BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ

İnsanlık, tarih boyunca hep medeniyetler kurarak, yaşadıkları çağlara uyarak, yaşadıkları çağlardaki medeniyetlerin daha ileri gitmesi için daima çaba içinde olmuşlardır. Bunu yaparken, doğal olarak; kavimler, kabileler, ırklar ve uluslar olarak topluluk içinde olmuşlar ve yaşamlarına bu saydığımız toplumların koyduğu kurallara uymuş ve toplumların koyduğu ve oluşturduğu değerlere sahip çıkmışlardır. Bu değerler, o toplumların içinde bulundukları […]

BİRLİKTE YAŞAMA KÜLTÜRÜ

İnsanlık, tarih boyunca hep medeniyetler kurarak, yaşadıkları çağlara uyarak, yaşadıkları çağlardaki medeniyetlerin daha ileri gitmesi için daima çaba içinde olmuşlardır.

Bunu yaparken, doğal olarak; kavimler, kabileler, ırklar ve uluslar olarak topluluk içinde olmuşlar ve yaşamlarına bu saydığımız toplumların koyduğu kurallara uymuş ve toplumların koyduğu ve oluşturduğu değerlere sahip çıkmışlardır.

Bu değerler, o toplumların içinde bulundukları yaşam tarzları nispetinde meydana gelerek geçen zaman zarfında onların tabuları haline gelmiştir.

Yaşam tarzına göre oluşan değerler, biz Türklerde çeşitli biçimde kendini göstermektedir.  Cumhuriyetin kurulmasından sonra genel olarak değerlerimizi çağdaş medeni bir yaşam tarzı olarak belirleyip yönümüzü Atatürk’ün gösterdiği muasır medeniyet seviyesini kendimize örnek alarak geleceğimizi ona göre çizerek Türk ulusuna çağdaş, medeni bir yaşam tarzı gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden gitmeye ant içtik.

Zaman ilerledikçe bize verilen özgürlük ve serbestlikten dolayı kendimizi o kadar özgür hissetmeye başladık ki haddimizi aşarak, Cumhuriyetin kurucu felsefesine dil uzatacak kadar “özgürlükçü” olduk.

Bu yaptığımız dil uzatmaya gerekçe olarak ta gelişmiş ülkelerdeki demokratik yapıları örnek göstererek kabahatimizin özrümüzden büyük olduğu gerçeğinden habersizce kendimizi savunduk. (sözüm meclisten dışarı)

Bizim sınırları içinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyetinde yaşayan çok çeşitli köken ve görüşlere sahip insan toplulukları olduğu gerçeğinden hareketle; son günlerde ülkemizde, ülke bütünlüğünü hedef alan; özgürlükçü, demokrat söylemler dillendirilmeye başlandı.

İnsan olarak temel prensipte, özgürlükçü ve demokrat olmak, insan olmanın gereği ve hakkı olduğuna bir itirazımız elbet olamaz.

Fakat bu özgürlükçü ve demokratlığı isterken hedefine; Temelleri Türk ulusu üzerine kurulmuş devlet yapısını koyarsak, işte Türk devletinin köküne kibrit suyu sıkmış oluruz.

Özgürlük ve demokrasiyi isterken gelişmiş ülkeleri örnek aldığımızı söylemiştim. Evet, öyle de olmalı. Ama o gelişmiş ülkelerin toplum yapısının bizden büyük bir farkı var sevgili dostlar.

Her şeyden önce özgürlük ve demokrasi isterken; “kendi devlet yapılarını” hedef almadan ve “birlikte yaşama kültürüne” sıkı sıkıya sarılarak özgürlük ve demokrasiyi istemekteler.

Yani onlarda, bizim toplum yapımız olsa; Türk, kürdü Türk; Suni, aleviyi Sunni; dindar, laik’i dindar yapmaya çalışmadan bağlı bulundukları devletin gelişmesi ve özgürleşmesi için hiçbir ön koşul ortaya koymazlardı.

Bizde ise içinde bulunduğumuz farklı insan mozaiğine saygı duymadan; Türk, kürdü Türk; Dindar, ateisti dindar; Sunni, aleviyi Sunni yapmaya çalışmakta.

Bu yüzdendir ülkemizde bir demokrasi ve özgürlükçülük kirliliği yaşanmakta.

Bu kirliliğin önüne ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün; insanı, insan görüp, birey yapan dünyada bir örneği ve benzeri olmayan; “Cumhuriyetin kurucu felsefesine” sahip çıkarak “ulus devlet” yapısını zedelemeden özgürlük ve demokrasiyi hâkim kılmalıyız.

Son olarak sade bir vatandaş olarak gidişattan duyduğum kaygıları birkaç satırla, içimden geçenleri sizlere ifade ettiğimi bildirir, özgürlük ve gerçek demokrasiyi isterken “birlikte yaşama kültürüne” vurgu yaparak özgürlük ve demokrasiyi isteme yolunda çok şeyler öğrenmemiz gerektiğini hatırımızdan çıkarmamamız gerektiğini düşünüyor ve saygılarımı sunuyorum.

 

Hüseyin TUZLU

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle