Tahtacı Türkmenlerin kimlik ve etnik kökenleri hakkında bugüne kadar pek çok makale ve benzeri yazılar olmasına rağmen çözümlenemeyen konu kim olduklarıdır. Yakın zamanlarda yayınlanan araştırmalarda konu yavaş yavaş açıklığa çıkmaya başlamış ve bugün hemen hemen tüm araştırmacılar Tahtacı Türkmenlerin “Ağaçeriler” olduğu konusunda birleşmişlerdir.

Şimdi de Ağaçerilerin kim olduğu konusunda tartışmalar başlamıştır. Her önüne gelen, birkaç makale okuyan, yada Faruk Sümer’in kitaplarını okuyanlar onları çok sığ bir tarif ile ağaç adamı, ağaçlık bölgelerde yaşayan ve ağaç işçiliği ile uğraşan kişiler olarak adlandırmaktadır. Etnik kimliklerine gelince konu yine saptırılmaya ve yüzeysel bir ifade ile Oğuz boylarından değiller ama kesinlikle Türkmen’dirler yani Türk’dürler diyerek konunun içinden sıyrılmak yolunu seçmektedir.

ÇERİ ; Öztürk’çe asker demektir.

AĞA: Türk devletlerinde askeri ve sivil kuruluşlarda kullanılan bir unvan.

Bu iki kelimenin bitişik yazılabileceği ve böylelikle Ağanın askerleri anlamlarına gelebileceği de göz ardı edilmemelidir.

Ağa Türk devletlerinde askeri ve sivil kuruluşlarda kullanılan bir unvan. Moğolca büyük erkek kardeş manasındaki “aka” kelimesinden Türkçeleşmiştir. Bu manasından başka, bazı lehçelerde baba, dede, amca, dayı, abla gibi yaşça büyük akrabalar için kullanılmaktadır.

AĞAÇERİLER VE HUNLAR

Konu ağaçeriler olunca araştırmak da hayli zor, çünkü kaynak bulmak konusu neredeyse imkansız gibi bir şey. Ben bulduklarımı yazacağım.

466 yılında Avrupa hunlarına bağlı (Batı Hun İmparatorluğu) Ağaçeri Türk boyu Azerbaycan yolu ile doğu Anadolu’ya gelmiştir. Sasani kaynakları bunları “Akkatlar”  Bizans kaynakları Akatzir olarak tanımlamaktadır. Ağaçeriler’in bir bölümü Halep, Şam yörelerine kadar inmişlerdir. Kafkasya, Mezepotamya ve Doğu Anadoluda kuvvetli bir devlet kurmuş olan Karakoyunlular içinde önemli bir boy olarak bu Ağaçeri kavmi de mevcuttur.

“Bu izahattan vaktiyle Don ve yukarı dnyeper arasında oturan ağaçeri kavminin (33) Hun ittifakının bir uzvu olduğu, kendi hükümdarları idaresinde müstakil olarak yaşadığı anlaşılmaktadır”

Büyük Hun imparatorluğunun yıkılışından sonra Batıya göç eden Hunların bir kolu 395 tarihinde Erzurum üzerinden Anadolu’ya gelmiş. 451 yılında onları Akhunlar izlemişlerdir. Büyük bir göç dalgası da 466 da gerçekleşmiş , Avrupa Hunlarına bağlı Ağaçeri Türk boyları Anadolu’ya gelmişler ve yerleşmişlerdir. Diyor kaynaklar. (Tahtacılar Aktav yarımadasından kazdağlarına gelerek yerleşmiştir savı da bu konuda değerlendirilmelidir.)

Reşidüddin de anlatılan Oğuz-Kağan destanına göre Kıpçaklar, 24 Oğuz boyundan biriydiler. Reşidüddin’de “Kıpçak, Kalaç ve Ağaç-eri kabileleri oğuzlarla karışıp kaynaşan halktan türemişlerdir” denilmektedir.

Oğuz-Kağan’ın kıpçak adını verdiği ve Kıpçak kabilesinin kendisinden türediği kabul edilen efsanevi çocuk, Oğuzların it-barak kabilesine karşı düzenledikleri başarısız bir sefer sırasında dünyaya gelir. Çocuğu bir ağaç kovuğunda bulurlar. Ve ona bu duruma uygun bir isim verirler. “Kobuk-Kovuk” sözcüğünden türetilen bu kelime Türkçede “İçi çürümüş ağaç” demektir. Ebu’l gazi ” eski Türk dilinde içi oyuk ağaca Kıpçak derlerdi” demektedir ki, gördüğümüz gibi qubçak-gyvcaq kelimesi içi boş, çürümüş anlamındadır.

Oğuz-Kağan destanında ki efsanenin bir başka versiyonuna göre, Kıpçak adı verilen çocuğun dünyaya gelişinden önce yeryüzünde bir ağacın aşırı şekilde büyüdüğü anlatılır. Oğuz-Kağan nehri geçmek için ağacın kesilmesini emreder. Oğuz-Kağan nehri geçerken keresteden yapılmış salda dünyaya gelen çocuğa güya “sen benim gibi prens ol ve adın kıpçak olsun” der.

Sözü edilen efsanelerde sürekli olarak kıpçak’ın ağaçtan zuhur ettiği, yani Kıpçakların kökeninin ağaç ve ormanla ilintili olduğu vurgulanmaktadır. Şu veya bu halkın türeyişiyle ilgili eski etnogenetik efsanelerde süjeyle ilgili her detayın gizli bir genetik kökeni vardır. Ve her özellikte muayyen bir etnik topluluğun yaptığı işe şifreli bir işaret mevcuttur. Kıpçakların etnik gelişimin daha erken dönemleriyle ilgili rivayetlerde mutlaka ağaç ve ormandan söz edilmesi , onların ormanın yavaş yavaş bozkırla yani orman- bozkır şeridiyle yer değiştirdiği bir yerde türemiş olmaları ihtimalini göz ardı etmemize imkan tanımamaktadır.

Reşidüddin’de Kıpçaklarla birlikte ormanlık bölgede yaşayan başka bir halktan söz edilmesi de dikkat çekicidir. Bilindiği gibi bu halk “Ağaç-eri” adıyla meşhurdur.

Reşidüddin’e göre Urasut, Telengüt, kuştemi, ormancı urankat da orman kabilelerine mensuptur. Ona göre çadırları ormanlık alanda bulunan her kabileye orman kabilesi denilir. Konuya devam edeceğim.

İbrahim Kızıler

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz