NİTELİKLİ İNSAN

Ülke olarak nitelikli insan yetiştiremiyoruz. Nitelikli insanın tanımına birçok kavram sığdırabiliriz ama benim anlayışıma göre yaşadığı dünyayı anlayıp bilgili olmakla kalmayıp aynı zamanda olaylar arasındaki bağlantıları da neden sonuç etkisini dikkate alarak açıklayabilen ve dünya görüşünü buna göre şekillendiren insan demektir. İçinden geçtiğimiz karanlık dönem ülkemizdeki nitelikli insanın ne kadar da az olduğunu bir kez […]

   NİTELİKLİ İNSAN

Ülke olarak nitelikli insan yetiştiremiyoruz. Nitelikli insanın tanımına birçok kavram sığdırabiliriz ama benim anlayışıma göre yaşadığı dünyayı anlayıp bilgili olmakla kalmayıp aynı zamanda olaylar arasındaki bağlantıları da neden sonuç etkisini dikkate alarak açıklayabilen ve dünya görüşünü buna göre şekillendiren insan demektir.

İçinden geçtiğimiz karanlık dönem ülkemizdeki nitelikli insanın ne kadar da az olduğunu bir kez daha gösterdi.

15 Temmuz darbesine teşebbüs edenler ve onun arkasındaki devasa güce baktığımızda insanın anlamakta zorlanacağı akıl dışı oluşumlarla karşılaşıyoruz.

Darbeye teşebbüs eden general, subay, astsubay, emniyet mensupları… hepsi birer FETÖ örgütü mensubu. Bununla beraber aynı örgüt içinde yer alan ve kendilerine bilim adamı sıfatı yapıştırılan akademisyenler, bürokratlar, binlerce öğretmen, memur, sanayici… Bunların tamamına yakını üniversite mezunu insanlar. Daha doğrusu az çok çağdaş eğitimden geçmiş, okuma yazması olan ve az çok da olsa dünyadaki gelişmeleri algılayabilecek insanlar.

Gelin görün ki tüm bu insanlar çağdaş dünyanın bir bireyi olmayı bırakıp ilkokul mezunu bile olmayan bir imamın ne dediğine bile bakmadan peşine takılarak kendilerinin bir birey değil kendilerini güdecek bir erk’in emrine girerek tebaadan biri olduklarını gösterdiler.

15 Temmuz darbesi bize aynı zamanda dini siyasete alet ederek milyonlarca insanın kandırılabileceğini, sorgulamayan beyinlerle istenirse bir toplumun tamamının uçuruma dahi yuvarlanabileceğini de göstermiş oldu. Zira darbeden sonra sorgusuz sualsiz de olsa tutuklanan, işinden atılan yüz binlerce kişiyle beraber aynı görüşe inanan öğrenci, sade vatandaş, kimliklerini iyi gizleyebilen polis, öğretmen, memur, asker gibi daha milyonlarca insanın aramızda olduğunu unutmayalım. Ve bu milyonlarca insanın bu hale gelmesine seyirci kalan hatta seyirci kalmaktan çok o cemaatlerin önünü açan ve işbirliği yapan bir devlet.

Gelişmiş toplumlar artık dinin ne amaçlar uğruna kullanıldığını açık şekilde görmeye başlamış ve yavaş yavaş dinden uzaklaşmaya başladılar. Dünyanın en huzurlu en gelişmiş toplumları olan İskandinav ve kuzey Avrupa toplumlarında dinsiz insanların oranı inananların oranını geçmeye başlamış durumda. Sonuçta oralarda insanlar felaketlerle karşılaşmıyorlar, savaşlar yaşanmıyor, terör eylemlerinde onlarca, yüzlerce insan katledilmiyor. Terör ve savaş yüzünden insanların en çok yaşamını yitirdiği yerler din ve mezhep savaşlarının kol gezdiği Ortadoğu!

Dinin, mezhep kavgalarının, cemaatleşmenin egemen olduğu bu topraklarda insanlarımız bulunduğu sınıfın da farkında olmuyorlar. Sınıf bilinci olmayınca üreten büyük kesim ezilmeye devam ediyor, sömürülüyor ama sömürüldüğünün farkında olmuyor. Farkına varmamak için de direniyor, bu durum işine geliyor. Kendine sömürüldüğünü söyleyenleri düşman belliyor. Sömürenler ise onların gözünde bir ilah. Yaşadığı haksızlıklara karşı çıkacağına daha çok yanında oluyor çünkü kendisinin de ilk hedefi o haksızlıkları yapanın yanında yer kapmak.

Şirket mantığı ile yönetilen ülkemin insanları kendisinin bir insandan çok sistem tarafından metalaştırıldığını, devlet ya da işveren tarafından sadece bir rakamdan ibaret olduğunun farkında değil. Tehlikenin varlığını işaret edenlere diş bileyip de kendini sömürenleri ilah yaptığı insanların bırakın zarar etmeyi kar oranının düştüğü andan itibaren kapı dışarı edileceğini görmek istemiyorlar.

Yolsuzluklara, hırsızlıklara kimse aldırmıyor. Çünkü cemaatler tarafından birer kul pozisyonuna sokulmuş durumdalar ve inandıkları dava uğrunda yapılan her şey mubah olarak görülüyor. Çalsınlar, soysunlar diyorlar, sonuçta önemli olan davamız diyorlar.

Tehlikenin farkında olanlar da elbette var ama cemaatlere, tarikatlara, hırsızlıklara ve yolsuzluklara kimsenin aldırmadığını, cezasız kaldığını gördükçe kendilerinin aptal yerine konduğunu hissediyorlar ve aptal olarak görünmektense susmayı yeğliyorlar.

Eskiden annelerimiz, babalarımız çocuklarımız okusun da iyi bir iş güç sahibi olsunlar, saygın insanlar olsunlar diyerek bizi en iyi okullara gönderirlerdi. Oysa bugün ülkemizde eğitimli olanlar üst tabakadan görülmüyor. Güce, paraya sahip olanlar artık yeni üst tabakamız oluyor. Onlar için de her şey mubah olarak görülüyor. Onlar istedikleri her şeyi yapabilirler çünkü kazanmışlar ve üst tabakaya yerleşmişler. Halk onlara gıpta ile bakıyor ve günün birinde onlar gibi olmak umuduyla yaşıyorlar.

Eğitimli, nitelikli olan insanlarımız olayların her ne kadar farkında olsalar bile sindirilmiş, korkutulmuş olduklarından dolayı ülkeyi bu hale getirenlerin elbette bir gün tökezleyeceğini ve ipleri tekrar ele alacaklarını düşlüyorlar ama dinciler, hırsızlar, yolsuzluk yapanlar her tökezlediğinde daha güçlenmiş şekilde ayağa kalkmayı başarıyorlar. Çünkü her tökezlediğinde arkasında kandırılmış, kendisine inandırılmış insanları görüyorlar.

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum