Warning: in_array() expects parameter 2 to be array, string given in /home/oncekorf/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/frontend/sections/show-rel.php on line 37

Şairhane; MEVLANA

Yazar Hakkında Son YazılarıAbout Hüseyin EROĞLUŞairhane; HACI TAŞAN – 13 Nisan 2017Şairhane; KUL SEFİLİ (ALİ TURALI) – 28 Mart 2017Şairhane; AŞIK İHSANİ – 6 Mart 2017Şairhane; YUSUF BENLİ – 25 Şubat 2017ŞAİRHANE; ŞAHİN AYDIN – 18 Şubat 2017Şairhane; ŞEKİP ŞAHADOĞRU – 13 Şubat 2017ŞAİRHANE; ABDAL MUSA SULTAN   – 3 Şubat 2017Şairhane; NEYZEN TEVFİK – 30 […]

Şairhane; MEVLANA

Şairhanemizde bu hafta ölümünün 743 nü yıl dönümünde; şâir düşünce adamı ve mutasavvıf. Tasavvufta Mevlevî yolunun öncüsü. Hz. Mevlâna’yı konuk ediyoruz

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi’nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında “Bilginlerin Sultânı” ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled’tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur.

Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’den ayrıldı.

Mevlana, dervişler Sultânü’I-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü’I Ulemâ Nişabur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ’be’ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldiler. Karaman’da Subaşı Emir Mûsâ’nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman’a gelen Sultânü’/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile Karaman’da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna’nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun’u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna’nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti’nin egemenliği altında idi. Konya’da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkârlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü’I-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini Mevlana Celaleddin Rumi muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü’l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü’I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’de “mutlak kemâlin varlığını” cemalinde de “Tanrı nurlarını” görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını Mevlâna’nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine, Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen “Şeb-i Arûs” diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

Hz. Mevlânâ’nın Vasiyeti:

Size, gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, isyan ve günahları terk etmeyi, oruç tutmayı, namaza devam etmeyi, sürekli olarak şehveti terk etmeyi, bütün yaratıklardan gelen cefaya tahammüllü olmayı, aptal ve cahillerle oturmamayı, güzel davranışlı ve olgun kişilerle birlikte bulunmayı vasiyet ediyorum. İnsanların en hayırlısı, insanlara yararı olandır. Sözün en hayırlısı, az ve anlaşılır olanıdır.

“Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir”

KAYNAK;

http://www.mevlana.com/mevlana_dosyalar/hayati.htm

 

AĞIT

Göz gamın ne olduğunu bilseydi,

Gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,

Padişah bu acıyı duysaydı;

Göz gece demez gündüz demez ağlardı,

Gökler yıldızlara, güneşle, ayla

Gece demez gündüz demez ağlardı.

Padişah bakardı ününe,

Tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,

Gece demez gündüz demez ağlardı.

 

Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,

Uçan kuş avlanacağını bilseydi,

Gerdek gecesi bu özlemi görseydi;

Gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,

Uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,

Gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

 

Zaloğlu bu zulmü görseydi,

Ecel bu çığlığı duysaydı,

Cellâdın yüreği olsaydı;

Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,

Ecel bakardı kendine ağlardı,

Cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

 

Kumru, başına geleceği duysaydı,

Tabut, içine gireni bilseydi,

Hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;

Kumru serviden ayrılır ağlardı,

Tabut omuzda giderken ağlardı

Öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

 

Ölüm acılarını gördü tatlı can,

Koyuldu işte böyle ağlamaya.

Olanlar oldu, gitti dostum benim.

Şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.

Öylesine topraklar altında kalmışım.

 

AŞK NEDİR?

Şarabım aşk ateşidir,

Hele onun eliyle sunulursa.

Öyle bir ateşe odun kesilmezsen

Yaşamak haram olur sana.

Söz dalga dalga coşmada

Amma onu dudakla, dille değil,

Gönülle canla anlatman daha iyi.

Aşk nedir,

Bilmiyorsan gecelere sor,

Şu sapsarı yüzlere,

Şu kupkuru dudaklara sor.

Su nasıl yıldızı, ayı aksettirir, gösterirse

Bedenler de canı, aklı bildirir, gösterir.

Can, aşktan binlerce edep öğrenmede,

Öylesine edepler ki

Mekteplerde okunup öğrenilmesine imkân yok.

Gökyüzünde,

Yıldızlar arasında parlak ay nasıl görünürse

Âşık da yüzlerce kişi arasında öyle görünür,

O göründü mü herkesin parlaklığı söner.

Akıl bütün gidilecek yolları bilse bile,

Gene aşk yolunu bilemez,

Şaşırır kalır.

 

BAHAR

Sevgili tutmuş yularımdan beni,

Develer gibi habire çeker.

Esrik devesini böyle nereye götürür,

Böyle hangi katara?

 

Hem canımı çiğnedi benim o,

Hem bedenimi çiğnedi.

Gönlümü bağladı benim o,

Kırdı şişemi.

 

Ne iş yaptırmaya götürür, bilmem,

Nereye götürür beni.

 

Sevgili takar beni oltasına,

Atar karaya balık gibi.

Sevgili kurar gönlüme bir tuzak,

Avcıdan yana çeker sürür beni.

 

Bakarım tabiat başlar büyük işine:

Bulutlar gelir uzaktan

Katar katar, küme küme.

Bulutlar sular ovaları.

Bulutlar yürür dağlara doğru.

Uyanır açar gözlerini yeryüzü.

Gökler çalar davulunu.

Dalların gönlüne çeker gülün özü

En güzel kokusunu baharın.

Tohumun gönlü başlar vermeye tohum.

Ağaç durmadan söyler, döker içini.

 

KAYNAK:

http://www.antoloji.com/mevlana-celaleddin-rumi/

 

 

 

Yorumlar

yorum


Warning: in_array() expects parameter 2 to be array, string given in /home/oncekorf/public_html/wp-content/plugins/wordpress-mobile-pack/frontend/sections/show-rel.php on line 37
Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.
sanik haber