BİR DÜĞÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sosyal, ekonomik ve kültürel bir kurum olan ailenin kurulma süreci birçok ülkede, kültürde değişik olmakla birlikte, neredeyse ortak özelliği birçok töreni içermesi ve bunun evlenme töreni ile sonlanmasıdır. Evlilik, başta soyun devamını sağlamak ve diğer temel cinsel ve iktisadî ihtiyaçları gidermek için erkek ile kadın arasında toplumun onayladığı bir birlik olarak tanımlanabilir. Toplumun en küçük […]

BİR DÜĞÜNÜN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Sosyal, ekonomik ve kültürel bir kurum olan ailenin kurulma süreci birçok ülkede, kültürde değişik olmakla birlikte, neredeyse ortak özelliği birçok töreni içermesi ve bunun evlenme töreni ile sonlanmasıdır.

Evlilik, başta soyun devamını sağlamak ve diğer temel cinsel ve iktisadî ihtiyaçları gidermek için erkek ile kadın arasında toplumun onayladığı bir birlik olarak tanımlanabilir. Toplumun en küçük sosyal birimi olarak kabul edilen evlilik kurumu; eksik ve doğa karşısında güçsüz olan insanın sosyal bir varlık olarak mevcudiyetini koruyup sürdürmek için gelişmiş korteksinin bir ürünü olarak kabul edilebilir.

Canlıların en güçlü içgüdülerinden biri soyunu sürdürme, yani üreme içgüdüsüdür. Memeli hayvanlar sadece hormonlarının belirlediği dönemlerde rastlantısal cinsel ilişki sonucu ürerler. Bu dönemlerde erkekleri yoğun bir yarışma beklemektedir. Daha sonra dişinin erkeğe pek ihtiyacı kalmaz ve doğurduğu yavrusu kısa zamanda yardımsız yaşamını sürdürebilir hale gelir.

Diğer memelilerin tersine insanda yetişkin erkek ve kadın üreme dönemlerine bağlı kalmaksızın her zaman cinsel ilişkiye hazırdır. Bunun getirebileceği karmaşa ve yoğun rekabetin oluşturacağı çatışma ve de enerji kaybı yanı sıra yavrunun uzun süre beslenip korunma gerekliliği evlilik kurumunu zorunlu hale getirmiştir.

İnsan yavrusunun eksik doğduğu bilinen bir gerçektir. Hayata ilk çığlığı bastıktan sonra daha en az 6 yıl yoğun bir bakıma ihtiyacı vardır.

Evrimin üst basamaklarına tırmanan ve avcı toplayıcı dönemden itibaren sosyal bir varlık olarak yaşamını sürdüren insan, eksik doğan yavrusunu anne bakımına vermiştir.

Anne uzun süre enerjisini ve dikkatini bebeğine verirken çevresindeki ot ve kökleri toplayarak beslenmeye katkı sunmakta, baba topluluktan uzaklaşma olanağını değerlendirerek avladığı hayvanlarla eşinin ve yavrusunun beslenmesini sağlamaktadır.

Avcı toplayıcılıktan tarım toplumuna, oradan sanayi ve ardından bilişim toplumuna doğru gelişmesini sürdüren insan, bedelini çok karmaşık ilişki ağları yaratarak ödemiştir.

Evlilik kurumu da bu ekonomik, sosyal ve kültürel ilişki ağlarından nasibini almış, ekonomik bir birim olması yanı sıra dayanışma, kayırılma gibi sosyal gereksinimleri de karşılamıştır. Bununla kalmamış sosyal topluluklar hatta devletlerarası ittifaklara yol açarak siyasal alanda da etkisini göstermiştir.

Endüstri toplumuna gelene kadar yaşamda vazgeçilemez bir kurum olan aile, en az iki kuşaktan ve birden fazla aileden oluşan geniş aileler olarak varlığını sürdürmüştür.

Böyle olunca evlilik iki kişinin özel tercihi olmanın çok ötesinde toplumsal bir kurum olmuştur. Bu da bir toplumsal ağa ve belirli toplumsal süreçlere dahil olmak anlamına gelmektedir. Bu yüzden evliliğe uzanan süreçte kültürden kültüre değişebilen pek çok aşama, tören, armağan değişimi ya da bedel devreye girmektedir.

Kimin kiminle evleneceğinden tutun da kız istemeye, söz, nişan gibi törenlerin nasıl yapılacağına; drahoma, çeyiz, başlık parası, takı gibi değişimlerin kurallarına kadar birçok şeyi kapsayan ve ülkesine, bölgesine, kültürüne göre değişen bu süreçler; evlilik törenleriyle, ülkemizde ise düğünle sonlanmaktadır.

Sağlam bir aile kurumunun, güçlü bir hanenin yaşama geçmesi amacıyla yapılan tüm bu işlemler, toplumun sıkı gözetiminde ve desteğinde gerçekleştirilmektedir.

Toplumun evlilik için koyduğu normlara ve değerlere uyum konusunda gösterdiği hassasiyet, denetim ve gözetimine denk düşerken; düğünlerde verilen hediyeler de bu kuruma verdiği desteği göstermektedir.

Endüstri toplumuyla birlikte geniş aileler, çekirdek aileye oradan da anne-çocuk, baba-çocuk gibi ‘yarım’ aileye dönüşmeye başlamıştır. Arada bir yerde olan ülkemizde geniş aileler kısmen varlığını sürdürürken çekirdek aileler ağırlıklarını hissettirmektedir.

Bu hafta sonu Ekin Tıp Merkezi çalışanları olarak bir çekirdek ailenin temelinin atılmasına tanık olduk.

Balıkesirli Hazan, ailesiyle yerleştiği Altınoluk’ta yaşamaktadır. Özel Ekin Tıp Merkezi Laboratuvarının gözlerinin içi gülen sevimli teknisyenidir. Osmaniye’den kopup doyduğu Altınoluk’a gelen Ali, aynı merkezin güleç yüzlü çalışkan jokeridir.

Birbirlerini ne kadar çok sevdikleri her hallerinde belli olan Hazan ve Ali’nin düğünlerine katılarak onların mutluluklarını paylaştık.

Hazan ve Ali’nin sevinçlerine, düğüne katılan sevenlerinin de coşkulu mutluluk dilekleri eklendiğinde oluşan mutluluk atmosferi hepimizi sardı sarmaladı…

Darısı yeni çatılacak yuvalardaki yeni çiftlere…

Dr. Nedim İnce

Altınoluk / 26. 09. 2016

 

 

Yorumlar

yorum