DEVLETİN ALEVİSİ Mİ OLACAKSINIZ

Alevi toplumunun bugün içinde olduğu açmazlardan birisidir devletin Alevi’si olmak. Alevilerin en başta karşı olduğu durumlardan birisidir bu kavram. Bir ikinci sorun da Tekke ve zaviyelerin kapatılması hakkında ki kanuna çok takmıştır Aleviler. Peki ama neden bu iki kavrama karşıdır Aleviler. Sorunu anlayabilmek için öncelikle Bektaşiliğin nereden ve neden var edildiğini anlamak gerekmektedir. Bektaşilik 1501 […]

DEVLETİN ALEVİSİ Mİ OLACAKSINIZ

Alevi toplumunun bugün içinde olduğu açmazlardan birisidir devletin Alevi’si olmak. Alevilerin en başta karşı olduğu durumlardan birisidir bu kavram.

Bir ikinci sorun da Tekke ve zaviyelerin kapatılması hakkında ki kanuna çok takmıştır Aleviler. Peki ama neden bu iki kavrama karşıdır Aleviler.

Sorunu anlayabilmek için öncelikle Bektaşiliğin nereden ve neden var edildiğini anlamak gerekmektedir. Bektaşilik 1501 yılında dönemin padişahı II. Beyazıd tarafından Hacı Bektaş Veli dergahına postnişin olarak atanan Balım Sultan tarafından kurumsallaştırılmış ve tarikat şekline getirilerek Osmanlı devletinin etkisi içerisine sokulmuştur.

Balım Sultan’ın postnişin olarak dergaha atanması öncesinde Bektaşilik,  terim veya tarikat olarak hiçbir belge ve vesikada geçmemektedir. 1501 yılı öncesinde Aleviler,  Batıni inançlı topluluklar olarak kendilerine özgü bir inanış ve ibadet şekilleri olan göçebe kavimler olarak varlıklarını sürdürmekteydiler.

Anadolu Selçuklu devleti ve Osmanlı devletinin yanlış kararları, aşırı vergi yükü altında ezilmekteydiler. Bundan dolayı da sık sık devlete karşı başkaldırmışlardır. Baba İlyas ve Baba İshak isyanları ile başlayan Türkmen isyanlarından bunalan devlet, Kızılbaş Türkmen taifesini kontrol edebilmek için böl ve parçala yöntemi gereğince, 1501 yılına kadar Çelebilerin idaresinde olan Hacı Bektaş Dergahına postnişin atayarak dergah içerisine ve yönetimine iki başlılık getirmiştir.

Devlet destekli Balım Sultan bundan sonra Bektaşiliği kurumsallaştırmıştır. Dergahta Balım Sultan ile başlayan “Babaganlık” kolu kurulmuştur. Bektaşilik Osmanlı devletinin de himayesi altında büyüyerek kentlerde çok sayıda taraftar bulmuştur. Köyler ise eski inanç ve ibadetlerini sürdürerek bu güne taşımışlardır. Bugünkü devlet yönetimi de bir türlü kendilerini kabul etmeyen, kendileri gibi inanmayan ve kendilerine biat etmeyen Alevileri Devletin Alevi’si haline dönüştürebilmek için Çalıştaylar, Alevi açılımları, Dedelere devletten maaş vs. söylemler geliştirmektedir.

Bugünkü bildiğimiz Aleviler nasıl olursa devletin Alevi’si olurlar? Bakın bu konuda yazarlarımızdan sayın Rıza Aydın ne diyor;

Eğer bir gün, Aleviler de, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir devlet kurumunun içinde temsil edilmeye başlanır, Alevilerin temsilcileri de tıpkı Diyanet İşleri Başkanının atandığı gibi atanırsa; Alevi dedeleri de, cami hocaları gibi, devletten maaş almaya başlayıp, onların emirleri altına girerlerse, Alevilik de devlet dini haline gelir, bu dinin cemaati da işte o zaman devletin Alevi’si haline dönüşür.

Aleviler Devletin Alevi’si haline dönüşürlerse, dönüşümden sonra, Devlet kendi Alevilerine, Muharrem orucu tutmayın, Aşure yapmayın, Hacı Bektaş etkinliklerine katılmayın, cem birlemeyin demez; tam tersine bunları daha görkemli de yapabilir. Peki o zaman Alevilere ne der? Alevilerden ne ister devlet? Cevabı gayet basit; Egemen güce itaat edin, Sizin inanç ve ibadet şekillerinizi zaman içerisinde ben belirlerim der.

Bugün kurulu bulunan tüm Alevi kurumları (CEM vakfı hariç) bunu kabul etmemektedir. Devletin inançlardan elini çekmesini istemektedir. İnancın kişi ile Tanrı arasında olduğunu, Devletin dininin olamayacağını, devletin tüm inanç kurumlarına eşit mesafede olması gerektiğini, devlet kaynaklarının bir mezhebi finanse etmek için kullanılamayacağını söylemekte ve savunmaktadır. Sadece CEM vakfı diğer Alevilerden farklı düşünmekte, Aleviliğin ve Alevilerin Diyanet işleri başkanlığında temsil edilmesini, Dedelere de tıpkı cami hocaları gibi devletten maaş bağlanmasını talep etmekte ve bunun için çalışmakta olduğunu biliyoruz. Diğer Alevi kurumları ile “CEM Vakfı” arasındaki fark, temel olarak buradan doğup gelişir. Yani burada ki sorun ideolojik ya da inançsal farklılıklar değildir, bu kesimler arasında ki farklılık devlet ile olan ilişkilerde aranan düzeyden kaynaklanan politik farklılıklardır.

Diğer konu ise Tekke ve zaviyelerin kapatılması konusu ki, burada bazı kendisine Alevi önderi diyenler; Tekke ve zaviyeler açılsın diyebilmektedir. Tekke ve zaviyeler yasası yürürlükten kalkarsa eski Alevi- Bektaşi dergah ve tekkelerinin kendilerine yani Alevilere devredileceği yalanına toplumu inandırmaya çalışmaktadırlar. 1826 yılında Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla birlikte tüm Alevi- Bektaşi dergah ve tekkeleri Alevilerden alınarak Nakşibendilere teslim edilmişti. Yani Alevi dergah ve tekkeleri Cumhuriyet’ten çok önceleri el değiştirmiş, Nakşibendilere devredilerek buralara Nakşibendi şeyhleri atanmıştı. O tarihten sonra da dergah ve tekkelere Nakşibendiler tarafından Minareler yapılmıştı. Hacı Bektaş dergahına da 1834 yılında minare yapılmıştır. 1826 tarihinden itibaren 1-2 yıl içerisinde 100 den fazla Alevi dergah ve tekkesi kapatılmış. Görevlilerinin tamamı sürgün edilmiştir.

Bugün Tekke ve zaviyeler yasası yürürlükten kaldırılsa bu dergah ve tekkelerimiz tekrar yasanın çıktığı tarih deki sahiplerine verilecektir, Alevilere değil. Yasanın kaldırılması için çalışanların kimlere hizmet ettiğini yeniden düşünmeleri gerekmektedir.

 

Yorumlar

yorum