SİLAH ZORUYLA İKTİDARI KAZANABİİRSİNİZ AMA HALKIN GÖNLÜNÜ KAZANAMAZSINIZ

Cumhuriyetin ilanının 93. yıl dönümünü kutluyoruz. Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister diyerek bugünkü demokrasinin temellerini teşkil eden bu üç kavramın ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Dolayısıyla Mustafa Kemal’in cumhuriyetçilik anlayışını bugünkülerin bile hazmedemedikleri, sindiremedikleri demokrasi teşkil eder. Ulus olarak Cumhuriyet tarihimizin en karanlık dönemlerini yaşıyoruz. Belki de […]

   SİLAH ZORUYLA İKTİDARI KAZANABİİRSİNİZ AMA HALKIN GÖNLÜNÜ KAZANAMAZSINIZ

Cumhuriyetin ilanının 93. yıl dönümünü kutluyoruz. Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister diyerek bugünkü demokrasinin temellerini teşkil eden bu üç kavramın ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Dolayısıyla Mustafa Kemal’in cumhuriyetçilik anlayışını bugünkülerin bile hazmedemedikleri, sindiremedikleri demokrasi teşkil eder.

Ulus olarak Cumhuriyet tarihimizin en karanlık dönemlerini yaşıyoruz. Belki de ileriki günlerde bugünkünden daha karanlık döneme sürükleniyor da olabiliriz. Zira ülkenin genel havası ne yazık ki daha da karanlığa sürüklendiğimizi gösteriyor.

15 Temmuz günü gerçekleşen başarısız darbenin ardından demokrasiyi koruyacağız bahanesi ile demokrasinin kökünü kazıyan uygulamalarla karşı karşıyayız. Meclisin devre dışı bırakılarak kanun hükmünde kararnameler ile ülkeyi yönetmeye kalkmak, demokrasinin kalelerini oluşturan basın yayın üzerindeki baskıların artık sınır tanımazlığı, üniversitelerin birer lise şubesine dönüştürüldüğü, yargıda Kaçak saraylının tersini düşünen bir tane bile hakim ve savcının kalmaması için zaten rayından çoktan çıkmış adalet sisteminin tamamen yok edilmesi sonucunda bahsettiğimiz o daha karanlık dönemleri yaşamaya başladığımızı da işaret ediyor. FETÖ darbecilerinin yapamadığı karşı darbeyi şu an birebir yaşıyoruz.

İşin daha da komik tarafı 15 Temmuz darbesini gerçekleştirmeye çalışan FETÖ’nün en büyük işbirlikçisi “ne istediniz de vermedik” diyen zihniyet tarafından temizlenmeye çalışılması. Fakat ne yazık ki o temizleme harekatı memurlara, hakime, savcıya, akademisyene, sanayiciye ulaşmasına rağmen asıl sorumlu olan AKP’li siyasetçinin sütten çıkmış ak kaşık gibi kendini bu operasyonlardan muaf tutması.

Oysa genel kuraldır; kirli ellerinizle temizlik yaparsanız o kirliliği her yere yaymış olursunuz.

Öncelikle cemaatlerle, tarikatlarla işbirliği yapıp dini siyasete alet eden zihniyetin kökünü kazıyacaksınız ki ondan sonra demokrasi kahramanı olacaksınız. Oysa cemaatlere, tarikatlara yol veren, onlarla işbirliği yapanlar iktidarını silah zoruyla pekiştirmeye çalışıyorlar.

Unutmayın ki silah zoruyla iktidarı kazanabilirsiniz ama halkın gönlünü hiçbir zaman kazanamazsınız.

Cemaatlerin, tarikatların ülkenin kaderine yön verdiği bir zamanda siz fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirebilir misiniz? O tarikatların boyunduruğuna aldığı birey olamamış, kul olmuş insanlarla siz demokrasi oyununu oynayabilir misiniz? Bireylerden korkan bir iktidarın elemanları demokrasi kahramanı mı olur yoksa demokrasinin katili mi?

Demokrasiyi katledip sistemi tek adamın egemenyosına sokup ondan sonra da sistem kilitlendi, bunu açmanın tek yolu da başkanlık sistemine geçmektir safsatasını yaymak ileride yaşayacağımız çok daha karanlık dönemlerin yasal kılıfına sokulmasından başka bir şey değildir.

Başkanlığı bir var olup olmama sorunu haline getiren zatın bakanlarının başına atadığı sekreteri vasıtasıyla “başkanlık sistemine geçmezsek asıl o zaman bu ülke parçalanacak” yalanını bundan sonra her gün tetikçi yandaş medyası aracılığıyla halka pompalanacağından şüpheniz olmasın.

Eğer başkanlık sistemi faydalı olsaydı bunu sorgusuz sualsiz uygulamaya sokabilecek güçte olan Mustafa Kemal Atatürk kendi döneminde uygulardı. Oysa o tüm çağdaş demokrasiler gibi parlamenter sistemi seçti. Bugün için Avrupa’nın hiçbir devletinde başkanlık sistemi mevcut değildir. Fransa’da yarı başkanlık sistemi vardır ve orada yetkiler başkan, başbakan ve meclise dağıtılmıştır. Monarşinin devam ettiği İngiltere, Hollanda, Danimarka, İsveç gibi ülkelerde bile parlamenter sistem geçerlidir. Bu ülkelerdeki krallar, kraliçelerin sadece sembolik yetkileri vardır. Yürütme tamamen bakanlar kurulu ve başbakanda toplanmıştır.

Aslında kendisinin çok özendiği o Osmanlı’nın son döneminde de parlamenter sistem hakimiyeti vardı. 5. Murad ve Vahdettin’i tahta oturtan Meclis-i Mebusandır. Bunlar kendi tarihlerini bile bilmeyip kimlere özendiklerinin farkında değiller.

Bu satırları yazarken Cumhuriyet Gazetesine operasyon yapıldığı, vakıf yönetiminde olan içinde gazetenin yazarlarının da olduğu 18 kişinin FETÖ’ye ve PKK’ye yardım ettiğinden dolayı gözaltına alındığı haberi geldi. Tıpkı Ergenekon ve Balyoz davalarında olduğu gibi hazır güç elimizdeyken tüm muhalifleri ortadan kaldıralım operasyonundan başka bir şey değildir Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyon. O Cumhuriyet Gazetesidir ki AKP FETÖ ile işbirliği halindeyken FETÖ’nün gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya sermiş, bu uğurda FETÖ tarafından açılan davalarda kendi hakimleri tarafından cezalandırılmaya çalışılmış öncü gazetededir. Cumhuriyet Gazetesine yapılan bu saldırı sadece gazeteye değil Sevr’de kabul ettiremediklerini elindeki maşalar sayesinde Cumhuriyet Devletinin tüm kalelerini bir bir yıkıp Osmanlı’nın imzaladığı o paçavra Sevr’i kendi kendimize zorla kabul ettirmeye çalışmaktır. Bugünlerde birilerinin Misak-ı Milli’yi tartışmaya açmaları boşuna değil.

tamerkayikci@yahoo.com

 

Yorumlar

yorum