" />
bayan escort kuşadası
bursa escort
ümraniye escort
escort izmir
USD
3,4982
EURO
4,1826
ALTIN
145,9520

BU NEYİN REFERANDUMU? 

                         Ülkemizdeki siyasi partiler harıl, harıl 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan güya anayasa değişikliği referandumuna hazırlanıyor. Yapılacak olan bir genel veya yerel seçim mi? Yoksa Laik ,demokrat hukuk devleti rejiminin yani cumhuriyetimizin referandumu mu? En azından ben böyle düşünüyorum. 16 Nisan 2017 referandumunu iktidar partisi AKP ve cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yanlıları bir genel seçim havasına sokmaya çabalamaktadırlar. Çünkü aksini […]

BU NEYİN REFERANDUMU? 
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

                        

Ülkemizdeki siyasi partiler harıl, harıl 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan güya anayasa değişikliği referandumuna hazırlanıyor. Yapılacak olan bir genel veya yerel seçim mi? Yoksa Laik ,demokrat hukuk devleti rejiminin yani cumhuriyetimizin referandumu mu? En azından ben böyle düşünüyorum. 16 Nisan 2017 referandumunu iktidar partisi AKP ve cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yanlıları bir genel seçim havasına sokmaya çabalamaktadırlar. Çünkü aksini söylerlerse kendileri dışında ki seçmenlerin birleşmelerinden korkmaktadırlar.

Hiçte adil ve eşit olmayan koşullarla referandumda evet çıkartmak isteyen başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP ve Devlet Bahçeli her türlü argümanı kullanır oldular. AB ile ilişkilerden tutunda, Fransa Almanya ve Hollanda ile Türkiye cumhuriyeti devleti arasına duvar örmeye kalkışırlarken, bir taraftan da İç politikada tehditten tutunda her şeye  tevessül etmektedirler. Bu nasıl bir anlayıştır ki tarafsız kalması ve olması gereken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bile Evet için çırpınmaktadır. Evet için çırpınan bir kişinin gelecekte tarafsız olabileceğine inanmak bile saflığın ötesinde bir şeydir.

16 Nisan referandumunu rejimi değiştirmek değil de, partili adaylar arasında, kişiler arası bir seçim havasına sokmaya çalışmaktan başka bir çıkar yol bulamayan AKP kurmayları Anayasa değişiklik paketinin değiştirilecek maddelerini anlatacak ve savunacakları yerde, yol, köprü, istikrar, terör vs. hikayeleri ile yurttaşları etkilemeye çalışmaktadırlar. Her seçimde olduğu gibi gıda paketleri ve çeşitli hediyelerle seçim kazanma alışkanlıklarını bu defada Evet yazılı gıda paketleriyle yapmaya çalışmaktadırlar.

Yurttaşlarımız yolsuzluk, sürgün, yoksulluk baskı ve totaliter bir rejime doğru sürüklendiğimizi görmek zorundadır. Ülkemizde  12 Eylül cuntası, toplumu siyaset dışına atarken, zaten siyasallaşmaya başlamış olan bürokrasiyi AKP iktidarı daha da siyasallaştırmıştır. Devlet memuru gitmiş, hükümetin, partinin, bakanın, milletvekilinin memuru gelmiştir. Tabiri caiz ise Halk için hiçbir şey bırakılmamış, benim valim, benim kaymakamım, benim savcım, benim hakimim, benim memurum, benim halkım dönemi başlatılmıştır. 12 Eylül darbesinin ardından  başlayan öğrenci gençliğin ve toplumun “apolitize” edilme sürecinde ve AKP iktidarı döneminde toplumsal uyanış, siyasal bilinçlenme ve emek örgütleri tasfiye edilirken, sinsice siyaset, büyük sermayeye, kasaba politikacılarına, dinci cemaat ve tarikatlara bırakılmıştır.  Sınıf bilincinin ve kimliğinin yerini etnik, dinsel, mezhepsel kimlikler almıştır. Şeyh Sait, Saidi Nursi, İskilipli Atıf, Seyit Rıza, şeyhler ve şıhlar gibi feodal unsurlar tekrar öne çıkarılmıştır. İnsan hak ve özgürlükleri, eğitimde kalitenin arttırılması, çalışanın ve emekçinin hakları, iş güvenliği yasası ve işçi hakları, üretim, istihdam ilişkilerine yönelik tartışmalar yerini hadis, sure ve  ayetlere ve beddualara bırakmıştır. Parti örgütleri ve parti yöneticileri  yerelden koparılarak etkisizleştirilmiş, genel merkezlerin inisiyatif kullanmalarının, aday atamalarının önü açılmıştır. Buda hiçbir emek sarf etmeden belirli makamlara gelebilmenin ayak oyunlarının önünü açmıştır. Geldiğimiz süreçte, üç beş ayda yıldızı medya tarafından parlatılan  veya alaşağı edilebilen liderler dönemi başlamıştır. Halk yoksullaştırılarak Yurttaş olma bilincinden uzaklaştırılıp, bireyci ve çıkarcı bir hale dönüştürülmüştür. Siyasi partilerde emek sarf edenler değil, parası olanların, kapitalizmin ve sermayenin adamlarının dönemi başlamıştır. Buda doğal olarak mafyalaşan siyaseti, şirketleşen tarikatı, holdingleşen cemaati, yoksullaşan halkı, hukuksuzlaşan devleti, yozlaşan bürokrasiyi, medrese zihniyetli üniversiteleri doğurmuştur.

