" />
bayan escort kuşadası
bursa escort
ümraniye escort
escort izmir
USD
3,4982
EURO
4,1826
ALTIN
145,9520

   BAŞINDAN TOPUKLARINA KADAR YÜZSEKSEN SANTİM TOPRAK PARÇASI

Tolstoy’un okudukça tadına doyamadığım “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım” öyküsünde özetle şöyle bir bölüm vardır. Evin reisi Pahom, kendi halinde toprağını işler, yaşamını sürdürürken bir anda elindekilerin yeterli olmadığını düşünür. Daha çok toprağa sahip olma tutkusu hayatına egemen olur. Bütün koşulları zorlar, yeni yerler satın alır, kazandıkça daha çoğunu elde etmek için farklı arayışlara girer. […]

   BAŞINDAN TOPUKLARINA KADAR YÜZSEKSEN SANTİM TOPRAK PARÇASI
Yazı fontunu küçültür Yazı fontunu büyütür

Tolstoy’un okudukça tadına doyamadığım “İnsana Ne Kadar Toprak Lazım” öyküsünde özetle şöyle bir bölüm vardır.

Evin reisi Pahom, kendi halinde toprağını işler, yaşamını sürdürürken bir anda elindekilerin yeterli olmadığını düşünür. Daha çok toprağa sahip olma tutkusu hayatına egemen olur. Bütün koşulları zorlar, yeni yerler satın alır, kazandıkça daha çoğunu elde etmek için farklı arayışlara girer. Sonuçta kendisine konuk olan bir yolcudan aldığı bilgi yaşamını alt üst eder. Ona çok uzak bir yörede yaşayan Başkırlar’ın elinde, bir yıl yürünse bitmeyecek arazilerin bulunduğunu, kendisini sevdirirse onlardan yok pahasına istediği kadar toprak alabileceğini söyler. Pahom, elinde avucunda ne varsa paraya çevirip yola düzülür. Bir haftalık yolculuktan sonra Başkırlar’ın toprağına ulaşır. Onlarla bir süre söyleştikten, getirdiği hediyeleri sunduktan sonra orada bulunma nedenlerini anlatır. Reisleri, koşulları yerine getirebilirse dilediği kadar toprak alabileceğini söyler. Koşulları şöyledir: Pahom, şafak sökmeden bin rubleyi reisin şapkasının içine bırakacak, gün batımına kadar işaret ettiği bütün toprakları bu bedelle satın almış olacaktır; ancak yola çıktığı tepedeki noktaya, güneş batmadan dönmüş olması gerekecektir.

Pahom büyük bir sevinçle söylenenleri kabul eder. Bütün gece heyecandan uyuyamaz. Sabah daha şafak sökmeden, bir tepede belirtilen noktaya gider. Reis başlama işaretini verdikten sonra Pahom elinde bir kürekle yola koyulur. Arazinin güzelliği karşısında Pahom’un gözleri parlamakta, kısa zamanda daha çok yeri işaret etmek ve onları kendi toprağına katmak için ecele etmektedir. Yorulmasına karşın, dinlenmeye olsun zaman harcamak istemez. Aklı başına gelip geri dönmeyi düşündüğünde güneş de batmak üzeredir. Tüm ağırlıklarını üstünden atarak büyük bir telaşla koşmaya başlar. Zamanında yetişemezse her şeyini yitirecektir. Sonuçta tepeye tırmandığında soluğu kesilir, ağzından kan gelir ve Reis’in önüne cansız yere yığılır.

Uşak küreği alarak efendisinin içine sığabileceği büyüklükte bir mezar kazdı ve efendisini bu mezara gömdü. Başından topuklarına kadar yüz seksen santim uzunluğundaki bu toprak parçası, Pahom’a yetip artmıştı bile.

Günün koşuşturmaları içinde kimimiz esnaf, kimimiz memur, işçi, çiftçi, siyasetçi, kimimiz yönetici sıfatlarımızla sahip olduğumuz sıfatlardan farklı daha da fazlasının peşinden koşuşturuyoruz. Bu koşuşturma insan doğasının bir gereği. Her birimiz yaşadığımız koşulları, işimizi daha iyiye doğru gitmesini doğal olarak isteriz. Bunu yadırgamamız mümkün değil. Fakat bunların peşinden koşarken kendimizden, erdemlerimizden, insanlığımızdan ödün veriyor muyuz? Daha fazlasını isterken başkalarının sırtına mı basıyoruz? Peşinden koştuğumuz hedefimiz bizim ihtiyacımızın çok ötesinde bir istek mi? elimizdeki olanaklarla yetinip mutlu olmanın peşinden koşabiliyor muyuz?

Varsıllık ile yoksulluk görece bir kavram. Bizim onlara verdiğimiz önem doğrultusunda bir anlam kazanıyor. Birimizin çok değer verdiği bir şeye bir başkası değersiz bulabiliyor. Sahip olduğumuz olanaklarımız ona verdiğimiz değer ölçüsünde bizim mutlu ya da mutsuz olmamıza neden oluyor.

Dünyada her şeyin mutlaka daha iyisi olacaktır. Bugün yoksa bile yarın muhakkak olacaktır. Buna karşılık insanın istekleri sınırsız. Buna bir sınır koymak imkansız gibi. Ekonomi bilimi de buradan doğuyor zaten. Sınırlı olanaklarımızla sınırsız isteklerimizi yönetmeye çalışıyoruz. Kitle iletişim araçları da her gün her an bizi tüketime doğru yönlendiriyor zaten. İnsanın doğası da buna müsait. Bu nedenle insanın doyumsuzluğu onun mutsuz olmasına neden oluyor. Doyumsuzluk arttıkça insanın mutluluğu da azalıyor.

Bir düşünür şöyle der: yoksul çok şey ister, hırslı ise her şeyi!

Julius Caesar Alp dağlarını geçerken bir köyü işaret ederek söylediği şu sözler tutkularımızı anlatmaya yeter. “Roma’da ikinci olmaktansa, bu küçük köyde birinci olmayı yeğlerim.

Çulsuz, çarıksız gelip devletin bir yerinde kendine mevki bulanlar, devletin malı deniz yemeyen keriz deyip iyice semirenlere buradan Tolstoy’un söylediği şekilde seslenelim. Başından topuklarına kadar yüz seksen santim uzunluğundaki bu toprak parçası, Pahom’a yetip artmıştı bile. Sizinki de tutsa tutsa en fazla o kadar tutacak. Haberiniz olsun!

tamerkayikci@yahoo.com

Yorumlar

yorum

Gazetemiz Basın Meslek İlkelerine uymaya söz vermiştir. Köşe yazılarının ve reklamların sorumlulukları sahibine aittir.
© Tüm hakları saklıdır.