TÜRKLER HEP GÜNEŞİ TAKİP ETMİŞTİR

İlişkimizin başladığı andan itibaren ne ilginç günler yaşadık. Gün geldi aramızda bir kara sevda var diyerek gelişen tüm olumsuzluklara rağmen yolumuzdan dönmedik. Kimi zaman küçük çocukların gösterdikleri alınganlık gibi onlara küstük. Biz asırlardır sizden daha fazla ev sahibiyiz, isteseniz bile bizi dışarıda tutamazsınız deyip ayak direttik. Bir dönemin solcuları onlar ortak, bizi pazar yapacaklar deyip […]

TÜRKLER HEP GÜNEŞİ TAKİP ETMİŞTİR

İlişkimizin başladığı andan itibaren ne ilginç günler yaşadık. Gün geldi aramızda bir kara sevda var diyerek gelişen tüm olumsuzluklara rağmen yolumuzdan dönmedik. Kimi zaman küçük çocukların gösterdikleri alınganlık gibi onlara küstük. Biz asırlardır sizden daha fazla ev sahibiyiz, isteseniz bile bizi dışarıda tutamazsınız deyip ayak direttik.
Bir dönemin solcuları onlar ortak, bizi pazar yapacaklar deyip şiddetle karşı çıktılar beraberliğe. Bunu dedikleri zamanlarda da kendi aralarında bin parçaya bölünmüşlerdi. 12 Eylülcüler cesaret edemediler tam üyeliğe başvurmaya oysa tam o zamanlarda başvuran Yunanistan ile nikah kıymışlardı.
AB’den bahsettiğimizi anlamışsınızdır. Hani şimdi Kaçak saraydakinin almak isteseydiniz elli küsur yıldır bizi oyalamaz alırdınız dediği AB.
Bir medeniyet projesi olarak önümüzde var olan AB’yi çeşitli yönlerden eleştirir ve ya destekleyebilirsiniz. Orta Asya’dan kopup sürekli batıya doğru akan, yüzünü sürekli olarak güneşi takip edercesine batıya çeviren Türkler AB’yi de bir batıyla bütünleşme projesi olarak gördüler ilk günden bu yana.
Aleyhimize birçok koşullar içerse de gümrük birliği anlaşmasını ileride tam üye olacağımızı hayal ederek imzaladık.
AKP iktidarının ilk yıllarında da tam üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih almaya çalıştık. O tarihi bize vermek için önümüze kabul edilemeyecek dayatmalar da kondu. İlki müzakerelerin ucu açık olacaktı. Anlayacağınız tüm görüşmeler olumlu sonuçlansa bile bu birliğe girmek için yeterli olmayacaktı. Bunun anlamı kısaca şu. Siz 1000 metrelik bir koşuya çıkıyorsunuz, koşu başlıyor ama devam ederken bir de bakıyorsunuz ki koşunun mesafesi 1500 metre olmuş. Aynı zamanda koşu parkurunun içine setler kuruluyor. Diğer önemli dayatma Kıbrıs’tı. Müzakereler esnasında Türkiye Kıbrıs Rum tarafını tanıması gerekiyordu.
AB’nin bu dayatmaları ortaya çıkınca dönemin başbakanı Tayip Erdoğan ile dışişleri Bakanı Abdullah Gül Brüksel’e doğru uçarken yine o dönemim ana muhalefet lideri Deniz Baykal kameraların önüne geçiyor ve bu anlaşmayı imzalamadan geri dönün çağrısı yapıyordu. Dinlemediler ve sorumsuzca o imzayı attılar. Hatırlarsınız sanki tam üye olmuş gibi sevinen yandaşları Ankara’nın göbeğinde Kızılay Meydanında gündüzün havai fişekler atıp durmuşlardı.
Oysa her iki taraf da verilen tarihin bir göstermelik sonuç olduğunu, her iki tarafın da trübünlere oynadığını biliyordu. AKP birçok düzenlemeyi AB istiyor bahanesiyle kamuoyuna dayattı. AB’de kendi çıkarlarını düşünerek AKP’nin bu düzenlemelerine ses çıkarmadı. En büyük değişimleri AB’yi de arkasına alarak yargıda yaptılar. O zaman koalisyon ortakları FETÖ ile işbirliği yapıp yargıyı tamamen ele geçirdiler ve ardından Ergenekon, Balyoz türü kumpas davalarıyla ülkeye şekil verip Türk Ordusuna düşmanın yapamadığı zararı verdiler. Herkesin gördüğü bu kumpasları nedense AB görmezden geldi, hatta nasıl olursa olsun askerlerin sesi kesiliyor diye destek de verdi.
Bugün geldiğimiz noktada Avrupa artık bu hukuksuzluklara dur deme ihtiyacı duymaya başladı ve müzakereleri durdurma kartını ortaya attı. Oysa bu hukuksuzluklar yaşanırken AKP’nin en büyük destekçisi ve finansörü de kendileriydi. Evet! bugün olağanüstü hal nedeniyle birçok hukuksuz uygulama ile karşı karşıyayız. Birçok masum insan kurunun yanında yaş da yanar misali mağdur duruma düştü, düşmeye de devam ediyor. HDP’li milletvekilleri bugün içeri tıkılıyor ve büyük tepki gösteriyorlar ama daha dün Ergenekon’dan Mustafa Balbay, Mehmet Haberal milletvekili olmalarına rağmen Silivri zindanlarında tutulmalarını görmezden gelmesini biliyorlardı. AB bugün hukuku hatırlatıyor. Doğru da yapıyor ama iş işten geçtikten sonra. Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti çünkü.
15 yıllık iktidarları süresince AB’nin tüm imkanlarını kullanan, oradan gelen tüm mali destekleri eksiksiz bir şekilde kabul eden AKP zihniyeti bugün kendisine hukuk hatırlatılınca yan çizmeye çalışıyor. Batıdan kopup Şangay Beşlisi olarak adlandırılan ve geri demokrasileri temsil eden ülkeler safına katılmaya ve kendini demokrasicilik oyunu oynamaktan kurtarmanın yollarını arıyor. Oysa bu ülkenin kalkınması için bugün kaçtığı o batının sermayesine ihtiyacı var. Zira Türkiye’ye yapılan yatırımların yarısından fazlası AB ülkelerinden geliyor. İhracatımızın yarısından fazlasını yine AB’ye yapıyoruz. Bugün demokrasiden sıkılıp otokrasi ile yönetilen ülkelerin safına geçmeye kalkmak tüm bu yatırımlardan mahrum olmak demektir. Çünkü sermaye kendini hukuksal açıdan güvenli gördüğü yere gider.
Daha düne kadar Avrupa ile vize ve para karşılığında mülteciler pazarlığı yapıp anlaşmaya varan AKP bu ahlaksız anlaşma ile zaten AB’yi düşünmediğini bir kez daha ispatlamıştı. AB ülkelerinin bu ahlaksız anlaşmayı kabul eden bir ülkeyle aynı birlik çatısı içinde bulunacağını hiç zannetmiyorum.
Başta da söylediğimiz gibi Türkler kendi tarihleri boyunca hep batıya doğru akıp güneşi, aydınlığı takip etmişlerdir. Bugün güneş AB olarak görünüyor ve insanımızın ondan vazgeçeceğini zannetmiyorum. Kaçak saraydaki istediği kadar AB’den çıkarız salvolarını savursun Türkiye AKP ve Kaçak saraydakinden çok daha fazla büyüktür ve kendine biçilmeye çalışılan deli gömleğini üzerinden atmasını muhakkak başaracaktır.
tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
haber teması | film izle