Ülkemizin son günlerde  yaşadıklarını, halkımıza yaşattırılanları, devletteki ve siyasetteki yozlaşmayı ve rejim üzerindeki kavgayı AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 yıllık icraat ve söylemleri ile birlikte düşünmek gerekir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının 15 yıllık süresi içinde, Ülkemiz sürekli bir gerilim içerisine sokulmuş, insanlarımız inançlarından veya etnik kimliklerinden dolayı ötekileştirilerek gruplaştırılmış ve neticede çok tehlikeli bir durum yaratılmıştır. 12 Eylül öncesinin sağ sol çatışması, günümüzde Kürt-Türk, sünni- Alevi gruplaşmalarına ve gerginliklerine  bilinçli bir şekilde sürüklenerek ülkemizin bölünmesi düşüncesi oluşturulmuştur. Devlet-cemaat- paralel devlet, kumpas söylemleri. Gezi direnişleri, Destan yazan polisler söyleminden, 17 Aralık yolsuzluk soruşturması ardından  darmadağın edilen polislere. dava dosyaları ellerinden alınarak görev yeri değiştirilen savcı ve hakimlere, HSYK’nın durumundan yargının getirildiği duruma, Başbakanın “burunlarından fitil, fitil getireceğiz” söylemlerine  ve en sonunda 15 Temmuz sözde darbe girişimi ve sonraki temizlik hareketine baktığımızda,  Ülkemizde neler oluyor, nerelere sürükleniyoruz, geleceğimiz ne olacak endişelerini de beraberinde getirmiştir. Toplum olarak bir belirsizliğin huzursuzluğunu yaşar hale geldik.

Rüyamızda görsek hayra yoramayacağımız terör örgütü ile devletin pazarlığı iddiaları, Kandil ve İmralı’nın görüşmeleri, Dolmabahçe mutabakatı, buralar ile yapılan veya yapıldığı iddia edilen pazarlıklar, doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin emniyet, asayiş ve geleceği konuları, sınır güvenliği,  komşu ülkelerle yaşadığımız ve halen süregelen sorunlara ek olarak şimdi birde Avrupa ve AB ile bilinçli bir şekilde oluşturulan sorunlar. Irak ve Suriye politikalarında ki Fiyaskolar göz önüne alındığında ne oluruyoruz. Ülkemiz nerelere sürükleniyor, İnsanımızın ve çocuklarımızın geleceği ne olacak. Ülkenin ve demokrasimizin temel taşları neden bir kişiye devredilecek gibi sorulara mutlaka her yurttaş kendi kafasında cevap bulmalıdır. Bu güne kadar yaşananları ve bu durumları bizlere yaşatanları göz önünde bulunduracağımız bir süreç  getirilmiştir önümüze.

İşte bu öngörüler doğrultusunda bir seçime doğru hızla yaklaşıyoruz. Aslında bu referandumu , bizlere yukarda saydığım olumsuzlukları yaşatan ve Ülkemizi dinci-Atatürkçü, Kürt-Türk, Sünni-Alevi ayrımına ve kutuplaşmasına getiren, ABD Emperyalizminin istekleri doğrultusunda rejimi değiştirmek ve dini esaslara göre dizayn etmek isteyenlerle, Laik , demokrat, çağdaş hukuk sistemini ve  üstünlüğünü, Yasama, Yargı ve Yürütmenin bağımsızlığını isteyenler arasında bir referandum olarak görüyorum.

Ya hep birlikte “HAYIR” diyerek bu emperyalist dayatması oyunu bozacağız, veya İran molla devrimi sonunda yaşananların ülkemizde de yaşanmasına “evet” diyerek sebep olacağız. Karanlığın aydınlığı boğmasına, güneşin karartılmasına meydan vermemek, ülkemizin bölünmesinin önüne geçmek,  etnik ve dinsel kutuplar arasındaki barış ve kardeşliğin sağlanabilmesi  için Atatürkçü,  Laik, demokrat, Çağdaş ve modern yaşam tarzını benimsemiş, Hukukun üstünlüğünden yana olan, Yasama, yürütme ve yargı’nın bağımsızlığını savunan her duyarlı yurttaşımızın sandığa gitmesini, 16 Nisan’ı  cumhuriyet rejiminin referandumu gibi görmesini, Atatürk Cumhuriyetinden  rövanşın almak isteyen ve haklarında Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk iddiaları bulunanlara, hak ettikleri cevabın verilmesi gerektiği düşüncesiyle oy kullanmasını,  ve kullandığı oy’una sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.

 

 

 

 

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.