" />
bayan escort kuşadası
bursa escort
ümraniye escort
escort izmir
USD
3,4982
EURO
4,1826
ALTIN
145,9520

 LAİKLİK GÜNÜ

      Bu hafta Laiklik Günü. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz laiklik üzerine olacaktır. Çünkü laiklik olmazsa olmazdır. Laiklik insan aklının özgürlüğünün sigortasıdır. Önce tanımından başlayalım. Çünkü laikliği ülkemizde bir kesim maalesef dinsizlik olarak tanımlamaktadırlar ki bu tamamen saptırılmış bir tanımlamadır. Amaç laikliği ortadan kaldırıp şeriat düzenini geri getirmektir. Oysa şeriat düzeninde kalkınmış […]

 LAİKLİK GÜNÜ
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

 

 

 

Bu hafta Laiklik Günü. Bundan dolayı bu haftaki sohbet konumuz laiklik üzerine olacaktır. Çünkü laiklik olmazsa olmazdır. Laiklik insan aklının özgürlüğünün sigortasıdır.

Önce tanımından başlayalım. Çünkü laikliği ülkemizde bir kesim maalesef dinsizlik olarak tanımlamaktadırlar ki bu tamamen saptırılmış bir tanımlamadır. Amaç laikliği ortadan kaldırıp şeriat düzenini geri getirmektir. Oysa şeriat düzeninde kalkınmış bir ülke dünyada yoktur.

Laiklik Latincede din adamı olmayan kimse, din adamları dışındaki halk demektir. Latincede din adamlarına Clerici, din adamı olmayanlara da Laici denirdi. Grekçede ise Laikos dinsel olmayan anlamındadır. Osmanlıcada ise Ladini denmiştir. Ayrıca Latincede saecularis’ten seküler de denmiştir. Seküler kelimesi İngiltere ile Almanya’da kullanılır. Aynı anlama gelir. Siyasi kudretin dini kudretten ayrılması demektir. Yani din işleriyle devlet işlerinin ayrılması demektir. Katolikler günümüzde laik kelimesini kullanırlarken Protestanlar seküler kelimesini kullanmaktadırlar.

