ELEŞTİRMEK VE KAYGUSUZ ABDAL

Günümüz Türkiye’sinde tamamen yasak olan ve asla tahammül edilmemesi gereken bir kavramdır eleştirmek, hele hele son günlerde tutuklanarak cezaevine atılmak gibi bir suçtur eleştirmek. Oysa Eleştirmek ve eleştirinin kelime anlamına baktığımızda; Bir düşüncenin, bir yargının, bir yapıtın, bir iş ve eylemin doğruluk ya da yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek için onu incelemek, tenkit […]

ELEŞTİRMEK VE KAYGUSUZ ABDAL

Günümüz Türkiye’sinde tamamen yasak olan ve asla tahammül edilmemesi gereken bir kavramdır eleştirmek, hele hele son günlerde tutuklanarak cezaevine atılmak gibi bir suçtur eleştirmek. Oysa Eleştirmek ve eleştirinin kelime anlamına baktığımızda; Bir düşüncenin, bir yargının, bir yapıtın, bir iş ve eylemin doğruluk ya da yanlışlığını ortaya çıkarmak ve gerçek değerini belirtmek için onu incelemek, tenkit etmek, kritik etmek. Birinin ya da bir şeyin eksiklerini, yanlışlarını sıralamak olarak tarif edilir.

 

Kendisini sütten çıkma ak kaşık olarak, zemzem suyuyla yıkanmış olarak görenlerin, Eksikliklerinden veya yanlışlıklarından dolayı elindeki maddi ve siyasi rantı kaybetme korkusu taşıyanların asla tahammül edemediği eleştiri, maalesef ülkemizde en ağır cezaya çarptırılmak için bir bahane haline getirilmiş ve onlarca aydın ve gazeteci sırf eleştirdiği için cezaevlerine tıkılmıştır. Bugünkü iktidarın eleştiriye tahammülsüzlüğünü görünce  nedense aklıma Hep Alevi ozanlar ve şathiyeleri geliyor. Hele içlerinde bir tanesi var ki tam okumaya değer birisi diyebilirim. Yunus Emre ve onun gibi şathiye yazanlar günümüz Türkiye’sinde yaşasa başlarına neler gelirdi acaba? Bu Şathiye şiirlerini yazan Kaygusuz Abdal’dan söz ediyorum. Şimdide onun şiirlerinden bir örnek vereceğim. Bu kadar eleştirdiği Tanrı bile ona tahammül etmişken, Şu dağları ben yarattım edasıyla gezip böbürlenen, kendisi için yapılmış en küçük bir eleştiriye dahi tahammülü olmayanlara ders olsun.

 

Ademi balçıktan yoğurdun yaptın / Yapıp da neylersin bundan sana ne

Halk ettin insanı saldın cihana / Salıp da neylersin bundan sana ne

 

Bakkal mısın teraziyi neylersin / İşin gücün yoktur gönül eğlersin

Kulun günahını tartıp neylersin / Geçiver suçundan bundan sana ne

 

Katran kazanını döküver gitsin / Mümin olan kullar didara yetsin

Emreyle yılana tamuyu yutsun / Söndür şu ateşi bundan sana ne

 

Sefil düştüm bu alemde naçarım / Kıldan köprü yaratmışsın geçerim

Şol köprüden geçemezsem uçarım / Geçir kullarını bundan sana ne

 

Kaygusuz Abdal der cennet yarattın / Cehenneme nice kulları attın

Nicesin ateş-i aşk ile yaktın / Yakıp da neylersin bundan sana ne

 

Kaygusuz Abdal XV. Yüzyılda yaşamış asıl ismi Gaybi olan, Alaiye beyinin oğlu ve Abdal Musa’nın dervişlerinden birisidir. Kırk yıl tekkede Abdal Musa’ya hizmet ettikten sonra şeyhi tarafından Mısır’a gönderilen Kaygusuz Abdal, orada bir tekke kurar. Bu tekke, İslam dünyasında büyük bir ün kazanır ve hastalarla başı dara düşenlerin sığınağı olur. Kaygusuz Mısır’da ölür. Türbesi, Kahire yakınlarında bulunan bir mağaradadır.

 

Hece ve aruzla şiirler söyleyen Kaygusuz’un nesirle yazılmış eserleri de var. Aruzla yazılmış şiirleri divanında toplanmıştır. Hece ile yazdıklarına ise cönklerde ve şiir mecmualarında rastlanıyor.

 

Kaygusuz Abdal, Alevi ve Bektaşiler arasında büyük saygı ile anılır ve Alevi-Bektaşi uluları arasına girer. Hemen bütün Bektaşi tekkelerinde bulunan ve Kaygusuz’a ait olduğu kabul edilen bir resimde, bir yılan, bir akrep ve bir aslan, ayakları bine yatarak ona boyun eğmiş görünürmüş.

Anadolu ve Rumeli’nin birçok yerlerini gezmiş ve iyi bir öğrenim görmüştür. Özellikle hece ile yazdığı şiirlerde ve nesirlerinde güzel bir Türkçe kullanır.

 

Kaygusuz’un tasavvufla ilgili şiirleri yanında tekerlemeleri, şathiyeleri (alaylı, iğneli ve simgeli şiirler) de önemli bir yer tutar. Yunus Emre yolunda yürüyen şair, bu tür şiirlerinde ona daha çok yaklaşır.

Son sözü isterseniz Kaygusuz abdal’ın bir başka şiiri ile söyleyelim.

 

Ergene’nin köprüsü / Susuzluktan bunalmış

Edirne minaresi / Eğilmiş su içmeğe

 

Leylek koduk doğurmuş / Ovada zurna çalar

Balık kavağa çıkmış / Söğüt dalın biçmeğe

 

Kelebek buğday ekmiş / Manisa ovasına

Sivrisinek derilmiş / Irgad olup biçmeğe

 

Tonuz düğün eğlemiş / Ayuya kızın vermiş

Maymun sındı getirmiş / Kaftan gömlek biçmeğe

 

Deve hamama girmiş / Dana dellaklik eder

Su sığırı natır olmuş / Nöbet ister çıkmağa

 

Kaygusuz’un diliyle meramımızı anlatabildiysek ne mutlu bizlere.

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle