KÖRLERİN HİKAYESİ

Değerli okurlar son zamanlarda AKP iktidarının ülkemizde uygulamaya kalkıştığı olayları sıralamadan önce. 17 Mart 2008 tarihinde AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle Anayasa mahkemesinde partinin kapatılması istemiyle dava açıldığını anımsatmak isterim. Görülen dava neticesinde 30 Temmuz 2008 tarihinde saat 18:00’de başlayan basın toplantısında Anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç, AKP’nin kapatılmamasına, ancak laiklik karşıtı eylemlere […]

KÖRLERİN HİKAYESİ

Değerli okurlar son zamanlarda AKP iktidarının ülkemizde uygulamaya kalkıştığı olayları sıralamadan önce. 17 Mart 2008 tarihinde AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle Anayasa mahkemesinde partinin kapatılması istemiyle dava açıldığını anımsatmak isterim. Görülen dava neticesinde 30 Temmuz 2008 tarihinde saat 18:00’de başlayan basın toplantısında Anayasa mahkemesi başkanı Haşim Kılıç, AKP’nin kapatılmamasına, ancak laiklik karşıtı eylemlere odak olmaktan, hazine yardımının yarısının kesilmesine karar verildiğini açıklamıştır. Yani AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giymiştir. Hal böyle olunca Ülkemizde Laik, Demokrat kesim AKP’den sürekli uzak durmaya başlamıştır. AKP’lilerin kafasında şekillenen dine dayalı bir yönetim şeklinin karşısında olan bu topluluk CHP de yoğunlaşmış ve haliyle CHP dine dayalı bir yönetim şeklinin karşısındaki en güçlü kale konumuna gelmiştir. Ülkemizdeki yazılı ve görsel basın ve yayın organları teker, teker AKP yanlılarının eline geçmiş ve koro halinde ülkede kötü giden her şeyden  CHP sorumluymuşçasına programlar yapmaya ve yazılar yazmaya başlamışlardır. Yazılı basının en önde gelen gazetelerinden birisi olan Cumhuriyet gazetesi de kurulduğu günden bu güne kadar, Laiklik, Demokrasi, Cumhuriyet ve Hukukun üstünlüğünü savunan bir çizgide yayın hayatına devam ediyordu.

 

Bugünlere geldiğimizde bu iki kurum üzerine baskılar yoğunlaşmıştır. CHP Düzce il Başkanı, Erzurum CHP il başkanı çeşitli bahanelerle bazı kişiler tarafından dövülmüştür. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bir cenaze töreninde devlet erkanının önünde önceden programlandığı belli olan bir kişi tarafından önüne mermi atılmıştır. Ardından Yine CHP genel başkanının aracına Artvin de silahlı saldırı meydana gelmiştir. Bunun ardından da CHP Genel başkan yardımcısı Aydın da silahla vurularak yaralanmıştır. CHP Avcılar belediye başkanının aracı kurşunlanmış, CHP irtibat bürosu saldırıya uğramış vs, vs, derken, Cumhuriyet gazetesine FETÖ örgütü davasında sanık olarak yargılanan bir savcı tarafından operasyon başlatılmış, Gözaltı ve tutuklamalar yaşanmıştır.

 

Bütün bunlar olurken 06 Kasım günü CHP parti meclisi yaşanan bu olumsuzluklar üzerine bir çağrı yapmıştır. Çağrıyı okuyan AKP kurmayları yine CHP’ye sözlü saldırılara başlamışlardır. Ardından da CB. RTE tarafından suç duyurusu yapılacağı haber programlarına yansımıştır.

 

Bunun üzerine aklıma bilindik bir hikaye geldi. Hikaye şöyle; Hani bizde adet olduğu üzere her hikaye bir varmış, bir yokmuş ile başlar ya işte öyle bir şey bu.

Zamanın birinde dere tepe, dağ taş dolaşmayı çok seven tek gözlü bir adam varmış. Yürür yürür gider, gider gider yürürmüş. Bir gün uzaklarda renkleri karma karışık bir köy görmüş; alacalı bulacalı garip bir köy. Yaklaşmış köye doğru. Yolları bir tuhaf, evleri bir tuhaf, insanları bir tuhafmış köyün. Köyün içine girince anlamış meseleyi. Körler köyüymüş burası.

 

Kadınların, erkeklerin, çocukların velhasıl herkesin sımsıkı kapalıymış gözleri. Tek gözlü gezgin adam karar vermiş burada yaşamaya. “Hiç değilse benim tek gözüm var” diyormuş. “körler ülkesinde şaşılar kral olur derler. Ben de bunların başına geçer yaşarım.” Diye düşünmüş.

 

Körlerin gözleri yokmuş ama elleri, kulakları, burunları çok hassasmış. Kendilerine göre kurdukları bir düzen içinde yuvarlanıp gidiyorlarmış. Adam şaşkın hallerine bakıyormuş onların. Yürümeleri, konuşmaları doğrusu başka türlüymüş. Bir gün körlerden biri ötekilerden birinin malını çalmış. Sadece tek gözlü adam görmüş bunu. Bağırarak ilan etmiş “filanca falancanın malını çaldııı” Körler; nerden biliyorsun ki demişler, o kadar  uzaktan duyamazsın ki? Ben duymadım, gördüm demiş adam. Gözüm var benim, görüyorum…

 

Körler göz diye, görmek diye bir şey bilmiyorlarmış. Uzun zaman içinde çoktan unutmuşlar bu hissi. Ne demek görmek, demişler. Nasıl görüyorsun yani, duyulmayacak mesafeden anlayabiliyor musun ne olup bittiğini? Anlıyorum tabi demiş tek gözlü adam. Körler inanmayız, imtihan edeceğiz seni demişler. Adamı almış uzakta bir yere dikmişler. Tecrübeleriyle eminlermiş ki o uzaklıktan hiçbir şey duyulamaz. Anlat bakalım demişler, biz şimdi ne yapıyoruz? Adam anlatmış: oturuyorsunuz, kalkıyorsunuz, koşuyorsunuz, yemek yiyorsunuz, şu şunu yaptı, bu bunu yaptı falan…

 

Derken körler bir evin içine girmişler, bağırmışlar. “hadi anlatsana…”içeri girdiniz, göremiyorum ki demiş tek gözlü adam. Körler ne olmuş yani içeri girdiysek, elli santim fark var, anlat hadi anlat demişler.  Tek gözlü adam, arada duvar var ama demiş, onun için göremiyorum…

 

Körler, sen atıyorsun demişler. Deminki tesadüftü, bak şimdi bilemiyorsun…Çıkın dışarı söyleyeyim demiş tek gözü gören  adam. Bu kadar mesafeden duyduktan sonra ha içerisi ha dışarısı ne fark eder demiş körler.  “Ama ben duymuyorum, ben görüyorum ” diyormuş tek gözü gören adam. Körler öyle şey olmaz demişler. Sende bir sorun var. Saçmalıyorsun, acayip şeyler söylüyorsun. Hekime muayene ettireceğiz seni diyerek, Tek gözü gören adamı yaka paça hekime getirmişler. Hekim de kör tabi. Elleriyle yoklamaya başlamış. Adamın açık olan gözünü kastederek “Buldum” demiş, sorun burada… Saçmalaması bundan dolayı diyormuş, şimdi düzeltirim ben onu… Körler ülkesinde kral olmak isteyen tek gözü gören gezgin zor kurtarmış kendini onların elinden.

İşte kıssadan bir hisse bu.

Yorumlar

yorum