Türk tarihine bakarsak şunları görürüz. Türkler İslamiyet’e geçmeden önce töre dedikleri yazısız geleneklerini uyguluyorlardı. Töreye aynı zamanda örf denildiği için bu devlet uygulamalarına örfi uygulamalar adı da veriliyordu. Cengiz Han devletinde laikliği uygulamıştır. İslamiyete geçtikten sonra kurulan devletlerde şeri kurallar uygulanmaya başlanmıştır. Ama yaşamla dini hayat arasındaki farklardan dolayı şeri kuralların yanında örfi kurallarda uygulanmaya sokulmuştur. Gerek Selçuklularda gerekse Osmanlılar da  şeriat kuralları yanında örfi kurallarda uygulanmıştır. Bu dönemlerde devletler büyümüşlerdir. 1517 yılında Mısır’ın fethinden sonra Arap ulemasının İstanbul’a getirilmesinden sonra devlette tutucu şeriat kuralları egemen hale getirilmiş ve din hayatın her kademesine egemen kılınmaya çalışılmıştır. Bildiğimiz şudur. Hayat dinin içinde değil, din hayatın içindedir. Hayatı dinin içine sokmaya çalışırsanız hayatı zora sokarsınız. Oysa dini hayatın içine sokarsanız din yeri olan vicdanlara çekilecek ve daha ahlaklı bir toplum oluşacaktır. Oysa tersi durumda yani hayatın dinin içine çekilmesi ile en fazla zarar görecek olan da yine din olacak ve din kötülüğün perdelendiği maske haline gelecektir. Nitekim Osmanlı’da hayat dinin içine çekildikçe toplumda yozlaşma artmış ve ülke geri kalmaya başlamıştır. 17.y.y. başında Osmanlı’da Kadızadeler diye bir dinsel topluluk devleti ele geçirmiştir. Bu grup toplumun her alanına müdahale etmiş ve ülkenin ilerlemesine engel olmuştur. Bu grubun egemen olduğu dönemde Hazerfan Ahmet Çelebi kanat takarak uçmuş, Lagari Hasan Çelebi ise roket takarak havaya yükselmiştir. İkisi de bu grup tarafından tehlikeli görülerek sürülmeleri ve yok edilmeleri sağlanmıştır. Bu dönemde Katip Çelebi gibi bir bilim adamı da  Osmanlı topraklarında yalnızlaşmıştır. Küçük kalfa denilen Katip Çelebi yazdığı Cihannüma adlı eserinde bu yalnızlığından ve toplumun tutuculuğundan şikayet etmektedir. Osmanlı Devletinde şeri hukukun yanında bir de örfi hukuk uygulanmıştır. Fakat son yüzyılda şeri hukuk öne çıkarılmaya çalışılmıştır. Genç Osmanlılar ile Jön Türklerin çalışmaları ile din  işleri ile devlet işlerinin ayrılması yolunda çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar yanında bazı laik kurallar hayata geçirilmiştir. 1876 yılında 1.Meşrutiyetin ilanı ile kabul edilen Kanuni Esasi’de devletin dini olarak İslamiyet yazılmıştır. 2.Abdülhamit ise halifeliğini sürekli hatırlatarak dini siyasetin içine çekmiştir. 1917 yılında İttihat ve Terakki Partisi laikliği kabul etmiş ama bunu anayasaya yazamamıştır. Hayatın bazı alanlarında laik uygulamalar yürürlüğe sokulmuştur. Bu uygulamalar dahi yobazları tahrik etmiş ve devlette pek çok çatışmalar görülmüştür. Kurtuluş Savaşı başlayınca TBMM 1921 yılında yeni bir anayasa kabul etmiştir. Bu anayasada da “Devletin dini İslamdır” ibaresi vardır. Ulu Önder Atatürk adım adım din işleri ile devlet işlerini ayırmaya başlamıştır. 1.Mart.1924 tarihinde Tevhidi Tedrisat kanunu kabul edilmiş ve bu kanunla şeriat mahkemeleri de kaldırılmıştır. 8.Nisan.1924 tarihinde ise kaldırılan şeriat mahkemelerinin yerine laik mahkemeler kurulmuştur. Böylece her yurttaş dini inanışları ne olursa olsun laik mahkemeler huzurunda eşit olarak yargılanmaya başlamışlardır. Bu hukukta bütünlüğü sağlamıştır. 10.Nisan.1928 tarihinde ise anayasadaki “Devletin dini İslamdır” ibaresi çıkarılmıştır. Bundan dolayı bu güne Laiklik Günü adı verilir. Bu madde çıkarıldıktan sonra milletvekilleri ile Cumhurbaşkanının yemin ederken vallahi yerine namusum üzerine and içerim ibaresi gelmiştir. 5.Şubat.1937 tarihinde ise laiklik maddesi anayasaya girerek yerini almıştır. Böylece Atatürk ilkeleri de tamamlanmıştır. Çok partili dönemden sonra siyaset adamlarının en fazla uğraştıkları madde laiklik maddesi olmuş ve bilinçli veya bilinçsiz hep bu maddeye saldırılmıştır. Son yıllarda ülkemizde yine hayatı dine hapsetme çalışmaları öne çıkmıştır. Şeriatla yönetilen Ortadoğu ülkelerinde hayat dinin içindedir ve bu ülkelerden kaçan insanlar dinin hayat içinde olduğu yani laik olan Avrupa ülkelerine kaçmaktadırlar. Bu göçler sırasında ülkemizde de kalan pek çok göçmen mevcuttur. Gelen herkes Türkiye’nin laik yapısından memnundur. Saygılarımla.

 

08.Nisan.2017

Sinan Kahyaoğlu

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.