlerini ve çağdaş dünyayı hiçe sayan tüm uygulamaların altına imza attı. Tevhidi Tedrisat Kanunu ile sağlanan eğitimde birliği imam hatipleri kayırarak ortadan kaldırdı. Bir tane imamdan kurtulmaya çalışıyor ama onun yerine bilimin ucunu yakalamak için milyonlarca imam yetiştirmenin önünü açıyor. Her sabah okunan andımızı faşist uygulama diyerek yasakladı. Atatürk’ün çağdaş milliyetçiliğini yok sayarak onun yerine ümmet kültürünü okullara ve toplumun içine yerleştirdi. Kısacası ulusal devletin mayasının atıldığı okullarımız çağdaş, laik, Atatürkçü çizgiden koparıldı.

Osmanlı Devleti döneminde askerlik hizmetini sadece Türkler yerine getiriyordu. Devletin içinde yer alan diğer uluslar bundan muaftı. Ne zaman Fransız Devrimi ile milliyetçilik, eşitlik tüm dünyaya yayıldı ve Ulasal devletler oluşmaya başladı o zaman da Osmanlı Devleti içinde özellikle İttihat Terakkinin iktidarda olduğu dönemlerde Devletin içinde yer alan tüm milletlerden askere alınmaya başlandı. Birçok milletten oluşan insanlarla ulusal bir ordunun yaratılmasının bir hayal olduğu sonradan görülmüş bu hayal ancak Kurtuluş Savaşı ile gerçekleşmiştir. Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana da ordumuz bu yapısını korumayı başarmıştır.

ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında şekil verdiği Ortadoğu’da amacına ulaşmak için kendisine en büyük engel olarak Türk ordusunu Irak Savaşı esnasında görmüş, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinin faturasını ulusalcı Türk generallerine çıkarmıştır. Ulusal temellere dayanan Türk ordusunun yapısını bozmak, 1 Mart tezkeresinin intikamını almak için de zaman içinde geliştirdiği ve elinde maşa olarak kullandığı FETÖ aracılığıyla başta Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi davalarla Türk ordusunun yapısını bozmuş, en son olarak da FETÖ’yü darbe girişimine kadar zorlamıştır.

Ne yazık ki FETÖ bu operasyonları uygulamaya sokarken kendisine en büyük yardımı AKP yapmış, ne istediniz de vermedik gibi klişe sözlerle de bunları AKP’nin tepesindeki adam da doğrulamıştır. FETÖ bu operasyonları yaparken AKP’nin tüm kadrosu bunların ne anlama geldiğini biliyor, bunları yapması için devletin tüm olanaklarını FETÖ’nün emrine sokuyordu.

15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türk Ordusu için KHK’ler ile alınan birçok karar bin yıldır oluşan ordudaki hiyerarşi yapısını bozacak durumdadır. Orduda hiyerarşi yapısının bozulması da ordunun dağılması ve ülkenin tamamen savunmasız kalması anlamını taşır. Sözde yeni darbelerin önünü kapatması için aldık dedikleri kararlarla güçsüz, savunmasız konumuna düşecek ve hatta dağılma tehlikesi bile yaşayabilecektir.

15 Temmuz türü darbelerin önünü kesecek asıl etken tüm ülke insanını Atatürk devrimleri kapsamınsa çağdaş bir çizgide milliyetçi kuşaklar altında toplamaktan geçer. Bunun birinci koşulu da Milli Eğitimi imamlara, hacı, hocaya teslim etmekle, milyonlarca imam hatipli yetiştirmekle değil, cumhuriyetin kuruluş felsefesinde yer alan çağdaş değerlere sahip öğretmen kadroları ve gençleri yetiştirmektir. Bunun da FETÖ ile işbirliği yapmış AKP kadroları ile yapılamayacağı kesin olup ülkenin bir an önce olağanüstü durumundan çıkarmak için acilen bir erken seçime gidip ülkeyi gerçek Atatürkçü kadrolara teslim etmek gerekir.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum