ŞAİRHANE; ŞAH HATAYİ

Şairhanemizde bu hafta yedi ulu ozandan biri olan Şah Hatayi’yi ağırlıyoruz Yedi Ulu’lardan Şah İsmail (Hatayi); 1487 yılında İran-Erdebil’de doğdu. Anadolu’daki Alevi cemlerinde nefesleri en sık yer alan ululardandır. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan’dır. Babası Haydar’ın ölümünden (1488) sonra dayısı tarafından iki kardeşiyle birlikte düşmanlarından kaçırılarak Şiraz’a […]

ŞAİRHANE; ŞAH HATAYİ

Şairhanemizde bu hafta yedi ulu ozandan biri olan Şah Hatayi’yi ağırlıyoruz

sah-hatayi

Yedi Ulu’lardan Şah İsmail (Hatayi); 1487 yılında İran-Erdebil’de doğdu. Anadolu’daki Alevi cemlerinde nefesleri en sık yer alan ululardandır. Babası Şeyh Haydar, anası Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime Begüm Sultan’dır.

Babası Haydar’ın ölümünden (1488) sonra dayısı tarafından iki kardeşiyle birlikte düşmanlarından kaçırılarak Şiraz’a gönderildi. (Şiraz valisinin, üç kardeşi bir süre hapsettiği söylenir). Akkoyunlu hükümdarı Sultan Yakup’un ölümü üzerine oğlu Rüstem saltanat mücadelesinde Şah İsmail ve kardeşlerinden yararlanmak amacıyla üç kardeşi hapisten kurtarır, Şah İsmail’in ağabeyi Sultan Ali, katıldığı iki savaşı da kazanarak Tebriz’e döndüğünde parlak bir törenle karşılanır. Ama üç kardeşin halk üzerinde manevi etkisi, Sultan Ali’nin kazandığı zaferler Rüstem Bey’i korkutur, onları ortadan kaldırmanın yollarını ararken durumu sezen Sultan Ali kardeşleriyle birlikte Erdebil’e gitmeye karar verir. Sultan Ali yolda kendilerini izleyen Rüstem Bey’in askerleri tarafından şehit edilir. Fakat iki kardeşini yedi müridiyle Erdebil’e göndermeyi başarır.

Şah İsmail ve kardeşi İbrahim burada müritlerince korunur. Sürekli izlendikleri için bir süre sonra Bağru dağına, oradan da Gilan, Gaskar, Reşt ve Lahican’a kaçırılırlar. Lahican’da Kar Kaya’nın evinde saklanan Şah İsmail ilköğrenimini özel bir öğretmenden görür.

Babasının müritleri dört bir yandan onu görmeye gelirler. Yakalanamadığını gören Rüstem Bey, Lacihan üzerine yürümeye hazırlanırken öldürülünce (1497), Şah İsmail harekete geçer. Müritlerini toplayıp Hazar kıyılarındaki Aravan’a (1500), oradan Erdebil’e gelir. Kendisine katılan Türk oymaklarıyla birlikte yeterince kuvvet topladığını görünce ilk olarak babasının ve Şiilere yapılan eziyetlerin öcünü alma yolunu tutar. Tebriz’e gelip taç giydiğinde (1502), babasının öcünü almış, Bakü’yü ele geçirmiş, Nehcivan’da Elvend Bey’i yenmiştir. Şah İsmail’in bundan sonraki yaşamı Şiiliği yaymak, Safevi devletinin sınırlarını genişletmek için yaptığı savaşlarda geçer.

Devletin sınırları genişleyip Şiilik Anadolu’ya doğru hızla yayılınca Osmanlı’nın dikkatini çeker. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’le 19 Mart 1514’de yaptığı Çaldıran’daki savaşı kaybetti. Bu yenilgiden sonra Tebriz’e döndüyse de eski gücünü yitirdiği gibi uğradığı ruhsal çöküntüyle de inzivaya çekilir. Oğlu Tahmasb’ı yerine atabey olarak bırakır, her yılını ayrı bir kentte geçirerek yaşamını tamamlar. 1524’de 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürüdü. Cenazesi Erdebil’e götürülerek, dedesi Şeyh Safiyüddi’nin türbesi yanında toprağa verildi.

Şah İsmail, Hatayi mahlasıyla şiirler yazmıştır. Aruz ve heceyle yazdığı şiirler Azerbaycan edebiyatının Nesimi ve Fuzuli arasındaki döneminin en güçlü temsilcisi olduğunu kanıtlar. Özellikle heceyle yazdığı şiirler Anadolu’da gelişen tekke edebiyatını büyük ölçüde etkiler. Alevi-Bektaşi edebiyatının en güzel örneklerini sunar.

KAYNAK: http://www.alevice.net/sah-hatayi-sah-ismail/

 

ÂDEM OLDUM GELDİM ÂDEM İÇİNE

 

Âdem oldum geldim Âdem içine

Nasîb olmaz dürlü candan içeru

Zenbûr olub kândan kâna geçerken

Bir kâna uğradım kândan içeru

 

Kardaş gel erkâna bu erkân değil

Oynatma atını bu meydân değil

Süleyman’dan esen Süleyman değil

Süleyman var Süleyman’dan içeru

 

İrfân meclisinde irfân almışam

Lâ’l-i Bedahşan’dan mercân almışam

Bin cânı verüben bir cân almışam

Ol cânı saklaram candan içeru

 

Hatâyî Sultân’ın nutkunu hakla

Ne dileğin varsa kendinde yokla

Mürşidin pendini iyice sakla

Damardan ilikten kandan içeru

 

 

ALİ’NİN SIRRINA EREYİM DERSEN

 

Ali’nin sırrına ereyim dersen

Muhabbet gölüne dal da andan gel

Küfrünü imana katayım dersen

Var kendi küfrünü bil de andan gel

 

Hakikat tarikat marifet sözdür

İtikat da gece ile gündüzdür

Gönül bahr-i aşktır derya denizdir

Bahri ol ummana dal da andan gel

 

Pişiri pişiri söyle sözünü

Hak-i payden ayırma gör gözünü

Mürşidine teslim eyle özünü

Musahip kapısın bul da andan gel

 

Canını cellada ver de kıyagör

Arif olup her manadan duyagör

Kendi cesedini kendin yuyagör

Kendi namazını kıl da andan gel

 

Şah Hatayi’m mana söylerim dilden

Başına gelmeyen ne bilir halden

Ölmeyince nasib almaz bu yoldan

Var ölmezden evvel öl de andan gel

Yorumlar

yorum