SAHİP OLDUKLARIMIZIN FARKINDA MIYIZ?

Yazar Hakkında Son YazılarıAbout Tamer KAYIKÇIZEYTİN – 7 Haziran 2017KIVILCIM – 31 Mayıs 2017AVRUPA ŞAMPİYONU fENERBAHÇE – 25 Mayıs 2017BİLİMSEL VERİYE DAYANMADAN KENDİMİZİN DOKTORU OLMAK – 17 Mayıs 2017   TOPLUMUN ÖNÜNE ALTERNATİF SUNABİLMEK – 10 Mayıs 2017   İZMİR KİTAP FUARI – 3 Mayıs 2017   BAŞINDAN TOPUKLARINA KADAR YÜZSEKSEN SANTİM TOPRAK PARÇASI – 26 Nisan 2017   […]

SAHİP OLDUKLARIMIZIN FARKINDA MIYIZ?

Sürekli kullandığım yolun üzerinde her zaman gördüğüm bir ayakkabı boyacısı var. Kendisinin bir kolu yok. Bir kolunun neden olmadığının sebebini,ne zamandan bu yana olmadığını bilmiyorum. Her geçişim esnasında kendisini izlerim. Her zaman da yüzünde gülücükler eksik olmaz hatta etrafındakilerin de neşe kaynağıdır. Bazen onu uzaktan seyrederim, yanındakilere öyle hararetle anlatır ki üzerine de bir kahkaha patlatır.

Sonra kalabalık sokaklara dönerim. Her şeyi düzgün, eli ayağı yerinde, giyimleri kuşamları tam olan onlarca, yüzlerce insanı izlerim. Neredeyse tamamının yüzü asık durumda!

Tanıdığım yine birçok geliri yüksek, kazandığı paralarla yaşamını çok rahat idame ettirebilecek seviyede olan arkadaşlarım, dostlarım var. Sahip oldukları imkanlara rağmen yüzlerinin çoğu zaman gülmediğini ve sürekli gergin bir hayat yaşadıklarını biliyorum.

Bir tarafta vücudundaki eksikliklere rağmen yaşamasını bilen ama diğer taraftan hiç eksiği olmamasına, maddi durumlarının yerinde olmasına rağmen hayatın keyfini sürdüremeyen insanlar.

İnsan bazen sahip olduklarının farkına bile varmaz. Dünyanın yedi harikasını sayın dediğiniz zaman bundan binlerce yıl önce yapılmış, şimdi yerinde yeller esen tarihi eserler aklımıza gelir ama dünyanın asıl yedi harikası olan; görmek, duymak, tatmak, dokunmak, hissetmek, gülmek ve sevmek olduğunu aklımıza getirmeyiz.

Bütün bu duyulara sahip olup da bunların hakkını veremeden yaşamak insanın gerçek bir eksikliği olarak görebiliriz.

Kör, sağır ve dilsiz olan Helen Keller bütün bu duyulardan mahrum olmasına rağmen kendini geliştirmiş ve hatta düşünceleriyle başkalarını da aydınlatmanın gururunu yaşamıştır. Kitabının bir bölümünde şöyle der: “Sizce hayatım bütün sınırlamalara karşın pek çok noktada güzelliğe erişmiyor mu? Karanlığın ve sessizliğin de kendine göre harika yanları var ben elimdekilerle mutlu olmayı öğrendim. Başkalarının gözlerindeki ışık benim güneşim, kulaklarındaki müzik senfonim ve dudaklarındaki gülümseme mutluluğum oluyor.”

Kolu olmayan benim ayakkabı boyacısının benden, bizden nesi fazla da hayata her zaman gülümseyerek bakabiliyor? Sahip olduklarımızın farkında olmamamız mı mutluluğumuzu engelleyen?

Doktor ve hastası arasında şöyle bir konuşma söylediklerimizi daha iyi özetler herhalde

– Bittim doktor diye yakınıyor adam. Bütün paramı, her şeyimi yitirdim

– Hala görebiliyorsun değil mi?

– Evet doktor, görebiliyorum.

– Sanıyorum yürümende de bir sorun yok

– Çok şükür yürüyebiliyorum

– Rahatlıkla konuşabildiğimize göre hala beni duyabiliyorsun.

– Evet gayet iyi duyabiliyorum

Bu sözler üzerine doktor şöyle der:

– Sağlığın yerinde, her şeyin duruyor, sen sadece paranı yitirmişsin!

Sahip olduklarımın değerini bilmekle sahip olduklarımla yetinme arasında ince de olsa bir çizgi var. İnsanoğlu sahip olduklarıyla yetinseydi hala mağara devrinde yaşamaya devam ederdi.

Psikologların mutlu olmak için üzerinde anlaştıkları üç aynı nokta şöyle sıralanabilir: Elimizdekilerin değerini bilmek, elimizden geldiğince iyilik yapmak ve yaptığımız işi sevip onun üstünde yoğunlaşmak.

Tolstoy’a nasıl mutlu olduğunu sorduklarında “sahip olduklarıma sevinerek, sahip olmadıklarımı ise hiç düşünmeyerek” yanıtını vermiş.

Elinizde görmek, duymak, tatmak, dokunmak, hissetmek, gülmek ve sevmek gibi dünya harikası duyular var. Mutlu olmak için bundan daha zengin olamazsınız.

tamerkayikci@yahoo.com

 

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.