SALTANATIN KALDIRILMASI VE HARF DEVRİMİ

    Bu hafta tarihimizde iki önemli olay olmuştur. Birisi saltanatın kaldırılması diğeri ise Latin kökenli Türk alfabesinin kabulüdür. Önce saltanatın kaldırılmasından başlayalım. Saltanat bir ülkenin yönetiminin babadan oğla geçmesidir. Selçuklular döneminde saltanat Selçuklu ailesine aitken Osmanlı Beyliğinin kurulmasından sonra saltanat Osmanlı ailesine geçmiştir. Osmanlı Beyliğinde saltanat Osman Bey ile başlar. Osman Bey’den sonra tahta […]

SALTANATIN KALDIRILMASI VE HARF DEVRİMİ

 

 

Bu hafta tarihimizde iki önemli olay olmuştur. Birisi saltanatın kaldırılması diğeri ise Latin kökenli Türk alfabesinin kabulüdür. Önce saltanatın kaldırılmasından başlayalım. Saltanat bir ülkenin yönetiminin babadan oğla geçmesidir. Selçuklular döneminde saltanat Selçuklu ailesine aitken Osmanlı Beyliğinin kurulmasından sonra saltanat Osmanlı ailesine geçmiştir. Osmanlı Beyliğinde saltanat Osman Bey ile başlar. Osman Bey’den sonra tahta oğlu Orhan Bey geçer. Artık Osmanlı ailesi arasında taht mücadeleleri başlar. Gerek ordu gerek diğer devlet yöneticileri tahta geçmek gibi bir düşünce içinde olmazlar. Devleti padişah istediği gibi yönetir. Devlet monarşi teokratik bir düzen içinde yönetilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu 18.y.y.dan itibaren toprak kaybetmeye başlayınca bazı yenilikler alınmaya ve Avrupalılara benzemeye çalışılmıştır. 19.y.y. başında ordu yeniden düzenlenmiş ve devlet yapısı da Avrupalı devletlere benzetilmeye çalışılmıştır. Tanzimat Fermanı ile padişahın yetkilerine sınır getirilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu 19.y.y. içinde sürekli bir yenileşme çabası içinde olmuştur. 1876 yılında 1.Meşrutiyet ilan edilmiş ve padişahın yetkileri biraz daha kısılmıştır. 2.Abdülhamit Meclisi kapatarak bu sisteme son vermiştir. 1908 yılında ise 2.Meşrutiyet ilan edilmiş ve yine padişahın yetkileri kısıtlanmıştır. 1914 yılında ise devlet 1.Dünya savaşına girmiştir. Savaş sırasında Meclisi Mebusan açık kalmıştır.  1918 yılında savaş sona erince padişah Meclisi Mebusan’ı süresi doldu diye kapatmıştır.

1919 yılı içinde Yunanlılar İzmir’i işgal etmişler ve Ege Bölgesine yayılmaya çalışmışlar-dır. Ulu Önder Mustafa Kemal ise 19.Mayıs.1919 günü Kurtuluş Savaşını başlatmak için Samsun’a çıkmıştır. 1920 yılı başında Meclis-i Mebusan yapılan seçimlerle yeniden açılmış ve Misak-ı Milli’yi kabul etmiştir. Bunun üzerine İngilizler İstanbul’u işgal ederek Meclisi dağıtmıştır. Bunun üzerine seçimler yeniden yenilenmiş ve Meclis bu sefer Ankara’da TBMM adı ile yeniden açılmıştır. Bu meclisin başkanı da Mustafa Kemal’dir. TBMM 1921 yılında yeni bir anayasa yapmış ve Kurtuluş savaşını yönetmiştir. Savaş sırasında 10.Ağustos.1920 tarihinde Osmanlı hükümeti İtilaf devletleri ile Sevr anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşmayı Ankara hükümeti kabul etmemiştir. İtilaf devletleri ise bu anlaşmayı Ankara hükümetine kabul ettirebilmek için Yunan ordusunu ileri harekete geçirmiştir.

9.Eylül.1922 günü şanlı ordumuzun İzmir’e girmesi ile Kurtuluş savaşı sona ermiştir. Ardından Mudanya Ateşkes antlaşması imzalanmıştır. Hemen ardından da barış görüşmeleri başlayacaktır. İtilaf devletleri barış görüşmeleri için İstanbul hükümeti ile Ankara hükümetini beraber görüşmelere davet etmiştir. İstanbul hükümeti ise bunu kabul ederek hazırlıklara başlamıştır. İtilaf devletlerinin amacı İstanbul hükümetinin teslimiyetinden yararlanarak zafere boşa çıkarmaktır. Bu durumu gören Ulu Önder Mustafa Kemal saltanatın kaldırılmasını önermiştir. Durum bir teklif ile meclise getirilmiş ve görüşmelerden sonra halifelik ile saltanat ayrılmış ve saltanat kaldırılmıştır. Halife olarak ise Abdülmecit seçilmiştir. Saltanatın kaldırılmasından sonra padişah Vahdettin İngilizlere başvurarak İstanbul’da hayatının tehlikede olduğunu ileri sürerek sığınma istemiştir. İngiltere ise bu teklifi kabul ederek 17.Kasım.1922 günü Vahdettin’i bir gemiye bindirerek Malta adasına götürmüş ve orada bırakmıştır. Vahdettin oradan Cidde’ye geçmiş ve Mekke şerifi Hüseyin’den yardım istemiştir .Oradan da yardım görmeyince İtalya’ya giderek oraya yerleşmiş ve orada 1926 yılında ölmüştür. Naaşını Şam’da defnetmişlerdir. 1.Kasım.1922 günü saltanatın kaldırılması ile Türk tarihinde saltanat geleneği sona ermiştir. Artık egemenlik halktadır. 1923 yılında da Cumhuriyet ilan edilmiştir.

Harf devrimine gelince Türkler İç Asya’da önceleri Göktürk alfabesini, sonra Uygur alfabesini kullanmışlardır. 1099 yılındaki Belh kongresi ile de Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardır. Bu dönemlerde eğitim medreselerde yapılmaktadır ve medreselerin programı dinsel bilgiler üzerinedir. Oysa 1773 yılında Deniz Harp Okulu’nun açılmasından sonra pozitif bilimlerde okutulmaya başlanmış ve okuma yazma ihtiyacı daha da artmıştır. Okuryazar oranını arttırmak için alfabe reformu önerileri 19.y.y.’lın ortalarından itibaren dile getirilmeye başlanmıştır. Çünkü Arap alfabesi Türkçe sözcükleri karşılamada yeterli değildir. Çünkü yeterli sesli harf ve imla bilgisi yoktur. 1870’den itibaren Türkçe sözlük oluşturma ve imla sorunu gündeme gelmiştir. Bu yüzyılda telgraf kullanımın yaygınlaşması sonucu Türkçenin Latin alfabesine ve Fransız imlasına göre yazılan bir biçimi kullanılmaya başlandı. 1908-1911 yılları arasında Latin kökenli Arnavut alfabesi kullanıldı. 1922 yılında Azerbaycan Latin alfabesini kabul etti. Türkiye’de de gerekli çalışmalar yapılarak 1.Kasım.1928 yılında Latin kökenli Türk alfabesi kabul edildi. Yeni alfabenin kabul edilmesi ile de kısa bir süre içinde okur  yazar oranında büyük bir artış oldu. Bugün ülkemizin okuryazar oranı son derece yüksektir. Bu Cumhuriyetin başarısıdır. Saygılarımla.

Yorumlar

yorum