KIRILMA NOKTASI

Dünya toplumları üzerinde her zaman kırılma noktaları olmuştur. Fransızlar için bir Bastil ayaklanması aynı zamanda dünyayı etkilemiştir. Almanya’da Hitler’in iş başına gelmesi bir kırılma noktasıdır. Tabii Hitlerin işbaşına geldiği aşamalarda da o kadar çok kırılma noktası yaşanmıştır ki bunlardan bir tanesinin gerçekleşmemesi halinde belki de bugün dünya tarihinin akışı da değişmiş olacaktı. Türk ulusu olarak […]

KIRILMA NOKTASI

Dünya toplumları üzerinde her zaman kırılma noktaları olmuştur. Fransızlar için bir Bastil ayaklanması aynı zamanda dünyayı etkilemiştir. Almanya’da Hitler’in iş başına gelmesi bir kırılma noktasıdır. Tabii Hitlerin işbaşına geldiği aşamalarda da o kadar çok kırılma noktası yaşanmıştır ki bunlardan bir tanesinin gerçekleşmemesi halinde belki de bugün dünya tarihinin akışı da değişmiş olacaktı.

Türk ulusu olarak da birçok kırılma noktası yaşadık.

Türkiye’nin NATO’ya dahil olması bir kırılma noktasıdır.

27 Mayıs bir kırılma noktasıdır.

12 Eylül çok büyük bir kırılma noktasını oluşturur ki aradan 35 yıl geçmesine rağmen güncelliğini hala yitirmemiştir.

İçinde bulunduğumuz dönem de büyük bir kırılmanın içinde olduğumuzu gösteriyor. Ortada ne demokrasi var, ne hukuk, ne toplum barışı.

AKP ile AB’ye çıkılan yollardan gele gele Ortadoğu bataklığında savaşan, AB’den ve dünyadan kopmuş bir ülkeye kadar geldik.

İkinci Dünya Savaşı öncesi Almanya’sında nasıl adım atması gerekenler adım atmadığı ya da sessiz kaldıkları için Hitler iktidarı kazanmış ve diktatörlüğünü kurmuşsa benzer olaylar da ülkemizde yaşanmaya devam ediyor.

Gelin isterseniz AKP’nin iktidara gelirken ve geldikten sonraki yaşanan kırılma noktalarında gerekli tedbirleri alacak olanların nasıl o adımları atmadıklarını bir bir hatırlayalım.

AKP’yi iktidara taşıyan ilk kırılma noktalarından biri 2001 yılında yaşanan ekonomik krizdir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in yüzüne Anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla tetiklenen bu ekonomik kriz toplumda önemli bir travma yaratmış, devamında yurt dışından devşirilip getirilen Kemal Derviş yönetiminde alınan ekonomik tedbirler ile halk çok büyük sıkıntılar yaşamış ve bunun bedelini de ilk seçimde iktidardaki merkez sağ ve sol partilerine ödetmiştir. Halk merkezdeki bu partileri cezalandırırken aradan AKP’nin sıyrılıp geçmesine ve iktidarı kazanmasına göz yummuştur. Tam da bu esnada ekonomik tedbirler alınmış, ekonomik iyileşmenin yolları açılmış ve bunun için belirli bir sürenin geçmesi gerekirken MHP lideri Devlet Bahçeli’nin hiç yersiz bir şekilde erken seçime gidelim demesi üzerine iktidarı altın tepsi içinde AKP’ye sunmuştur.

Sonraki kırılma noktasını Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasaklıyken önünün Deniz Baykal tarafından açılması oluşturur. Oysa o gün Erdoğan’ın önü Baykal ve CHP tarafından açılırken önce dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde meclisten bir karar çıkarılsaydı ve kalpazanlıktan, dolandırıcılıktan haklarında fezlekeleri bulunanlar adil bir yargı önünde yargılansaydı bugün topluma yön verenlerin esamesi okunmazdı.

İrticai faaliyetlerin odağı olduğu yönünde hakkında kapatma davası açılan AKP suçlu bulunmasına rağmen kapatılmaktan kıl payı kurtulmuştur. Bunun üzerine iktidarını iyice sağlamlaştırması sonucunda bundan sonra benzer tehlikeleri yaşamamak için yargıyı dizayn etmeye başlamıştır. İrticai faaliyetlerin odak noktası olduğu tespit edilmesine rağmen kapatma yönünde oy kullanamayanlar ömür boyu bu vebali üzerlerinde taşıyacaklardır.

Yargıda yapılan bu dizaynlar sonucunda tarihte görülmüş en büyük kumpaslar başlamıştır. Ergenekon ve Balyoz kumpasları ile Türk ordusu darmadağın edilmiş, tüm muhalifler susturulmuştur. Oysa Ergenekon ve Balyoz davalarının başladığı dönemlerde Türk ordusunun başında bulunanlar bu tehlikenin farkındaydılar ve bu tehlikeyi savuşturacak etkileri de vardı fakat atılması gereken adımları atmadılar. O dönem Genel Kurmay Başkanı olan İlker Başbuğ ordu üzerinde asimetrik psikolojik bir savaş uygulanıyor diye tv’ler karşısında bas bas bağıracağına elindeki tüm güçleri toplayıp bu psikolojik savaşı yapanların üzerine yargının tüm sınırlarını zorlayarak etkili bir şekilde gitseydi bugün ortada AKP iktidarı diye bir şey kalmayacaktı. Bir genelkurmay başkanının ilk görevi başında bulunduğu ordusunu dahili ve harici tüm tehlikelerden korumak ve etkili bir karşı saldırıda bulunarak tehlikeleri savuşturmaktır. Bunu yapamamış, düşman karşısında yenilmiştir ve cumhuriyetin en büyük kırılmalarından birinin yaşanmasına seyirci kalmıştır.

Cumhuriyet tarihinin en büyük kırılmasını da şu an bizzat yaşıyoruz. Devletin her kurumuna sızan FETÖ, kendisine yardım ve yataklık yapanlarla beraber Türk Ordusuna ve milletine Balkan savaşlarından bu yana en büyük trajediyi yaşatmışlardır. Bir düşman ordusu dahi bu kadar hasarı bu orduya verdirmesi imkansızdı. Türk ordusunun ve kurumlarının içine yapılan bu terörist sızmayı görmelerine rağmen önlem almayan gerek bütün genelkurmay başkanları gerekse siyasetin en tepesinde bulunanlar doğrudan sorumludur ve hesap vermesi gerekenlerdir.

Gelişen olaylar ışığında Türk toplumu bugün daha da büyük bir kırılmaya doğru itilmektedir. O kırılma noktası da dayatılan başkanlık sistemi. Tamamen tek adam iktidarının yasal kılıfını hazırlamak için getirilmeye çalışılan başkanlık sistemi zaten sadece adı kalan demokrasiyi bir daha anılmayacak konuma getirecek olan başkanlık sistemindeki kırılmayı yaşamamak için tüm Cumhuriyet güçlerinin ortak hareket etmesi ve tek adam dayatmasının bu ülkeye nelere mal olacağını topluma iyi anlatması gerekiyor.

Sıraladığımız ve aralarına daha küçük olanları da koyabileceğimiz bu kırılma noktalarında yetkisi ve etkisi olanlar gerektiği yerde önlem almak için adım atmayıp aksine yardım etmelerinden dolayı önce tarih, ardından da bu yüce millet önünde suçlulardır.

 

tamerkayikci@yahoo.com

 

 

Yorumlar

yorum