VATANA İHANET

Mustafa Kemal Atatürk yaşadığımız her gün ve yaşanılan her olayda büyüklüğünü, dahiliğini bir kez daha ispatlayan dünyada eşine az rastlanan liderlerden biridir. Cumhuriyetin onuncu yıl nutkunda gençliğe hitap ederken neler dediğini bir kez daha hatırlatalım ilk önce, zira oradaki her satır, her cümle aradan 83 yıl geçmesine rağmen hala güncelliğini ve önemini koruyor. “…İstiklâl ve […]

   VATANA İHANET

Mustafa Kemal Atatürk yaşadığımız her gün ve yaşanılan her olayda büyüklüğünü, dahiliğini bir kez daha ispatlayan dünyada eşine az rastlanan liderlerden biridir.

Cumhuriyetin onuncu yıl nutkunda gençliğe hitap ederken neler dediğini bir kez daha hatırlatalım ilk önce, zira oradaki her satır, her cümle aradan 83 yıl geçmesine rağmen hala güncelliğini ve önemini koruyor.

“…İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir…”

   O kaleler ki bugün fabrikalarımızı, tersanelerimizi, limanlarımızı temsil eder ve bunların büyük bir kısmı yabancıların elindedir. Ordularımız ne yazık ki ABD uşağı FETÖ’nün yıllarca süren AKP işbirliği ile önce Ergenekon, Balyoz, Casusluk gibi uydurma davaların ardından 15 Temmuz Darbesiyle kolu kanadı kırılmış, dağıtılmış durumdadır.

Lozan Antlaşması bu ülkenin tapu senedidir. Onu tartışmaya açmak bu ülkeyi yok saymak, resmen ihanet etmek demektir. Mustafa Kemal Atatürk ne yüce bir insandır ki bu ihanet edenleri o zamanlardan görmüş ve memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler diyerek gerekli uyarısını da yapmıştır.

Kaçak sarayda oturan kişi ülkesini seven herkesin bugün haritaya baktığı zaman içinin yandığı o Ege adalarının nasıl olur da bizim olmadığını kara kara düşündüğünü bilerek can evinden vurmak istemiş ama bunu Lozan’a bağlayarak da baltayı taşa vurmuştur. Elbette benim gibi milyonlarca insan burnumuzun dibindeki o adaların bize ait olmasını düşünür. Ege adalarının ufacık Yunanistan’ın dünya ülkeleri üzerindeki etkisini kullanarak haksız bir şekilde elde ettiğini düşünmemek mümkün mü?

Ege adalarının kaybını Lozan’a bağlama yalanının arkasında Atatürk’e ve Cumhuriyet’e saldırı olduğu açıktır. Toplumun içine çıkıp da bugün “Türkiye’nin başkenti neresidir” sorusuna “bilmiyorum” diyecek nice cahil insanın olduğu bir ülkede kaçak saraylının yalanının da çok rahat maya tutacağını ve çok kişinin Mustafa Kemal Atatürk’e cephe alacağını unutmayın.

Lozan Antlaşmasında kriter olarak alınan sınırlar Mondros Ateşkes Antlaşması esnasında elimizde bulunan topraklar ve Misak-ı Milli sınırları olarak adlandırdığımız topraklarımızın Musul, Kerkük ve Hatay haricinde kalan kısmının tamamını Lozan Antlaşması ile geri almıştık. Hatay o zaman ki genç Cumhuriyet’in diplomatik baskıları sonucu topraklarımıza katılmış ama Musul ve Kerkük İngiliz uşağı Şeyh Sait’in ayaklanması nedeniyle elimizden çıkmıştır. Ege Adaları bahsettiğimiz o Misak-ı Milli sınırları içinde değildir zira onlar Trablusgarp savaşı ve Balkan Savaşları esnasında İtalyanların ve Yunanların eline geçmiştir. Bunun en büyük sebebi de bugünkü iktidarın neredeyse taptığı Abdülhamit’in kendisini tahtan indireceği korkusuyla donanmayı yıllarca Haliç’e zincirletip eğitimsiz kalmasına, zayıflamasına yol açmıştır. Yunanların elindeki Averof isimli modern zırhlı kruvazörü ile tüm Osmanlı donanmasını dize getirdiğini ve birçok Ege adasını bu gemi sayesinde elde ettiğini hatırlatalım. Ege adaları üzerinden Lozan’a saldıranlar bir zahmet internete girip araştırsaydılar söylediğim bu bilgilere hemen ulaşabiirlerdi.

Sevr antlaşması ile Anadolu’nun orta yerinde küçük bir parçaya sıkıştırılmış modası geçmiş bir devletten Misak-ı Milli sınırlarına ulaşmak için varını yoğunu ortaya koymuş ve bunu başarmış Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde bir kadro ve o kadroya inanmış bir ulusun varlığını yadsıyamayız. Elinde bırakın bir savaş gemisini bir tek tekne dahi bulunmayıp karşısındaki dünyanın en güçlü donanmalarını hiçe sayarak o adalar neden alınmamış demek insafsızlıktan öte bilgisizlik, cahilliktir.

Birinci Dünya Savaşından yenik çıkan Osmanlı, Almanya ve Avusturya savaşın sonunda hepsi ayrı ayrı savaşın galipleri ile antlaşmalar imzalamış ve büyük bedeller ödemiştir. Sevr Antlaşması ile diğer yenik devletlere oranla en fazla toprak kaybeden Türkler aynı zamanda ilk isyan bayrağını açan ulus olmuştur ve Kurtuluş Savaşı ile Lozan’a ulaşmıştır. Almanya Hitler ile bunun intikamını almaya kalkmış ama çok daha büyük bir yenilgiye ve trajediye neden olmuştur. İmzalandığı günden itibaren bütün devletlerin takdirini kazanan ve Lozan ile yenilgiye uğradıklarını itiraf eden onlarca devlet varken bugün içimizdekiler tarafından Lozan’ı küçümsemek, o zaferi kazananlara saldırmak ihanetten başka bir şey değildir. Bu ihaneti Kurtuluş Savaşında bizimle savaşan Yunanlar bile yapmamıştır ve o Yunanlar Mustafa Kemal Atatürk’ü Nobel Barış Ödülüne aday göstermişlerdir. Fakat ne yazık ki içimizde şimdi bu saldırıyı yapanlar ve etrafındaki fırıldaklar bugün sahip oldukları mevkilere o kahramanlar sayesinde geldiklerinin farkında değiller.

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle