" />
bayan escort kuşadası
bursa escort
ümraniye escort
escort izmir

BAŞKANLIK MI? PARLEMENTO MU?

BAŞKANLIK MI?  PARLEMANTO MU? Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş tarihi olan 1923 den itibaren, bu güne kadar on bir Cumhurbaşkanı, parlamenter sistemin gereği olarak, TBMM tarafından seçim yapılarak seçiliyordu. ( 1980 darbe Cumhurbaşkanı hariç) Bu durum 2002 genel seçimleriyle AKP iktidara gelene kadar sürdü. AKP iktidara geldiğinde, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanlığı makamında cumhuriyet rejimiyle sorunu olmayan; değerli bir […]

BAŞKANLIK MI?  PARLEMENTO MU?

BAŞKANLIK MI?  PARLEMANTO MU?

Türkiye Cumhuriyetinin Kuruluş tarihi olan 1923 den itibaren, bu güne kadar on bir Cumhurbaşkanı, parlamenter sistemin gereği olarak, TBMM tarafından seçim yapılarak seçiliyordu. ( 1980 darbe Cumhurbaşkanı hariç) Bu durum 2002 genel seçimleriyle AKP iktidara gelene kadar sürdü. AKP iktidara geldiğinde, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanlığı makamında cumhuriyet rejimiyle sorunu olmayan; değerli bir insan, iyi bir devlet adamı olan Ahmet Necdet Sezer bulunmaktaydı.

Mevcut durum Cumhurbaşkanın görev süresinin dolduğu 2007 yılına kadar sürdü. Gün gelip Cumhurbaşkanın TBMM tarafından seçilmesine geldiğinde AKP on birinci Cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül’ü aday gösterdi. TBMM yine on birinci Cumhurbaşkanını seçmek üzere seçim takvimi olan 2007 Nisanında toplandı. Toplandı toplanmasına ama meclisin Cumhurbaşkanı seçme yeter sayısı olan 3/2 çoğunlukla 367 milletvekiliyle toplanamaması nedeniyle büyük tartışmalar neticesinde 2007 genel seçimleri öne alınıp, 22 Temmuzda yapılarak meclis yenilenerek 27 Ağustosta Abdullah Gül on birinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Abdullah Gül görev süresi olan yedi yıl içerisinde Cumhurbaşkanlığı tarafsızlığı bir yana, AKP noteri gibi, çalışarak görevini “başarıyla” yaptı.

Yıllar geçip yedi yılın dolması ile Cumhurbaşkanlığı seçimi gelip kapıya dayanınca partilerde bir aday arama telaşı başladı. Bu telaşı en fazla yaşayan MHP ve CHP oldu. Telaşlarının sebebi ise yıllardır halka yönelik tutarlı bir politika üretememenin verdiği eksikliği; ittifakla gidermekten başka çare bulamamalarıydı.

Yıllardır söylemleri halkta fazla karşılık bulamadıklarından dolayı ve “özlü, ilkeli” siyasi projeler üretemedikleri için, panik içinde ittifak kurma yoluna gittiler.

Sıra Cumhurbaşkanı adayı çıkarmaya geldiğinde; yaptıkları ittifaka istinaden dini kimliği ile öne çıkan Ekmeleddin İhsanoğlu’nu Cumhurbaşkanı adayı gösterdiler.

İşte sorunun başlangıcı da burada başladı. Çünkü Ekmeleddin İhsanoğlu CHP-MHP tabanın siyasi görüşlerinden çok uzak bir çizgide düşünceleri olduğunu, insanlar anlamakta fazla gecikmedi. Anlaşıldı ki Ekmeleddin İhsanoğlu’nun yıllardır izlediği siyasi, düşüncesi Tayyip Erdoğan’dan farklı değil.

CHP-MHP sanki akıl tutulmasına uğramışlar; Cumhuriyetin temel ilkeleriyle özdeşleşememiş birini Cumhurbaşkanı adayı gösterme gafletine düştüler. Seçim sonucu tam bir fiyasko ile sonuçlandı.

10 Ağustos 2014 yılında Halk oylaması sonucu mevcut Cumhurbaşkanımız halkın %52 oyunu alarak Cumhurbaşkanı seçildi. Seçildi seçilmesine ama Cumhurbaşkanımızı Cumhurbaşkanlığı tatmin etmez hale geldi. O, daha fazlasını ülkeyi tek elden yönetmenin yolunu açan Cumhur-BAŞKAN-lığını istiyordu.

***”Bu sürecin içinde, ilk hedef parlamenter sistem ve laik Cumhuriyeti tamamen tasfiye etmek”*** olduğunu göremeyenlere şaşmamak elde değil.

2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminin üzerinden iki yıl geçmişti ki 2016 15 Temmuzunda Fetö terör örgütü kendini 15 Temmuz darbe girişimi ile gösterdi.

O darbe girişimi içindeki başkanlık hevesini sürekli bastıran, olaylara göre niyetini saklı tutabilen Mevcut Cumhurbaşkanımıza başkanlık için, bir kapı aralanması oldu.

MHP Genel başkanı; AKP başkanlık için girişimde bulunursa, bunu değerlendirip düşünebiliriz dedi. Bu açıklamadan sonra AKP hiç zaman kaybetmeden başkanlık değil de; Cumhur-BAŞKAN-lığı, atağına geçerek MHP genel başkanı ile görüşmelere başladı ve ülkenin kaderini tayin edebilecek; bir Anayasa değişikliğini, çar çabucak oluşturup komisyonlardan ve meclisten jet hızıyla geçirdiği Anayasa değişiklik teklifi kendini bir anda imza için Cumhurbaşkanının masasında buldu. Cumhurbaşkanı yurtdışı gezilerinden döner dönmez bu değişikliği onaylayacağını ima eden açıklamasıyla referanduma giden yolu da açmış oldu.

Sokaktaki vatandaşa; neye EVET, neye HAYIR, diyeceksin diye sorsanız eminim sağlıklı bir cevap alabileceğinizi sanmıyorum.

Çünkü bu Anayasa değişikliği hakkında vatandaşın tek bir kelime bilgisi yok. Vatandaşın bildiği; Cumhurbaşkanı ve AKP-MHP, evet diyor bende evet diyorum demekten başka bir şeyi yok. Cumhur-BAŞKAN-lığı ne getirir ne götürür hiçbir bilgisi olmadan referandumda evet ya da hayır oyu kullanılarak ülkenin kaderi tayin edilecek.

Olaya birde hayırcılar tarafından baktığımızda, genel görünüm tablosu pek değişmiyor.

Oyunu hayır olarak kullanacak kişilerin birçoğu da, neye evet dediğini bilmeyen evet çiler gibi; neye hayır dediklerini bilmeden oy kullanacaklar.

CHP geçmiş Cumhurbaşkanlığı sürecinde tutarlı bir yol izleyip seçmeninin içine sinen bir aday gösterebilseydi, hayır kampanyası daha ilkeli tutarlı bir şekilde yürütülürdü.

Şimdi vatandaş sormaz mı? Ekmeleddin İhsanoğlu, asla Laik Cumhuriyet rejimi için uygun bir aday değildi diye. Kısaca seçmen, zamanında bize, Atatürk’ün koltuğunu hak etmeyecek vizyonu olan birisine oy verdirdiniz, şimdi size nasıl güvenelim diyebilir. CHP tabanındaki insanlar bu rahatsızlık ve tepki reaksiyonunu göstermekte son derece haklıdırlar.

Bu yazıyı okuyanlar arasında, şimdi bunların sırası mı? hayır kampanyasına destek verip referandumda hayır diyelim olsun bitsin diyenler çıkacaktır.

Burada altını çok ama çok kalın çizgilerle çizmek gerekir ki; bu gün ülke başkanlığın eşiğine geldiyse hep “şimdi bunları konuşmanın sırası değil” dendiği için başkanlığın eşiğindeyiz.

Bu kez bırakalım halk evet ya da hayır diyerek doğru karar verecektir diyelim.

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.